M

ma: su.

maa: "beraber, birlikte" mânâsında ön ek.

maabid: mabetler, tapınaklar.

maâd: âhiret.

maâdâ: başka.

maadin: madenler, metaller.

maahazâ: bununla beraber.

maalesef: yazık ki.

maalgayr: başkasıyla birlikte.

maali: yücelikler.

maaliftihar: iftiharla, seve seve.

maaliyat: yüce bilgiler, yüksek mertebeler.

maalkerâhe: kerahetle, çirkinlikle.

maalkifaye: yeterli olmakla birlikte.

maalmemnuniye: memnuniyetle.

maamâfih: mamâfih, bununla beraber.

maânî: mânâlar, anlamlar.

maârif: marifetler, ilimler, tanımalar, eğitim.

maârifperver: eğitimi seven.

maâriz: sözün gizli mânâları.

maâsi: günahlar, isyanlar.

maaş: geçinilecek şey, yaşayış, aylık para.

maaşen: yaşayış ve geçim bakımından.

maatteessüf: üzülerek, yazık ki.

maâyib: ayıplar.

maazallah: Allah korusun.

mâbâd: sonrası.

mâbâdettabiîye: fizik ötesi, metafizik.

mâbed: mabet, ibadet yeri.

mâbeyn: arası.

mâbihiliftihar: kendisiyle iftihar olunan.

Mâbûd: kendisine ibadet edilen Allah.

Mâbûdiyet: Mabutluk.

mâcerâ: serüven.

mâcid: yüce, şerefli.

mâcun: maddelerin ezilmiş hâli.

madalya: başarılı kimselere takılan madeni nişan.

madalyon: boyuna takılan süs eşyası.

madde: uzayda yer dolduran varlık.

maddeperest: maddeye taparcasına düşkün olan.

maddeperver: maddeyi seven.

maddeten: maddece, madde bakımından.

maddî: madde ile ilgili, maddece.

maddîyât: maddî şeyler.

maddîye: madde olan.

maddiyyun: maddeciler, mâneviyata inanmayanlar îmansız felsefeciler.

maddiyyunluk: maddecilik, materyalizm, maddeden başka her şeyi inkâr eden dinsiz felsefeciler.

mâdele: adalet yeri.

mâdelet: adalet etmek.

mâdem: böyle olunca.

mâden: metal, kaynak.

mâdeniyat: madenler, metaller.

mâder: ana.

madrûb: vurulmuş, dövülmüş.

mâdûd: sayılan.

mâdûm: yok olan.

mâdûmât: yok olanlar.

mâdûmiyet: yok olma, yokluk.

mâdûn: alt taraf.

mâfât: telef olan, yiten.

mâfevk: üst.

mâfihâ: içindekiler.

mafsal: eklem.

mâfüvv: bağışlanmış.

mağazî: gaza hikâyeleri.

mağdûb: gazaba uğramış.

mağdur: haksızlığa uğramış.

mağfiret: Allahın affı.

mağfûr: affedilen.

mağlata: kafa karıştıran aldatıcı söz.

mağlûb: yenilmiş, mağlup.

mağlûbane: yenilmiş bir hâlde.

mağlûbiyet: yenilgi.

mağmûm: gamlı, tasalı, bulutlu.

mağmûre: adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen.

mağrib: batı, akşam.

mağrur: gururlu.

mağrurâne: gururluca.

mağruren: gururlanarak.

mağz: öz, iç.

mah: ay.

mahal: yer.

maharet: ustalık, beceri.

maharim: mahremler, yasaklar, gizliler.

mahbes: hapishane.

mahbub: sevgili.

mahbubâne: sevilerek.

mahbubât: sevgililer.

mahbubiyet: sevilirlik.

mahbus: hapsedilmiş.

mahbusîn: hapsedilenler.

mahbusiyet: hapsedilmişlik.

mahcûb: utangaç, sıkılgan.

mahcûbiyet: utangaçlık.

mahcûr: kısıtlı.

mahdûd: sınırlı.

mahdûdiyet: sınırlılık.

mahdum: oğul, kendisine hizmet edilen.

mahdumiyet: mahdumluk.

mahfaza: koryucu kap.

mahfel: kapalı yer, camilerde yüksek yer.

mahfî: gizli.

mahfîyât: gizlilikler, gizli olanlar.

mahfûz: korunmuş.

mahfûzât: hafızadakiler, korunanlar.

mahfûziyet: korunurluk.

mâhî: balık.

mâhir: maharetli, becerikli.

mâhirâne: ustaca, beceriklice.

mahiyet: öz, nitelik, kendilik.

mahiyyat: mahiyetler, özler.

mahkeme: davaların görülüp hükme bağlandığı yer.

mahkî: hikâye olunan.

mahkîanh: kendisinden bahsedilen.

mahkûm: hükümlü, cezalı, mecbur.

mahkûmiyet: mahkûmluk.

mahlâs: yazarın takma adı.

mahlûk: yaratık.

mahlûkat: yaratıklar.

mahlûkiyet: yaratılmışlık.

mahmil: deve üstündeki sepet, bir söze yüklenen mânâ.

mahmûd: övülmüş.

mahmûl: yüklenilen.

mahmûle: yük.

mahmûr: baygın göz.

mahrec: çıkış yeri.

mahrek: yörünge.

mahrem: gizli, yasak, başkasına haram olan, evlenilmesi haram olan akraba.

mahremâne: mahremce, gizlice.

mahremiyet: mahremlik, gizlilik, yasaklık.

mahrûkat: yakıtlar.

mahrûm: yoksun.

mahrûmiyet: yoksunluk.

mahrût: koni.

mahrûtî: konik.

mahsub: hesaplanmış.

mahsûd: kıskanılan.

mahsûl: ürün.

mahsûlât: ürünler.

mahsûldâr: ürünlü.

mahsûr: kuşatılmış.

mahsûs: hissedilmiş, birine ayrılmış, bile bile.

mahsûsât: mahsuslar.

mahsûsiyet: mahsusluk.

mahşer: ölülerin dirilip toplanacakları yer.

mahşernümâ: mahşeri andıran.

mahşûş: içine girilmiş, lekelenmiş.

mahtûmâne: bitirircesine, bir kitabı bitirince verilen ziyafet gibi.

mâhud: bilinen, sözü edilen.

mâhudiyet: bilinirlik.

mahuf: korkulu.

mahv: benlik bakımından silinme.

mahvetme: silme.

mahviyet: silinme hâli.

mahviyetkâr: benliğini silen.

mahviyetkârane: benliğini silercesine.

mahz: sadelik.

mahzâ: sade.

mahzân: sadece.

mahzen: hazine odası.

mahzeniyet: mahzenlik.

mahzûf: çıkarılan, kaldırılan.

mahzûn: üzgün.

mahzûnâne: üzgünce.

mahzûr: sakınca.

mahzûrât: sakıncalar.

mahzûz: hoşlanan.

mahzûzât: hoşlanılan şeyler.

maî: su cinsinden, su ile ilgili, mavi.

mâide: sofra.

mâil: eğilmiş, meyilli, istekli, andırır, yörünge.

mâile: eğri, eğik.

mâilikamer: ayın yörüngesi.

maîşet: yaşayış, geçim.

maiyyet: yanındakiler.

makabir: mezarlar.

mâkabl: öncesi.

makad: oturak yeri, arka.

makalât: makaleler.

makale: söz, gazete yazısı.

makalid: kilitli yerler.

makam: yer, mertebe, müzikte usul.

makamât: makamlar.

Makâmımahmûd: Peygamberimize verilen yüksek makam.

makamperest: makam düşkünü.

makarr: karar yeri, durulan yer.

makasıd: maksatlar, gayeler.

makber: mezar.

makberistân: mezarlık.

makbûl: kabul edilen, geçerli.

makbûliyet: kabul edilebilirlik, geçerlilik.

makdis: kutsal yer.

makdûrat: takdir edilenler, kudret eserleri.

mâkes: yansıma yeri, ayna.

makhûr: kahredilmiş, ezilmiş.

mâkis: karşılaştırma.

makrû: okunan.

makrûn: yakın, ulaşmış.

maksad: istenen.

maksûd: istenen şey.

maksûm: bölünmüş.

maksûr: kısaltılmış.

makta: kesit.

maktel: öldürülen yer.

maktûl: öldürülmüş.

mâkûd: bağlı.

mâkûl: akla uygun.

mâkûlâne: akla uygun biçimde.

mâkûlât: akla uygun olanlar, akılla ilgili bulunanlar.

mâkûle: akla uygun olan.

mâkûliyet: akla uygunluk.

mâkûs: ters.

mâkûse: tersine çevrilmiş.

mâkûsen mütenâsib: ters orantılı.

makûsen: tersine olarak.

makzî: kaza olunan, ödenen.

mâl: bir kimsenin eli altında bulunan değerli şey.

mâlâmal: dopdolu.

mâlâyanî: faydasız, boş, saçma.

mâlâyanîyât: faydasız şeyler.

mâlâyutak: dayanılmaz, güç yetmez.

mâlihülyâ: boş hayâller, kara sevda.

mâlik: mülkün sahibi.

mâlikâne: büyük ev, sahip gibi.

Mâlikî: dört hak mezhepten biri.

mâlikiyet: sahiplik.

mâliye: mal ile ilgili olan.

mâlûl: hasta.

mâlûliyet: hasta olma.

mâlûm: bilinen.

mâlûmât: bilinenler.

mâlûmiyet: bilinirlik.

mamâfih: bununla beraber.

mâmelek: olanca malı.

Mamhuran: bir aşiret ismi.

mâmûl: yapılmış.

mâmûlât: yapılmış şeyler.

mâmûr: bayındır, şenlikli.

mânâ: anlam, öz.

mancınık: eski bir silah, taş atma aleti.

Mançur: Asyada yaşayan bir kavim.

manda: sömürge, camız.

mânde: kalmış, yaramaz.

mânen: mânâca, anlamca.

mânend: benzer, eş.

mânevî: maddî olmayan, ruhanî.

mânevîyât: madde üstü hâller.

mânevîye: mânâ ile ilgili.

manevra: hareket kabiliyeti, harp oyunu.

mânî: engel.

mânîâ: engel olan.

mânidâr: anlamlı.

mânidârâne: anlamlıca.

mansıb: makam.

mansub: atanan.

mansûr: yardım görmüş, zafere ulaşmış.

mansûs: iyice kesinleşmiş, âyetle sabit.

mantık: düşünen akla kurallarıyla yol gösteren ilim.

mantıkî: mantıkla ilgili, mantıklı.

manyetizma: başka üzerinde uyuşukluk verici tesir.

manzar: bakış yeri.

manzara: görünüş.

manzûm: nazımlı, dizili, düzenli, şiir.

manzûme: şiir, sistem.

manzûmeişemsiye: güneş sistemi.

mâr: yılan.

mâraz: sergi.

maraz: hastalık.

mâreke: çarpışma yeri, çarpışma.

mârez: sergi.

mârık: dinsiz.

mârife: belli, bilinen.

mârifet: ilim, hüner, tanıma.

mârifetâşinâ: marifetin yabancısı olmayan.

mârifetnâme: marifet yazısı.

mârifetullah: Allahı bilme, tanıma.

marîz: hasta.

mâruf: bilinen, güzel.

mârufiyet: bilinirlik.

Mârût: sihir belleten iki melekten biri.

mâruz: arzolunan, verilen, anlatılan, karşı karşıya kalan.

mâruzât: anlatılanlar.

marzî: arzu edilen, razı olunan.

marzîyât: razı olunan şeyler.

mâsadak: bir sözü onaylayan, doğrulayan.

masârif: masraflar, giderler.

masârifât: masraflar.

masdar: kök, kaynak.

masdariyet: masdarlık.

masdûk: tasdiklenen.

mâsivâ: yaratıklar.

mâsivâullah: Allahın yarattıkları.

mâsiyet: isyan, günah.

maskara: kendisine gülünen.

maskaraâlûd: maskaralı.

maskat: düşülen yer, doğum yeri.

maslahat: fayda, iş.

maslahatdâr: faydalı.

maslahaten: faydaca.

maslahatkâr: faydalı.

maslahatkârâne: faydalı biçimde.

masnû: sanatla yapılmış eser.

masnûât: sanatlı yapılmış eserler.

masnûiyet: sanat eseri olma hâli.

mason: "masonluk" denilen kökü dışarıda gizli ve tehlikeli bir örgütün üyesi, islâm düşmanı.

masraf: gider, harcama.

masrûf: harcanmış.

mass: emme.

mâsum: günahsız, suçsuz.

mâsumâne: masumca.

mâsume: suçsuz kadın veya kız.

mâsumiyet: masumluk.

mâsûn: korunan.

mâsûniyet: korunurluk.

mâşâallah: Allah korusun!

mâşer: topluluk.

mâşerî: topluluğun olan.

maşraba: su kabı.

maşrık: doğu.

mâşûk: sevilen.

mâşûka: sevilen kadın.

matbaa: basımevi.

matbah: mutfak.

matbû: basılmış.

matbûât: basın, basılanlar.

mâtem: yas.

mâtemâlûd: yasla karışık.

mâtemhâne: yas evi.

materyalist: maddeci, sadece maddeye inanan îmansız.

materyalizm: maddecilik, maddeden başka varlık tanımayan îmansız felsefe.

matiyye: binek.

matlâ: güneşin doğduğu yer.

matlab: istenen.

matlûb: istenilen.

matlûbât: istenilenler.

matmah: tamah ile bakılan.

matrûd: kovulan.

mâtûf: yöneltilen.

matûmât: yemekler.

Mâtüridî: itikadda hak mezhep imamı olan âlim.

matvî: dürülen, içine tıkılan.

maûn: yardım.

maûnet: yardımlar.

mâverâ: perde arkası.

mâvudieleh: varlık gayesine uygunluk.

mavzer: bir çeşit tüfek.

mâye: maya, öz.

mâyî: sıvı.

mazâhir: görünme ve ortaya çıkma yerleri.

mazanne: zanlı yer veya kimse

mazarrât: zararlar.

mazbata: tutanak.

mazbût: tutulan, derli toplu.

mâzeret: elde olmayan özür.

mazhar: ortaya çıkma ve görünme yeri.

mazhariyet: mazharlık.

mâzi: geçmiş zaman.

mâziyât: geçmiş zamanlar.

mazlûm: zulüm görmüş, sessiz.

mazlûmâne: zulüm görmüşcesine.

mazlûmen: zulmedilerek.

mazlûmîn: zulmedilenler.

mazlûmiyet: zulme uğramışlık.

mazmaza: abdestte ağzı yıkamak.

mazmûm: eklenmiş.

mazmun: ince anlamlı söz.

maznun: zanlı, sanık.

mazrûf: zarfa konan.

mâzûr: özürlü.

mâzûriyet: özürlülük.

meâb: sığınak, dönüş yeri.

meâd: varılacak yer, âhiret.

meâl: sözün kısaca anlamı.

meânî: anlamlar.

mearic: çıkılacak yerler.

meâsi: isyanlar, günahlar.

meâyib: ayıplar.

mebâdi: başlangıçlar.

mebâhis: konular.

mebde: başlangıç.

mebğuz: sevilmeyen.

mebhas: bölüm.

mebhût: şaşkın.

meblağ: tutar, miktar.

mebnî: kurulan, dayanan.

mebsût: genişleyen.

mebsûten: genişleterek.

mebûs: gönderilen, milletvekili.

mebûsân: mebuslar, milletvekilleri.

mebzûl: bol, çok, ucuz.

mebzûliyet: bolluk, çokluk, ucuzluk.

mecâl: tâkat.

mecâlis: meclisler.

mecâz: sözün başka mânâda kullanılması.

mecâzî: mecazlı.

mecbûr: zorlanmış, zorunlu.

mecbûriyet: mecburluk.

meccânen: bedava, parasız.

mecelle: dergi, kanun dergisi.

mechul: bilinmeyen, meçhul.

mechure: nefesin tutulup sesin çıkarılmasıyla okunan harfler.

mecid: yüce, şerefli.

meclis: bir mesele için toplanmış insan topluluğu.

meclûb: çekilen, celbolunan.

mecmâ: toplanılan yer.

mecmû: toplam.

mecmua: yazılar topluluğu, dergi.

mecnûn: deli, çılgın.

mecrâ: su yolu, kanal.

mecrûh: yaralı.

mecrûr: son harfi esre olan kelime.

mêcul: yapılmış.

mêcur: ücretlenme.

mecûsî: ateşe tapan.

meczûb: cezbeli, kendini kaptırmış, başkasının etkisiyle davranan.

meczûbane: cezbeye kapılmışcasına.

medâr: sebep, vesile, kaynak, yörünge.

medâris: medreseler.

medayih: övgüler.

medd: kabarma, uzatma.

meddâh: öven.

medde: uzatma işareti.

meded: yardım.

mededkâr: yardım eden.

mededres: yardımcı.

medenî: terbiyeli, kibar, şehirli.

medeniyet: düzenli ve ileri hayat seviyesi, şehirlilik.

medeniyetperest: medeniyete aşırı düşkün olan.

medeniyetperver: medeniyeti seven.

meder: çakıl taşı.

medfen: mezar.

medfûn: gömülmüş, defnedilmiş.

medh: medih, övme.

medhal: giriş, etki.

medih: övme.

medîha: övgü.

medîne: şehir.

medlûl: kendisine delil getirilen, mânâ, anlatılan.

medlûliyet: kendisine delil getirilme.

medrese: dershane, okul.

Medresetüzzehrâ: parlak medrese.

medyum: cinci.

medyun: verecekli.

mefâhim: mefhumlar, kavramlar.

mefâhir: övünülecek şeyler.

mefâsid: bozguncular.

mefatih: anahtarlar.

mefhar: övünme sebebi.

mefhum: kavram.

mefkud: bulunmayan.

mefkûre: ülkü.

meflûc: felçli, inmeli.

mefrûş: döşeli.

mefsedet: fesatlık, bozukluk.

mefsûh: hükmü kaldırılan.

meftûn: tutkun, vurgun.

meftûniyet: tutkunluk, vurgunluk.

meftûr: bezgin.

mefûl: fiilden etkilenen.

mefûliyet: fiilden etkilenmişlik.

meh: ay.

mehâbet: heybet, büyüklük.

mehâfet: korku.

mehâfetullah: Allah korkusu.

mehâlik: tehlikeler.

mehâsin: güzellikler.

mêhaz: kaynak.

mehbît: inilen yer.

mehbût: korkudan şaşıran.

mehcûr: ayrılmış.

mehd: beşik.

Mehdî: hidayete eren ve hidayete vesile olan, âhirzamanda eserleri ve talebeleriyle îmana hizmet ederek yeryüzünü nurlandıran büyük ve nuranî âlim.

Mehdîmisâl: Mehdî gibi.

mehenk: ölçü taşı.

mehîb: korkulan.

mehmâemken: olabildiğince.

mehmûse: fısıltıyla okunan harfler.

mehr: mehir, erkeğin kadına verdiği evlenme bedeli.

mehtâb: mehtap, ay ışığı.

mehter: Osmanlılarda askerî müzik takımı.

mekâdir: miktarlar.

mekân: yer, ev.

mekânî: mekânla ilgili.

mekanik: hareket ilmi.

mekanizma: makine kısmı, işleyiş.

mekârim: iyilikler.

mekatı: duraklar.

mekâtib: okullar.

mekâyis: ölçütler.

mêkel: yemek yenilen yer.

mekîk: bir dokuma âleti.

mekîn: sakin, vakarlı, saygın.

mekkâr: hileci, düzenci.

Mekke: Kabenin bulunduğu mukaddes şehir.

meknun: örtülü, gizli.

meknûz: gizli define.

mekreme: ikram yeri.

mekruh: kötü, çirkin.

meksûb: kazanılmış.

meksûbe: kazanılan.

mekşûf: keşfedilen, açılan.

mekteb: mektep, okul.

mektûb: mektup, yazılan.

mektûbât: mektuplar.

mektûbe: yazılmış.

mektûm: gizli, saklı.

mêkûlât: yiyecekler.

melâb: oyun yeri.

melâbe: oyun yeri.

melâbegâh: oyun oynanan yer.

melâhat: yüz güzelliği.

melâhim: savaş yerleri.

melâib: oyunlar, oyun yerleri.

melâik: melekler.

melâike: melekler.

melâiketullah: Allahın melekleri.

melâl: can sıkıntısı.

melâmet: kınanmışlık.

melâmî: kınanmış, melamilik tarikatından olan.

Melâmîlik: kendini kınamayı esas alan bir tarikat.

melâne: lânete lâyık olan.

melbûsât: giyecekler.

melcê: sığınak.

meleiâlâ: büyük meleklerin âlemi.

melek: nurdan yaratılmış masum varlık.

melekât: melekeler.

meleke: zihnin anlama, kavrama, hatırlama gibi özellikleri, tekrar tekrar yapmaktan dolayı kazanılan beceri.

melekî: melekle ilgili, melek gibi.

melekiyet: meleklik.

meleksimâ: melek yüzlü.

melekût: melekler âlemi, varlıkların ilâhî isimlere bakan iç yüzü.

melekûtî: melekutla ilgili.

melekûtîyet: melekutluk.

melekülmevt: ölüm meleği.

melez: ırkı karışık.

melfûf: paketlenip gönderilen.

melfûfât: paketlenip gönderilenler.

melfûz: söylenmiş.

melhûz: düşünülebilen.

melîh: güzel, şirin.

melîk: hükümdar.

melîke: kadın hükümdar.

melîl: üzgün.

melsûk: yapıştırılmış.

mêlûf: alışılmış.

melûl: usanmış.

melûn: lânetli.

melûnâne: melunca.

melzum: lüzumlu.

memâlik: memleketler.

memât: ölüm.

memduh: övülmüş.

memduha: övülmüş.

memer: geçit.

memlû: dolu.

memlûk: köle.

memnû: yasak.

memnûn: hoşnut.

memnûnâne: memnunca.

memnûniyet: memnunluk.

mêmûl: umulan.

Mêmûn: felsefe kitaplarını tercüme ettirmesiyle meşhur bir halife.

mêmûn: emin, korkusuz.

mêmûr: emir altında olan.

mêmûrîn: memurlar.

mêmûriyet: memurluk.

memzûc: karışık.

men: kim.

men: yasaklama.

menâbî: kaynaklar.

menâfî: menfaatler.

menâfiz: delikler.

menâhî: yasaklananlar.

menâhic: metodlar.

menâkıb: hayat hikâyeleri.

menâm: uyku.

menâmen: uykudayken.

menâr: ışık tutucu.

menâsık: ibadet yerleri.

Menat: bir putun adı.

menâtık: mıntıkalar, bölgeler.

menâzır: manzaralar.

menâzil: inilen yerler.

menbâ: kaynak.

mencê: kurtuluş yeri.

mendûb: emredilmediği hâlde yapılan güzel amel, iş.

mendûbiyet: mendupluk.

<