Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Eş-Şâfî ile Şifaya Yolculuk

Değerli okurlarım;

Hayat yolunda yürürken bazen ayağımız bir taşa takılır, bazen de bedenimiz bir hastalıkla sarsılır. Çoğu zaman sağlığı kendi başarımız, hastalığı ise bir şanssızlık sanırız. Oysa mümince bir bakışla durup düşündüğümüzde görürüz ki; bizi yoktan var eden Allah, bize canı emanet ettiği gibi, o canın içindeki sızıyı da, o sızıya gelecek şifayı da bizzat kendisi takdir eder. Yani demem o ki; derdi veren kimse, dermanın anahtarı da sadece O’nun yed-i kudretindedir.

Hastane: Bir uyanış mektebi sağlıklıyken, her işimiz rast giderken ne kadar da “keyifli” bir edayla yürüyoruz yollarda. Sanki hiç ihtiyarlamayacak, hiç düşmeyecek gibi bir gurur kaplıyor içimizi. Ama yolumuz ne zaman ki hastaneye düşüyor, o beyaz koridorlarda yankılanan iniltileri duyuyoruz; işte o an kibrimizin yerini bir mahcubiyet alıyor.

Hastaneye gittiğimizde aslında bir aynaya bakıyoruz. Bizden çok daha ağır imtihanlarla pençeleşenleri, bir nefes sıhhat için servetini feda etmeye hazır olanları gördüğümüzde; sırtımızda taşıdığımız o en büyük hazineyi, yani “sağlığımızı” fark ediyoruz. O an anlıyoruz ki, her sabah ağrısız uyanmak aslında en büyük rızıkmış. Rabbimiz Bakara Suresi 155. ayette ne buyuruyor: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele!” İşte o canımızdan eksilen bir parça sıhhat, aslında bizi gerçek şükre ve “O”na davet ediyor.

Eş-Şâfî’ye Tam Teslimiyet: Tevekkül Bize düşen, hastalık geldiğinde feryat etmek değil, tevekkül zırhına bürünmektir. Tevekkül, sadece “kısmet böyleymiş” demek değildir. Tevekkül; doktorun kapısını çalmak, ilacını içmek ama şifayı ilaçtan değil, o ilaca tesiri veren Allah’tan beklemektir. Şunu hiç unutmamalıyız: Hastalığı veren Allah, kulunu cezalandırmak için değil, günahlarına kefaret olsun ve kendisini hatırlasın diye bu imtihanı verir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Bir Müslüman, bir ağaca veya bir dikene dokunsa bile, başına gelen her türlü musibet, yorgunluk, hastalık ve keder sebebiyle Allah onun günahlarını bağışlar.” (Buhâri). Bu ne muazzam bir müjdedir! Çektiğimiz her sancı, aslında ruhumuzun temizlenmesidir.

Hz. Eyyub’un (a.s.) yıllarca süren o meşhur imtihanında ne demişti? “Rabbim, bana bir zarar dokundu (hastalık geldi), Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.” (Enbiyâ, 83). Dikkat edin, o büyük peygamber “Beni hemen iyileştir” diye pazarlık etmedi. Sadece durumunu arz etti ve O’nun sonsuz merhametine yaslandı. Biz de bazen sadece “Ya Şâfî!” demeli ve ilahi iradenin şifasını sükunetle beklemeliyiz. Çünkü biliriz ki, O kuluna taşıyamayacağı yükü yüklemez.

Yine Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, İnşirah Suresi’nde bize kesin bir söz verir: “Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” Eğer bugün bir hastalıkla pençeleşiyorsak, bilin ki o zorluğun tam kalbinde bir kolaylık, bir lütuf bizi bekliyor. Belki bu hastalık vesilesiyle kılınan bir namaz, edilen bir dua, dökülen bir damla gözyaşı; bizim sonsuz kurtuluşumuza vesile olacaktır. Hastalık geçer, acı biter ama o zor anlarda gösterdiğimiz o vakur duruş, bizimle baki kalır.

Kıymetli okurlarım; hastaneler bize sadece hastalığı değil, aslında sağlığın ne büyük bir borç olduğunu öğretir. Orada şahit olduğumuz her manzara, bize “Hâlâ vaktin varken şükret” diye fısıldar. Ancak insanız; acizliğimizle her zaman o kapıya muhtacız. Büyüklerimizin o meşhur ve derin duasıyla bitirelim sözlerimizi:

“Rabbim bizleri hastanesiz, doktorsuz, ilaçsız bırakmasın; ama oralara da düşürmesin, kimseyi kimseye muhtaç etmesin.”

İşte bu, tam bir denge duasıdır. İhtiyacımız olan şifayı vesilelerle yaratan Allah’a hamd ederken, o kapılara mecbur kalmamanın hafifliğini de yine O’ndan diliyoruz.

Rabbim, Eş-Şâfî ismiyle her bir sızınıza rahmetle dokunsun. Bizleri sağlığında şükreden, hastalığında ise tam bir tevekkülle O’na sığınan kullarından eylesin. Unutmayın; dert O’ndansa, derman da O’ndadır. O, hiçbir kulu taşıyamayacağı yükle imtihan etmez.

Kalbi dualarımla…

Exit mobile version