Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Hz. Peygamber (s.a.v.) ile 24 Saat

Sabahından gecesine Hz. Peygamber’in sünneti, ahlâkı ve günlük hayatı…

  1. En sevdiğiniz kişiyle değil bir gün, bir saat bile yaşamanız sizi mutlu etmeye yeterlidir. Şayet bu sevdiğiniz kişi Hz. Peygamber ise nasıl bir sevince ererdiniz? Kaldı ki o, alemlere rahmet ile gönderilen ve vahyi ile yöneltilen bir Peygamber….
  2. Bir insanın 24 saatlik kısa bir zaman dilimi içerisinde, yani bir gününü anlatmak, o kişiyi tanıtma ve onunla yaşamak adına ciddi yetersizlikler taşır. Çünkü yaşanan günlerin neredeyse hiçbiri diğeriyle aynı değildir. Hele o kişi Allah Rasûlü (s.a.v) gibi müstesna bir zat ise onu tanıtmak daha da zor olacaktır.
  3. Peygamber ile 24 saat birlikte olmak istiyorsak, biraz olsun onu tanımamız gerekir, o hem Allah’ın elçisi hem de bir muallim hem bir aile reisi hem de sahabe toplumunun örnek aldığı bir lider hem bir devlet başkanı hem de savaşta bir komutan hem bir hayat örneği hem de gönül insanı hem sâlih ve âbidlerin tacı hem de kâinatın efendisi…

  1. Sabah namaza başlarken:

Kısacası onunla 24 saat olmak için, onun neler yaptığını öğrenmekle başlamalıyız. 24 saatimizi sabah namazıyla başlayalım, Yeryüzünde günlük hayat sabah gün doğmadan başlar. Şebnemlerin oluşmasından, tomurcukların açılmasına; kuşların ötüşünden, nesimin esmesine varıncaya kadar hemen bütün varlık kendilerine mahsus dilleriyle gün doğmadan toplu bir zikir halkasına otururlar. İnsan da bu zikir halkasına, şuurlu bir şekilde iştirak eder ve başta namaz olmak üzere değişik zikir ve aktivitelerle güne başlar. Efendimiz (s.a.v) de güne sabah namazı ile başlardı. Âmâ bir sahabe olan Abdullah b. Ümmu Mektûm’un okuduğu ezandan sonra Hz. Peygamber odasında sünneti kılar ve farzı kıldırmak üzere mescide çıkardı. Mescide gelemeyecek kadar ciddi mazeretleri olanlar dışında, Medine’de bulunan bütün Müslümanlar her farz namazı Efendimiz ‘in arkasında kılmaya gayret ederlerdi. Namazdan sonra her gün, güneş belli bir yüksekliğe çıkıncaya kadar önce tesbihâtını ve o vakte ait mutat evradını yapar, sonra yüzünü ashabına dönerek bağdaş kurar ve ashabıyla sohbet ederdi. Bu sohbetler sırasında gündelik konulardan, tarihi hatıralara, rüya tabirlerinden, din ve imana hizmet konularına, sorulara cevap vermekten, sıkıntısı olanların sıkıntısını gidermeye varıncaya kadar beşeriyetin gereği olan birçok mesele konuşuluyordu. Yani ibadet halkasından hemen sonra tam bir ilim ve irfan halkası kuruluyordu. Yıllarca, her günün en verimli vaktinde ve en az bir saat süren ‘Nebevî Sohbeti‘ kişiye neler kazandırır, her halde onu ancak yaşamış olanlar bilir. Sahabenin üstünlüğü de burada aranmalıdır. Kuşluk namazı kılındıktan sonra oradan bir yere gidilmeyecekse Efendimiz (s.a.v) eve döner ve evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorardı. Şayet yiyecek bir şey varsa kahvaltı yapar, yoksa “öyle ise oruçluyum” der ve o günü oruçlu geçirirdi. “Bir şey var” denildiği vakitlerde var olan şey genelde süt, hurma, birkaç dilim kuru arpa ekmeği vb. şeylerdi. Yani evlerinde ne bulurlarsa onu yerler, yemekler arasında ayırım yapmazlardı. Efendimiz ‘in hayatında yemek işi, günümüzde olduğu gibi hayatın merkezinde yer almıyor, gündelik hayat yemek öğünlerine göre şekillenmiyor, yemek için fazla zaman harcanmıyor, yemek olmadığı zaman problem yapılmıyor, külfetli sofralar kurulmuyor, sohbetlerde sürekli yemek çeşitlerinden söz edilmiyor, daha güzel bir yemek için kilometrelerce yol kat edilmiyor, yıllık yiyecek hesabı yapılıp depolanmıyor, yemek masası kurulmuyor vs. Durum böyle olunca da günümüzün tam aksine, diğer önemli alanlara daha çok vakit ve para ayrılıyordu. Hz. Peygamber öğleden önce bir süre dinlenirdi. Gece ibadet ve benzeri faaliyetlerle uğraşıldığı için yeterince dinlenememek, iş yoğunluğu ve stresten ötürü dikkatin dağılması, bedenin yorulması ve sıcak iklim şartlarından ötürü, gecenin yanı sıra bir de gündüz uyuyup dinlenme söz konusudur. İslami, literatürde buna kaylule denilmektedir. Türkçemizde buna öğle uykusu veya öğle öncesi uyku demek mümkündür.

  1. Onunla öğle vaktindeyiz:

Öğle, gündüzün kemale erip zevale meylettiği, günlük işlerin belli bir seviyeye getirildiği, iş yoğunluğundan uzaklaşarak kısa bir dinlenmeğe ihtiyaç duyulduğu, fâni dünyanın geçici ve ağır işlerinin verdiği gaflet ve yorgunluktan ruhun teneffüse ihtiyaç hissettiği bir zamandır. İnsan ruhu, bu sıkıcı atmosferden kurtulmak, Yüce Rabbinin huzuruna çıkıp el bağlayarak nimetlerine şükür ve hamdu sena edip yardım dilemek, celal ve azametine karşı rükû ve secde ile aczini ortaya koymak üzere öğle namazını kılmaya büyük bir heves ve ihtiyaç duyar. Hele bu namaz Efendimiz (s.a.v)’in arkasında kılınacaksa… Evet, Hz. Peygamber, büyük bir iştiyakla camiye koşan ashabına gün ortasında öğle namazını kıldırırdı. Eğer o gün haftanın cuma günü ise bambaşka bir coşku ile yani bayram havasında namaza hazırlanılırdı. Tırnaklar kesilir, banyo yapılır, yeni elbiseler giyilir, kokular sürülür, her günden daha erken camiye gidilir, Efendimiz ‘in hutbesine kulak verilir ve ardından da namaz kılınırdı. Özellikle bu namaza çocuk ve kadınlar diğer vakitlere nazaran daha çok iştirak ederlerdi. Kaynaklarımızda düzenli bir şekilde yenilen öğle yemeğinden söz edilmemektedir. Fıtır sadakası veya bazı kefaretlerin miktarı belirlenirken günde iki öğün üzerinden hesaplanması gösteriyor ki, sabah ve akşam yemeklerine ek olarak üçüncü bir öğün bulunmamaktadır. Böylelikle sabah kahvaltısını sahurda yiyen kişinin günlerini ne kadar kolay bir şekilde oruçlu geçirebileceği daha iyi anlaşılmaktadır. Aslında günümüzde de iki öğünle yetinmek hem zaman kazanma hem bütçe dengeleri hem de sağlık açısından tavsiyeye şayan olmanın ötesinde uyulması gereken bir sünnettir. Elbette şeker hastalığı vb. durumu olanlar müstesna görülmüştür. Hz. Peygamber zaman zaman ashabına ziyaretlerde bulunur, gündelik meşgalelerini deruhte eder, devlet başkanı olarak kamuyu ilgilendiren işlere bakar, nazil olan ayetleri vahiy katiplerine yazdırır, hemen yerine getirilmesi gereken emirler varsa bunları bir münadi vasıtasıyla halka duyurur ve gelen misafirlerle ilgilenirdi. Mesela hicretin sekizinci yılından itibaren yoğun bir elçiler ziyareti yaşanmıştır. Günün bir bölümü bu elçileri karşılama, ağırlama, soru ve isteklerine cevap verme ve uğurlama ile geçmekteydi.

  1. İkindi vaktine girdik:

İkindi günlük işlerin sona ermeye başladığı, gün içinde mazhar olduğumuz sağlık, selamet ve hayırlı hizmet gibi ilahî nimetlerin meyvesinin alındığı zamandır. Efendimiz (s.a.v) de bu namaza, Kur’an’ın işareti ile âdeta ayrı bir değer verir ve Hz. Bilal’in yanık sesiyle ashabını camiye davet ederdi. İkindi vakti mümini koruma-kollama ile görevli gece ve gündüz meleklerinin nöbet devir anlarından biri olduğu bilindiği için de namaz sonrası tesbihât daha uzun tutulurdu. Nitekim bir hadis-i şerifte konu şu şekilde anlatılmaktadır: “Gece bir grup, gündüz de bir grup melek yanınızda olurlar. Bunlar sabah ve ikindi namazları vaktinde bir araya gelir ve nöbet değişimi yaparlar. Rableri namaz kılmış kullarının hallerini en iyi bildiği halde, yine o meleklere: ‘Kullarımı ne halde bıraktınız?’ diye sorar. Onlar da: ‘Biz onları namaz kılar halde bıraktık ve yanlarına da namaz kılarken varmıştık’, derler.” Efendimiz ’in pek terk etmediği bir âdeti vardı: Her ikindi namazından sonra hanımlarını dolaşır, onların hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını tespit ederdi. Bu mutat ziyaretlerinde zevcelerinin her biri yanlarında bulunanlardan Efendimize ikram ederlerdi.

  1. Akşam oldu:

Güz mevsiminin sonunda pek çok canlının ölmesine benzer şekilde hem insanın bir gün vefat edeceğini, hem de kıyametin başlangıcında dünyanın harap olacağının ikazını eder. Böyle bir anda insan ruhu, şu önemli işleri yapan Zat’ın dergahına durmayı, “Allah-u Ekber” diyerek fâni olan her şeyden el çekip O’na hamdu senada bulunmayı, O’nu tespih etmeyi, büyüklüğünü bir daha haykırmayı şiddetle arzu eder. Hz. Peygamber de bu arzu ile çoğu zaman güneşin batmasından önce akşam namazını beklemeye başlar, ezan okunur okunmaz hemen Yüce Divan’a dururdu. Farz namazdan sonra iki rekâtlı müekked sünneti kılar ve bunu tavsiye ederdi. Efendimiz (s.a.v) akşam namazından sonra o gün hangi hanımının yanında kalacaksa diğer ev halkı oraya toplanır ve aile sohbeti başlardı. Hz. Peygamber’in aile yuvası hem sağlığında hem de ahirete intikal ettikten sonra ilmî faaliyetlerin hiç duraksamadan devam ettiği bir ortam olmuştur. Zira Efendimiz’ in vefatından sonra hanımları bu ilim faaliyetini daha geniş bir halkaya açarak devam ettirmişledir. İslam dininin genel olarak pek çok hükmünün yanında, özellikle kadınlarla ilgili bazı özel hükümlerin öğrenilip aktarılmasında ve öğretilmesinde Efendimiz ‘in aile hayatının büyük fonksiyonu olmuştur. Özellikle bu akşam sohbetlerinin rolü küçümsenemez. Âdeta bir mektep gibi işleyen akşam sohbetleri, Hz. Âişe validemiz başta olmak üzere, birçok eşsiz alimin yetişmesine beşiklik etmiştir. Tabi sadece ilmî konular konuşulmuyordu; farklı çevre, kültür ve karaktere sahip ev halkı arasında ciddi bir muhabbet oluşuyor, birbirlerini daha iyi tanıyor, risâlet görevinin tatlı ağırlığını Efendimizle beraber azaltmaya gayret ediyor, zaman zaman şakalaşıyor… kısacası mutlu bir ailede olması gereken ortamı sağlıyorlardı.

  1. Yatsı vaktinde karanlık her tarafını kapladı:

Gündüz görünen şeyler âdeta yokluğa gömülür, sanki vefat etmiş insanın geriye kalan eşyası da arkasından vefat edip unutulur. İmtihan için verilen dünya hayatının bütünüyle sona erdiğinin bir göstergesi gibidir. Adeta mutlak tasarruf sahibi olan Allah’ın yüceliği, ülfet perdesine sık sık gömülen insanoğluna bir daha gösterilmektedir. Çünkü Allah (cc) gece ile gündüzü, kış ve yazı, dünya ve ahireti bir kitabın sayfaları gibi kolaylıkla çevirir, yazar, bozar, değiştirir. İşte aciz, zayıf, muhtaç ve geleceği karanlık gören insan bu vakitte yatsı namazını kılarak, her şeye gücü yeten ve gerçek bir dost olan Allah’a yönelir, dayanır ve sığınır. O’nu unutan ve karanlığa gömülen dünyayı, o da unutup, dertlerini dergâh-ı rahmete döker. Ayrıca ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya dalmadan önce son ibadetini yapıp, günlük hesap defterini güzelliklerle kapatmak ister. Hz. Peygamber de ashabına yatsı namazını kıldırır ve önemli bir durum olmazsa, kimseyle konuşmadan dinlenmeye çekilirdi. Uyumaya geçmeden önce dua ederdi. Bilindiği gibi O’nun hayatında dua pek büyük bir yere sahipti. Zira dua Kur’an’ın ifadesiyle insanlığın değer ölçüsüdür. Hz. Âişe validemiz, O’nun yatmadan önce yaptığı dua ve uygulamayı şu şekilde anlatmaktadır: “Allah Rasûlü her gece yatağına girdiğinde iki elini birleştirir, onlara üfler, İhlas, Felak ve Nâs sürelerini okur, sonra da başından başlayarak, vücudunda ulaşabildiği her yere elini sürer ve bunu üç defa tekrar ederdi.”  Elbette bu konuda başka tavsiye ve uygulamaları da bulunmaktadır. Mesela Hz. Ali (r.a) şunu rivayet etmektedir: “Allah Rasûlü bana ve Fatıma’ya şu tavsiyede bulundu: “Yatağınıza girdiğinizde otuz üç defa Allah-u Ekber, otuz üç defa Subhanallah, oyuz üç defa (bir rivayette otuz dört) Elhamdülillah deyin.” Hz. Ali o günden sonra bunu hiç terk etmemiştir.

  1. Gece namazına kalkış:

Gece vakti ise hem kışı hem kabri hem âlem-i berzahı hatırlatarak insan ruhunun Allah’ın rahmetine ne kadar muhtaç olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla gece kılınacak teheccüt namazı, kabir gecesinde ve berzah karanlığında önümüzü aydınlatacak vazgeçilmez ışık kaynağımız olacaktır. Efendimiz (s.a.v) günün son dilimi olan gecelerini de engin bir ibadetle geçirmekteydi. Tafsilatını ilgili eserlere havale ederek Hz. Âişe validemizin bir müşahedesini nakletmek istiyoruz: “Peygamber Efendimiz (s.a.v), gece ayakları şişene kadar namaz kılardı. Kendisine, “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır. Buna rağmen ibadet konusunda niye kendini bu kadar zorluyorsun?”  Denildiğinde, “Ben Allah’ın bu mağfiretine karşı şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevabını vermiştir.” Teheccüt namazını kıldıktan sonra nihai olarak vitir namazını da tamamlayan Hz. Peygamber, bir süre dinlenir ve müezzinin nidasıyla sabah namazına kalkardı. Hz. Bilal imsakten önce ezan okur ve halkı hem sahur hem de teheccüde kaldırırdı. Hz. Abdullah b. Ummu Mektûm ise imsak vaktinin başlamasıyla ezan okur ve sabah namazının girdiğini bildirirdi.

  1. Sevgili Peygamberimizden ayrılık vakti:

24 saatimiz doldu, biraz olsun onunla bu geçen saatleri yaşayarak özlemimizi gidermiş olduk. Geçen bir gün zaman diliminde umarım ki, Peygamber efendimizin (s.a.v.) hayatından çok şey öğrenmiş olduk. Kâinatın Efendisinin günlük yaşantısının değişik yönlerini böylelikle anlamaya çalıştık.

Hayatımızın adeta kabusa dönüştüğü bu dönemde, Efendimiz (s.a.v)’in 24 saatlik gününü öğrenen ve kendisine bundan dersler çıkartanlara selam olsun…

Exit mobile version