Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Günler ve Çırpınışlar

Bugün, eski defterleri açıyorum.

İnsan ilişkilerinde eski defterleri açmak pek sevimli ve hayırlı bir iş değildir. Sonu; hep sıkıntı olur. Maalesef, ibret alanlardan olamamış, kıvama gelememişsek, bu hatalı davranış hep tekrarlanır.

Neyse ki; raftan indirdiklerim, içinde eski notlarımın bulunduğu defterler. Dilerim hayırlara vesile olur. Geçen yıllarımı da hatırlatan, ellerimin arasındaki sayfalara göz gezdiriyorum. Önemli bulduğum ufak tefek yazıları veya takvim yapraklarını da defterin son yaprağının arkasına iliştirmişim.

1 NİSAN VE MÜSLÜMANLAR

Bir rivayete göre, 1 Nisan’ın şöyle bir hikayesi bulunmaktadır. 15. yüzyılda, haçlı ordusu İspanya’da bulunan Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatma altına alır. Bu kuşatmada, kış ayı olması sayesinde kale korunabilmektedir. Haçlı ordusu komutanı durumu anlar ve taktik değiştirmeye karar verir. Komutanın yeni taktiği hilelerle doluydu. 31 Mart gecesinde kalenin önüne geçti ve bir eline Hristiyanlığın dini kitabı İncil’i, diğer eline ise Kur’an-ı Kerim’i aldı. Ve bağırmaya başladı: “Şu iki kitap üzerine yemin olsun ki; eğer kaleden çıkar ve ordumuza teslim olursanız, size zarar vermeyeceğim.”

Müslümanlar zaten ellerinde imkân olmadığı için anlaşmayı kabul ettiler. Ertesi gün, 1 Nisan’da, haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir vermiştir. Müslümanlar ise dün verdiği sözü komutana hatırlattılar.

Komutanın sözü ise: “Ben size o sözü dün akşam için verdim.” Ve orada bulunan tüm Müslümanlar şehit edildi.
Bu olaydan sonra 1 Nisan, Müslümanlar arasında “Hile Günü” olarak bilindi.

O yıllarda, takvim yaprağındaki bu yazıyı okuduktan sonra, rahmetli anneciğimin de doğum günü olması nedeniyle (ki; asla bizim aile doğum günü kutlamamıştır) biraz daha ışıltılı gelen “şaka günü”, bendeki bütün parlaklığını yitirdi. Bir Müslüman evlâdı, Müslüman kişi olarak onurum incinmişti. Maalesef Müslüman ülkelerinde dahi etkileri olan, aslında “hile gününün” bu hale gelmiş olmasını tekrar okuyunca, Nisan gelmeden hem paylaşmak istedim, hem de bu vesile ile belirli günleri incelemeye başladım.

“Daha neler? Yok artık…” dediğim o kadar gün vardı ki, bunları burada yazmam neredeyse mümkün değil. En dikkat çekici olanları ise şöyle:

gibi günlerin yanında:

gibi, sanki başka zaman olmasa da olurmuş gibi düşünülen günlerde bulunuyor.

Dünyada kutlanan bu özel günlerin birçoğunun kökeni, modern kutlama biçimleriyle ağırlıklı olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne dayanmakla birlikte, bazıları antik dönemlere veya Avrupa’ya uzanmaktadır. Çoğunun bizim milli ve dini değerlerimizle ilgisi ve alâkası dahi yok.

Altında yatan psikoloji ise; kendini tatmin ediş, arayış ve çırpınış, aslında çok çabuk fark edilebilir. Son olarak yazılmış beş tanesi ise, bizim öz değerlerimize göre bir günle asla sınırlandırılamaz. Özür gerektiğinde her zaman dilenir; iyi komşuluk ve hoşgörü Müslüman ahlâkındandır. Temizlik imandandır. Nezâket ve kibarlık sünnettir. “Yokluklar, bir şeyleri fark ettirir,” derler ya, sanki toplamışlar bu yoklukları bir güne sığdırmaya çalışmışlar.

Aynı şekilde, anneler gününü de yazmazsam olmaz:

Batı Virginia’dan Ann Reeves Jarvis adında bir kadın, İç Savaşı’ndan önceki yıllarda, yerel kadınlara çocuklarına nasıl bakacaklarını öğretmek için kulüpler kurulmasına yardımcı olur. Bu kulüpler, iç savaş nedeniyle bölünmüş bölgede birleştirici bir güç halini alır. 1905’de, kendisi de ölünce, hiç evlenmemiş, çocuğu olmayan kızı Anna Jarvis, annesinin hatırası olarak annelerin fedakârlıklarını onurlandırmak için anneler günü olarak bir günün kutlanması için resmi yollara başvurarak, sonuç alır. Mayıs ayının ikinci Pazar günü artık resmen Anneler Günü’dür. Metodist kilisesinde ilk resmi “Anneler Günü” kutlaması düzenlenir. Ancak Anna Jarvis, çok geçmeden anneliği onurlandırmak için kutlanan günün ticarileşmesi karşısında hayal kırıklığına uğrar; bunu onaylamadığını, kârla değil, duygularla ilgili bir gün olduğunu söyler. Hatta ilerleyen yıllarda Amerikan takviminden çıkarılması için hükümet nezdinde birçok yere başvurur. Sonunda Anneler Günü’nü tamamen reddetmiş, kaldırılması için mücadele ederken ironik bir şekilde 1948’de ölür.

Velhâsılı, “harcadıkça kazanın” diyenlere kanar; kendimize müşahede ve tahlil alışkanlıkları kazandırmazsak, taklit üzere yaşar gideriz. Sonra da yasak aşkları kutsayan günü 14 Şubat Sevgililer Günü diye, kadın katliâmını 8 Mart Kadınlar Günü diye, hile gününü 1 Nisan Şaka Günü diye yutarız. Ayrıca Hristiyan adeti bazı emojileri mesajlarımızda hiç yadırgamadan çok rahat kullanırız. Batıdan esen bu rüzgârların varın gerisini siz düşünün ve yine onlara ekleyin: Babalar Günü, doğum günleri vs. Uyarı aldıklarında ise annemize, babamıza hediye almak suç mu? Veya doğum gününü türlü şekillerde (haşâ Kur’an’lı) yapmak gibi ya da doğduğu güne denk getirmemek gibi bahanelerle bir sürü nefis demegojisi…

İnanın, onların, yani maddecilerin bize verecekleri kıymet, sözde saygı çok değersiz ve asla gerçek olmayacaktır. Yabancı fikir ve âdetleri hissettirmeden bünyemize geçirip tahribat yapmak, onların hedefleri arasında olabilir; lâkin kendinizi saymanızdır, sayılmadığınızda sarsılmamanız.

Eminsafa Dilmaç, bir yazısında “Yazmak toprağa tohum atmaktır” demiş. Bu niyet ile önce fidanlar ve sonra meyveler ile dolu ağaçlar müşahede edebilmek ümit ve dualarımla… Bismillâh!..

Exit mobile version