Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Çocuklarımıza Cihad Şuurunu Nasıl Aşılayabiliriz?

Kıymetli Okuyucularım,

Çokluklarımızı yetiştirme dönemlerinde onlara cihad şuurunun aşılanmasının ve bu bilinçle eğitilmelerinin vücudunun gıdaya olan ihtiyacı kadar önemli bir husus olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Bu nedenle çocuklarımıza daha küçük yaşlardan başlamak suretiyle mümkün olan her vesile ve vasıtaya başvurarak, Allah (c.c.), Peygamber (s.a.v.) ve onların düşmanı olan İslam düşmanlarını tanıtmalıyız. Cihad ederek şehadet mertebesini kazanmak isteyen, dinine bağlı her Müslüman anne gelecekte cihad sancağını taşıyacak olan genç nesiller ve genç mücahitler yetiştirmekle yükümlüdür.

Siyer eserleri, kahramanlıkları dillere destan olmuş çocuk mücahitlerle doludur. Bizler, bu kahramanlıkları okuyor ve her zaman kalplerimizde ihmalkâr davranmanın acı ve burukluğunu hissetmekteyiz. Çünkü bizler, o kıssalardan hiçbir ders almayarak çocuklarımızı onlar gibi mücahit yetiştirmeye gayret göstermemişiz. Halbuki çocuklarımıza çeşit çeşit tatlılar yedirmek için çaba sarf ediyor, onlara birçok oyuncaklar alıyoruz. Bununla birlikte haftada bir gün veya daha fazla, onlar için zaman ayırıp çocuk parklarına birlikte gidiyoruz. Bizlerin ve onların rahatı için yıllık tatillerimizi de ya yurt içinde ya da yurt dışında onlarla bol bol vakit geçiriyoruz. Böylelikle bizlere dört bir yandan durmadan saldıran düşmanlarımızın bizleri ne aşağılık ve zelil duruma düşürdüklerini ne bizler farkına varıyoruz ne de onların fark etmelerine vesile oluyoruz.

Ayrıca cihad ruhunun aşılanması, kalplerin iman ateşi ve nuruyla dolup taşmasıyla doğrudan alakalı bir durumdur. Çocuklarımıza böyle bir bilinç, ebeveynleri, kardeş ve kız kardeşleri tarafından uygun yaşta ve uygun bir üslupla aşılanırsa, bunun meyveleri daha genç yaşlarda vermeye başlar.

Tarih sayfaları, sahabe çocuklarının cihad etme ve şehit olma uğrundaki yarışlarıyla doludur. Bunlardan birisi, Umeyr b. Ebi Vakkas’ın olayıdır. Müslümanlar Bedir’e doğru yola çıkınca on altı yaşındaki Umeyr’de onlara katılmak üzere harekete geçti. Küçük olduğu için Peygamberin kendisini kabul etmeyeceğinden korkuyordu. Bu nedenle kendisini kimse görmesin diye gayret sarf ediyor ve gizliyordu. Ağabeysi Sa’d b. Ebi Vakkas ona, niye böyle yaptığını sorunca, Umeyr şöyle demiştir:

“Resulüllah’ın (s.a.v.) beni geri çevirmesinden korkuyorum. Halbuki ben cihada katılmak isterim. Belki Cenab-ı Hak, bana şehitlik şerbetini içmeyi nasip eder”. Nitekim öyle oldu. Peygamber efendimiz onun yaşı küçük olduğundan geri çevirmek istedi. Umeyr ağlayınca onun ağlamasına dayanamadı ve ona Bedir savaşına katılma izni verdi. Umeyr de umduğu gibi bu şavaşta şehit düştü.

Dolayısıyla anneler, Allah Teala’ya karşı sorumluklarını idrak ederlerse çocuklarına sadece dünya nimetlerini ve rahatlığını öğretmek yerine, cihad gibi önemli ve gerekli bir farzı onlara aşılamak üzere tüm çare ve vesilelere baş vuracaklardır. Aslına bakılırsa çocuk yetiştirme başlı başına bir sanattır. Bir beceri işidir. Kaldı ki Müslüman anneler eğitim sanatı, bilgi ve uygulama yönüyle diğer annelerden çok daha üstündürler. Çünkü onların ihtiyaç duyduğu zaman başvuracağı güçlü imanları ve bu imanın onlara bahşettiği ileriyi görme yetenekleri bulunmaktadır.

İmam Buhari’nin Sahih’inde rivayet ettiği bir hadiste Enes b. Malik, Harise b. Süraka’nın Bedir günü öldürüldüğünü nakletmiştir. Kendisi arkada gözetlemekle meşgul iken serseri bir ok gelmiş ve onu öldürmüştü. Annesi gelip,

 – Ya Resulallah! Bana Haris’ten haber ver. Eğer cennette ise sabrederim. Yoksa Allah ne yapacağımı gösterir. (Ağıt yakmayı ve ağlamayı kastediyor, henüz o zamanlar daha haram kılınmamıştı). Resulüllah (s.a.v) ona: 

– Yazıklar olsun sana, kaybettin mi?  Cennet bir tane midir? Birçok cennet vardır. Senin oğlun Firdevs-i Ala cennetini kazandı” diye buyurmuştur.

Bu olayda bizler için önemli bir ders söz konusudur. Eğer ordunun arkasından gözetlemekle meşgul olup kör bir oka hedef olanın mükafatı cennet ırmaklarının fışkırdığı cennetlerin en ortasında bulunan ve en üstün cennet olan Firdevs ise, ön saflarda daima ölümle kucak kucağa savaşanın ecri ne olabilir sizce?

İslam medeniyetinin parlayıp yayıldığı yüzyıllar boyunca, cihad ümmetinin kültürünün zengin örnekleriyle doludur. Bu medeniyetin yegâne nedeni ise, bizlere güç, izzet ve şeref veren cihad sancağının Müslümanlar tarafından o devirlerde bıkmadan, usanmadan taşınmış olmasıydı. Dolayısıyla bizler bugün aynı medeniyete, aynı izzet ve şerefe ulaşmak istiyorsak dün olduğu gibi bugün de cihad sancağına sımsıkı sarılmalıyız.

Nitekim bunu çok iyi bilen düşmanlarımız, tüm güçleriyle ve her vesileye başvurarak cihad için kuşandığımız kılıçlarımızı terk etmemizi istemişler. Bunun karşılığında da bizlere ödül olarak kanaatlerince barışı simgeleyen zeytin ağaçlarımızdan bir dal uzatmışlardır. Bizler ise elimize tutuşturdukları bu zeytin dalıyla avunarak davul zurnalar çalıp eğlencelere dalmışız. Hatta içimizden bazıları, “Ülkemize barış geldi” diye sevinç çığlıkları bile atmışlardır. Bunun aksine düşmanlarımızın bizlerle alay ettikleri bu sözde barışa “hayır” diyoruz. Allah bizlere yeter. O bizlere güç ve kuvvet verir. Ancak O’nun sayesinde kaybettiklerimizi tekrar elde edebiliriz. Bizler daldığımız gaflet uykularından uyandık artık elhamdülillah.

Bugün Siyonist İsrail devleti, kendi milletinin çocuklarına, Müslümanları yok etmek ve Gazze’deki Müslümanları çocuk, yaşlı, kadın demeden soy kırımı yaparak katletme zihniyetini yerleştirirken, biz Müslümanlar olarak ülkemizi ve yeryüzünde çaresiz ve mazlumları İslam düşmanlarından korumak için, elbette ki çocuklarımıza daha küçük yaşta cihad şuurunu aşılamak en önemli görevlerimiz arasında olmalıdır. Bundan sonra eğer Allah’a karşı doğru ve dürüst olur ve O’nun dinine gerçek ve samimi bir şekilde yardım edersek, buyurmuş olduğu şu ilahi emri muhakkak tahakkuk edecektir:

 .(يا أيها الذين أمنوا إن تنصروا الله ينصركم ويثبت أقدامكم)

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar”, [1] ayeti kerimede ifade edildiği üzere Allah’ın dininde sebat ve verilen mücadele akabinde kullarına olan yardımını göndereceği bir gerçektir.

Diğer bir ayeti kerime de ise, Allah yolunda cihad edenlere yolların gösterileceği belirtilmektedir:

.(والذين جاهوا فينا لنهدينهم سبلنا وان الله لمع المحسنين)

“Bizim uğrumuzda cihad edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah ihsan sahipleriyle beraberdir”.[2]

Rabbim cümlemizi dininde sabit kılsın, O’nun dinine hizmet edecek gençler yetiştirmeyi ve onlara cihad şuurunu aşılamayı bizlere nasip eylesin (Amin).


[1] Muhammed, 7.
[2] Ankebût, 69.

Exit mobile version