Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Hz. Peygamberin Fetvalarında Esas Aldığı İlke, Hedef ve Yöntemlerin Güncel Değeri – 2

Giriş

Hz. Peygamber (s.a.v.), peygamberlik görevi gereği, hayatı süresince Müslümanların fıkhî sorularını cevaplamak ve dinimizin doğru anlaşılmasına yönelik birtakım yöntemler kullanmıştır. Örnek olarak, sorgulama, örneklendirme, Kur’an ve hadislerden deliller sunmak, cevapları detaylandırma ve soran kişinin sorusuna ihtiyacından daha kapsamlı cevap verme gibi unsurları içermekteydi. Söz konusu yöntemler, İslami hükümlerinin doğru anlaşılmasına ve sorunlarının çözülmesine yardımcı oluyordu. Bu nedenle sözünü ettiğimiz yöntemleri detaylı bir şekilde görmemiz faydalı olacaktır.

1- Muhatabın Sorusundan Daha kapsamlı Cevap Vermesi

Hz. Peygamber (s.a.v.) sorulan sorulara fetva verirken, detaylandırır ve mümkün olduğu kadar ayrıntılı bir şekilde açıklamaya çalışırdı. Böylelikle, sorunun ne olduğu ve çözümü hakkında bir fikir elde edilmesi mümkün oluyordu. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) soru soran kişilerin sorularına verdiği kapsamlı fetvalarla ilgili pek çok hadis bulunmaktadır. Birkaç örnekle açıklamaya çalışalım:

  1. Bir gün bir sahabi Hz. Peygamber’e: “Ey Allah’ın Resulü hangi amel daha faziletlidir? diye sordu, buyurdular ki: “Vaktinde kılınan namazdır.” Sonra hangisi Ey Allah’ın Resulü! dedi. “Anne ve babaya iyilik etmektir” buyurdu. Sonra hangisi Ey Allah’ın Resulü! diye sorar. “Allah yolunda cihattır” diye buyurdular”, [1]
  2. b) Başka bir gün Bir adam; Resulüllah’a (s.a.v.) biz deniz yolculuğu yaparız ve beraberimizde az su bulundururuz o suyla abdest alırsak içme suyumuz kalmayacak ve susuz kalacağız bu durumda deniz suyundan abdest alabilir miyiz? diye sordu, Resûlüllah (s.a.v.): “Denizin suyu temiz, ölüsü de helaldir” buyurdu.[2]
  3. c) Yine başka bir gün bir sahabi, Ey Allah’ın Resulü, İhrama giren kimse ne giymelidir? “Ne gömlek ne don ne başlıklı aba ne de zaferan ve benzeri şeyle boyanmış bir kumaş giyebilir, ne de sarık sarabilir. Terlik bulamazsa mest giysin. Mest giydiği takdirde onları topuklarına kadar kessin”.[3]

Birince hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.), amellerin fazileti konusunda soru soran adama sırasıyla faziletli amelleri sayarak konuyla ilgili kapsamlı bilgi vermiştir. İkinci hadiste, deniz suyunun abdest almaya elverişli olup olmadığı sorulduğunda denizde yaşayan canlıların yenilmesinin helal olduğu bilgisini de ilave etmiştir. Üçüncü hadiste ise, ihramlının ne giymesi gerektiği şeklindeki soruya, o dönemde yaygın olarak kullanılan giysilerden giyilemeyecek olanları ayrıntılı bir şekilde sayarak bilgi vermiştir. Bu hadislerde Hz. Peygamber (s.a.v.), sorulara kapsamlı cevaplar vererek, sorulan konuları tüm yönleriyle ele almış ve dinin hükümlerini açıklamıştır. Söz konusu örnekler, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sadece birkaç cümleyle yetinmeyip, konuların hükümlerine derinlemesine girdiğini göstermektedir.

2- Anlaşılır bir Üslup Kullanması

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sorulan sorulara cevap verirken anlaşılır bir dil ve üslup kullanmasıyla ilgili olarak pek çok hadis bulunmaktadır. Örneğin:

  1. Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Resulüllah (s.a.v): “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim,”buyurmuştur.[4]
  2. Yine bir sahabi Hz. Peygamber’e; Ey Allah’ın Resulü, bize cenneti anlatır mısın diye sordu. Hz. Peygamber cevap vererek, “Cennete girecek olan ilk gurubun şekli ve görüntüsü ayın dolunay gecesindeki görüntüsü gibidir. Orada tükürme yok, sümkürme yok, tuvalete çıkma ihtiyacı yok, kullanılan kaplar altından tarakları altından ve gümüşten, buhurdanlıkları da öd ağacındandır. Terleri misk gibidir. Onlardan her bir şahsın iki karısı vardır. Güzelliklerinden dolayı etlerinin altından baldırlarının iliği görülür. Aralarında anlaşmazlık yok birbirlerine karşı kin besleme de yok, kalpleri tek bir kalp gibidir. Sabah akşam Allah’ı tesbih ederler”.[5] dedi
  3. Osman b. Afvân’dan (r.a.) gelen rivayete göre Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdular: “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğretendir”. [6]

Arz edilen hadislerde Hz. Peygamber (s.a.v.), sorulan sorulara anlaşılır bir dil ve üslup kullanarak cevap vermiştir. Öyle ki, onun cevaplarını dinleyen şehirde oturan medeni bir kişi kolayca anladığı gibi, çölde yaşayan bir bedevi de rahatlıkla anladığını söyleyebiliriz. Yukarıda zikredilen örnekler, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sadece doğru cevapları vermekle kalmadığını, aynı zamanda sorulan soruların anlaşılır bir dille yanıtlanmasına da özen gösterdiğini görmekteyiz.

3- Veciz İfadelerle Cevap Vermesi

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) soruları cevaplandırdığında genelde kısa ve veciz ifadeler kullanmıştır. Bununla ilgili pek çok hadis bulunmaktadır. Sözgelimi:

  1. Abdullah b. Mesûd (r.a) şöyle dedi: Resulüllah’ın huzuruna bir adam gelerek, Yâ Resülallah! Henüz kendilerine katılmamış olduğu bir kavmi, bir zümreyi seven bir kimse hakkında nasıl bir hüküm söylersiniz? diye sordu. Resulüllah (s.a.v): “Kişi sevdiği ile beraberdir”, [7] diye buyurdu.
  2. Hz. Cibril (a.s.) Hz. Peygamber’e, “Ey Allah’ın Resulü, ne zaman kıyamet kopacak?” diye sordu. Hz. Peygamber’de, “Sorulan kişi sorandan daha bilgili değildir”, [8] diye cevap verdi.
  3. Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayetle Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Resulüllah (s.a.v.) üç kere din nasihattir” dedi, Ashab: Ey Allah’ın Resulü! Kimin için? Dediler, buyurdular ki: “Allah’a, Kitabına, Müslüman idarecilere ve Müslümanların geneli için buyurdular”. [9]

Söz konusu hadislerde Hz. Peygamber (s.a.v.), sorulan sorulara kısa ve veciz ifadelerle cevap vererek hem konunun özüne odaklanmış hem de veciz bir dille anlaşılır bir şekilde cevap vermiştir. Zikrettiğimiz örneklerde Hz. Peygamber’in (s.a.v.) derin anlamlar taşıyan, ancak kısa ve özlü ifadelerle soruları cevaplandırdığı görülmektedir.

4- Fetvalarında Hüküm Yönüyle Kolay Olanı Tercih Etmesi

Hz. Peygamber (s.a.v.), sorulan fıkhi sorulara fetva verirken, hüküm açısından kolay olanı tercih ederdi. Bunun nedeni, bir taraftan Müslümanların dini hükümleri zorlanmadan kolayca yaşamalarını sağlamak, diğer taraftan ümmetine olan şefkat ve merhameti yüzünden idi. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) verdiği fetvalarda hüküm yönüyle kolay olanı tercih etmesiyle ilgili hadislerden bazıları şunlardır:

  1. Âişe validemizden (r.a) rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.v.) iki şey arasında muhayyer kılındığında günah olmadığı müddetçe, o muhakkak en kolay olanını tercih ederdi. Eğer günahı gerektiren bir şey olursa, Resulüllah (s.a.v.), ondan halkın en uzak kalan kimse olurdu. Resulullah (s.a.v.), Yüce Allah’a karşı saygısızlık olma hali hariç kendi nefsi için asla kin tutup öç almamıştır”. [10]
  2. Ka’b b. Ucre’den (r.a.) rivayet edilen başka bir hadiste, Peygamber (s.a.v.) Hudeybiye’de Mekke’ye girmeden önce ihramlıyken tencere altında ateş yakarken ve bitler yüzüne dökülürken Ka’ba uğradı ve “Başındaki haşereler sana zarar vermiyor mu? Ka’b: “Evet” dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.); “Tıraş ol, altı fakire bir farak sadaka ver (Farak üç ölçek hububat alan bir ölçü birimidir). “Veya üç gün oruç tut ya da bir kurban kes.”demiştir. İbn Ebî Nüceyh’in lafzında ise, “Bir koyun kes”, diye rivayet etmiştir.[11]
  3. İbn Abbâs’tan (r.a.) gelen rivayete göre, Resulüllah şöyle buyurdular: “Allah Teâlâ iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra, bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb-ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenâb-ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o kötülüğe sadece bir günah olarak yazar”. [12]

Görüldüğü gibi bu hadislerde Hz. Peygamber (s.a.v.), Allah’ın kolaylık ve rahmeti prensibine vurgu yaparak, hüküm yönüyle kolay olanı tercih etmeyi tavsiye etmiş, günah olmadıkça iki hükümden birisini tercih ederken kolay olanı seçmiştir.

Ayrıca, gücü yetmeyen bir kişinin, güç getiremediği şeyden sorumlu tutulmayacağı ayeti kerimeyle sabit olmuştur. Söz konusu kolaylık ilkesi, İslam hukukunda özellikle kişisel ibadetler, zekât, oruç ve hac gibi konularda uygulanmaktadır.

4- Muhatabının Sorusunu Soruyla Cevaplaması

Hz. Peygamber (s.a.v) sorulan sorulara cevap vermeden önce sorgulama yöntemini kullanarak, sorunun tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışırdı. Bu sayede, soruyu soran kişinin gerçek niyetini, düşüncelerini ve sorunun kökenini anlayarak daha doğru ve kapsamlı bir cevap verebilmekteydi. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) muhatabının sorusunu soruyla cevaplaması veya sorgulama metodunu kullanmasıyla ilgili hadislerden bazıları şunlardır:

  1. Enes b. Mâlik (r.a) şöyle haber vermiştir: “Bir gün ben ve Peygamber (s.a.v) beraber mescitten çıktığımız sırada mescit kapısı üzerindeki gölgeliğin yanında bize bir adam kavuştu, Yâ Resulüllah! Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Peygamber de ona: “Sen kıyamet için ne hazırladın?” diye sordu. O adam sanki boyun eğdi (ya da bir hâlden diğer bir hâle geçti), sonra da: Yâ Resulüllah, ben Ahiret için oruçtan, namazdan, sadakadan çok bir hazırlık yapmadım. Lâkin ben Allah ve Resulünü seviyorum! diye cevap verdi. Resulüllah’da: “Sen sevdiğin kimse ile berabersin”,diye buyurdu.[13]
  2. Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayet edilmiştir: “Fezâre oğullarından bir adam, Peygamber’e (s.a.v.) gelip ona: “Hanımım, siyah bir oğlan çocuğu doğurdu” dedi. Peygamber (s.a.v.): “Senin develerin var mı?” diye sordu. Adam: “Evet, var” dedi. Peygamber (s.a.v.): “Onların renkleri nelerdir?” diye sordu. Adam: “Kızıl” dedi. Peygamber (s.a.v.): “İçlerinde boz olanı var mı?” diye sordu. Adam: “Evet, var” dedi. Peygamber (s.a.v.): “O halde bu onlara nereden geldi?” diye sordu. Adam: “Herhalde bir damar çekmiştir” deyince, Peygamber (s.a.v): “Herhalde bu senin oğlun da böyle bir damara çekmiştir”diye cevap vermiştir.
  3. İbn Abbas’tan (r.a.) gelen rivayete göre: “Bir kadın hacca gitmeyi adamıştı ve gidemeden de öldü. Kadının kardeşi Resulüllah’a (s.a.v) gelerek ne yapması gerektiğini sordu. Resulüllah’da (s.a.v) şöyle cevap verdi: “Kız kardeşinin borcu olsa öder miydin?” Adam evet deyince Resulüllah (s.a.v): “Öyleyse Allah’a olan borcunu öde, çünkü ödenmeye daha layık olan borç Allah’ın borcudur”, [14] diye buyurdu.

İlk hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.), muhatabının sorusunu soruyla cevaplamış ve onun daha derin bir anlayışa ulaşmasını sağlamıştır. İkinci hadiste ise, Hz. Peygamber (s.a.v.), sorulan soruya doğrudan cevap vermek yerine, muhatabının daha derin bir anlayışa ulaşması için sorgulama yöntemini kullanmıştır. Son hadiste de Hz. Peygamber (s.a.v.), muhatabının sorusunu soruyla cevaplamış ve ona önceki cevabında vurguladığı konuda yoğunlaşmasını sağlamıştır.

Söz konusu hadislerde görüldüğü gibi, Hz. Peygamber (s.a.v.) sorgulama yöntemini kullanarak muhatabının daha derin bir anlayışa ulaşmasını amaçlamıştır. Bu tür yöntem, İslam’ın öğretisinde önemli bir yere sahiptir, birçok konuda öğrencilerin sorgulama ve düşünme yeteneğini kazanmasını sağlamaktadır.

6- Örneklendirme Metodunu Kullanması

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) fetva ve irşat metodunda örneklendirme yöntemi önemli derecede yer almaktadır. Bir hükmü ya da fetvayı sunarken söz konusu yöntemin, muhatabı verilen cevabı örneklendirme yoluyla kavraması ve sorusuna cevap bulması açısında ikna olması yönüyle etkili bir metot olduğu söylenebilir.  Bununla ilgili pek çok örnek bulmak mümkündür. Sözgelimi:

  1. a) Ebû Hüreyre’den (r.a) rivayetle Resülüllah’tan (s.a.v) şöyle buyururken işitmiştir: “Benim misalimle insanların misali, şu kişinin hâli gibidir ki, o bir ateş yakmış, kelebekler ve şu birtakım hayvanlar ateşe düşmeye başlarlar, o da onları o ateşten uzaklaştırmaya uğraşır, işte benim misalim o kişi gibidir”.[15]
    Bu hadiste Hz. Peygamber, soruya yanıt vermek için bir örnekle açıklama yapmıştır. Bu örnek, soruyu daha anlaşılır hale getirmiş ve muhatabının daha iyi anlamasına yardımcı olmuştur.
  2. Abdullah b. Mesûd’dan (r.a.) rivayetle o şöyle demiştir: Resulüllah (s.a.v.), bir hasır üzerinde uyumuştu kalktığında hasırın izi yan tarafına çıkmıştı. Bunun üzerine Ey Allah’ın Resulü! dedik, senin için bir yatak temin etsek. Bunun üzerine şöyle buyurdular: Benim dünyada misalim, bir ağacın altında gölgelenip sonra oradan ayrılıp giden bir yolcu gibidir”. [16]
    Bu hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.), soruya cevap vermek için bir örnek vererek, muhatabının doğru bir perspektif kazanmasına yardımcı olmuştur.
  3. Kesîr b. Kays’dan şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Ben Dımaşk mescidinde Ebu Derda ile birlikte bulunuyordum. Ona bir adam gelip: Ey Ebû Derda, ben sana Peygamber’in (s.a) şehrinden bir hadis için geldim. İşittiğime göre bu hadisi Resulüllah’tan (s.a.v) sen rivayet etmişsin. (Buraya) başka bir ihtiyaçtan dolayı gelmedim, dedi. Ebu Derdâ da şöyle cevap verdi: Gerçekten ben Resulüllah’ı (s.a.v.) şöyle derken işittim: “Her kim ilim tahsil etmek amacıyla bir yola gidecek olursa Allah onu cennet yollarından bir yola sokmuş olur. Kuşkusuz ki melekler ilim yolunda olan bir kimsede hoşnutluklarından dolayı (ona) kanatlarını sererler ve göklerde ve yerde bulunan yaratıklarla suda bulunan balıklar (tümüyle Allah’tan) âlimin bağışlanmasını dilerler. Muhakkak ki âlimin abide (olan) üstünlüğü ayın on dördüncü gecesinde-ki dolunayın diğer yıldızlara (olan) üstünlüğü gibidir. Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler miras olarak dinar ve dirhem bırakmazlar, ilim bırakırlar. Kim o ilmi elde ederse çok büyük bir nasip elde etmiş olur”. [17]

Bu hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.), soruya cevap vermek için bir örnek vererek, muhatabının sorununa bir çözüm önermiştir. Bu nedenle, İslam öğretisinde sorgulama ve örnekler verme yöntemleri önemli bir yer tutmaktadır.

7- Kur’an ve Hadislerden Örnekler Getirmesi

Hz. Peygamber (s.a.v.), İslam dininin temel kaynakları olan Kur’an ve hadislerden örnekler vererek, sorulan soruların cevabını desteklemeye çalışırdı. Bu yöntemle, sorunun kaynağına ve çözümüne İslam’ın temel kaynaklarına dayanarak yaklaşırdı. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) soruları cevaplandırırken Kur’an ve Hadislerden örnekler getirmesiyle ilgili birçok hadis bulunmaktadır. Bununla ilgili birçok örnek vermek mümkündür. Sözgelimi:

  1. İbn Mesûd’dan (r.a.) rivayete göre, “Bir adam, bir kadını haram olduğunu bildiği halde öpmüştü. Peygamber’e (s.a.v) gelip bunun keffaretini sordu. Bunu üzerine; “Gündüzün başında ve sonunda, bir de gecenin erken saatlerinde, namaz kılmaya devamlı ve duyarlı ol. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Allah’ı hatırında tutanlar için bir öğüt ve hatırlatmadır,” ayeti nazil oldu. O adam: Bu uygulama sadece bana mı aittir diye sordu. Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v.): “Sana ve ümmetimden bu duruma düşen herkese,” [18] diye cevap verdi.
  2. Abdullah b. Mesud (r.a.) der ki: “Bir gün Allah Resulü (s.a.v.) bize bir çizgi çizerek, bu Allah’ın yoludur, dedi. Ondan sonra sağlı sollu çizgiler çizerek, bunlar ise, şeytanın yollarıdır. Her yolun başında kendisine çağıran bir şeytan vardır”, dedi. Akabinde de: “Hiç Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. (Başka) yollara uymayın, zira o yol sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte (kötülükten) sakınmanız için Allah size bunları emretti” ayetini okumuştur”. [19]
  3. Adiy b. Hâtim’in kıssasıdır. Şam’da bulunan Adiy b. Hâtim Cahiliye döneminde Hristiyan olmuştu. Tay kabilesinin reisi olan Adiy b. Hâtim, daha önce Resulüllah’ın davetini duyduğundan Medine’ye geldiğinde Hz. Peygamber’in yanına gitti. Boynunda gümüşten bir haç taşıyordu. Bunu fark eden Resulüllah (sav): “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını), (Hristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler[20], ayetini okumaya başladı. Bunun üzerine Adiy: “Hayır Hristiyan/ar, onlara ibadet etmediler”, deyince, Resulüllah (s.a.v): “Aksine, rahiplerin haram olanı helal kıldıklarında veya helal olanı haram kıldıklarında, onlara tabi oldular. İşte bu, onların rahiplere ibadetidir”, [21] diye cevap vermiştir.

Söz konusu hadislerde Hz. Peygamber (s.a.v.), soruya cevap vermek için Kur’an’da geçen bir ayeti örnek göstererek, soruyu cevaplamıştır. Örneklerde görüldüğü gibi, soruları cevaplandırırken Kur’an ve hadislerden örnekler vererek, muhatabının daha iyi anlamasını ve doğru bir cevap bulmasını sağlamıştır. Böylelikle soruları cevaplandırmak için öncelikle Kur’an’a ve sünnetine başvurulması gerektiği anlaşılmış olmaktadır.

8- Sorulan Konuyu Değiştirip Daha Önemli ve Faydalı Bir Konuya Yönlendirmesi

Hz. Peygamber (s.a.v.) bazen soru soran kişinin soru sorduğu konuyu değiştirerek kişiyi daha faydalı ve önemli bir konuya farklı cevap vererek yönlendirdiği olurdu. Bununla ilgili bazı fetvalar vuku bulmuştur. Sözgelimi,

  1. Ebu Mûsa el-Eşarî rivayetinde bir adam Hz. Peygamber’e gelerek, “Kişi ya ganimet ya adı anılsın ya da itibarı için savaşır, bunların hangisi Allah yolunda savaşmıştır diye sorar. Hz. Peygamber de “kimin savaşı Allah’ın isminin yücelmesi için ise, Allah yolunda savaşmış olan odur”, [22] diye cevap verir.
  2. Âişe’den (r.a) demiştir ki: “Ey Allah’ın Resulü, kadınlara cihat var mıdır” diye sorduğunda Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Evet, onlara savaşsız cihat vardır, yani, Hac ve umre”.[23]

Görüldüğü gibi, birinci hadiste, sorulan soruya, ancak ila-i Kelimetullah için savaşanın cihadı, Allah için olacağı cevabı verilerek sorunun konusuna farklı cevap verilirken, ikinci hadiste de kadınların cihadının erkeğinkinden farklı bir ibadet adı altında gerçekleşeceğini belirterek sorunun konusu kadınlar için daha uygun ve faydalı bir alana yönlendirilmiştir.

B) Hz. Peygamber’in Fetvalarında Kullandığı Yöntemlerin Beyan ve İrşat Açısından Güncel Değeri:

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sorulara fetva verirken kullandığı yöntemler hem beyan hem de irşat açısından oldukça değerlidir. Beyan, bir konuyu açıklayarak, anlaşılmasını sağlama anlamına gelirken, irşat, doğru yolu gösterme ve rehberlik etme anlamına gelmektedir.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sorgulama yöntemi, sorulan sorunun gerçek niyetini ve kökenini anlamaya çalışarak, sorunun doğru anlaşılmasına ve çözümüne katkı sağlamasına yöneliktir. Bu yöntem hem beyan hem de irşat açısından etkili bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü sorunun tam olarak ne olduğunu anlamadan, doğru minvalde soruya fetva verilmesi ve kişinin yönlendirilmesi mümkün görünmemektedir.

Örnekler getirme yöntemini kullanmak, sorulan soruların somutlaştırılmasını sağlar ve konunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunur. Bu yöntem özellikle beyan açısından etkilidir. Çünkü somut örnekler vererek konuyu daha anlaşılır hale getirmektedir. Öyle ki, bazı fıkhi kaideleri açıklarken bile, örneklendirmeye gidilmeden öğrenciler tarafından anlaşılması bir hayli zorlaşmaktadır.

Kur’an ve hadislerden delil getirme yöntemi, İslam dininin temel kaynaklarına inerek sorulan sorulara fetva verilmesi sağlandığı gibi, muhatabın zihninde nasları tanıma imkânı doğar ve kendisinde naslara karşı bir güven oluşur.  Bu yöntemin hem beyan hem de irşat açısından hiç şüphesiz etkili olduğu açıktır.  Söz konusu yöntem ile İslam dininin temel kaynaklarını araştırmak ve yararlanmak suretiyle kişide istinbat melekesi oluşur. Böylelikle sorunun kökenine inme ve membaından çözüme kavuşturma imkânı doğar.

Fetvaları detaylandırma yöntemine gelince, sorulan soruların mümkün olduğunca ayrıntılı bir şekilde açıklanmasına ve konunun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlar. Söz konusu yöntem hem beyan hem de irşat açısından fevkalade elverişlidir. Muhatabına konunun tafsilatlı olarak açıklanması, yanlış anlaşılmasını engellediği gibi, muhatabının doğru bir şekilde yönlendirilmesini sağlar.

Hz. Peygamber (s.a.v.), sorulan sorulara fetva verirken, sabırlı oluşu ve karşısındaki kişiyi sükunetle dinlemesi sayesinde, soruyu soran kişinin düşüncelerini ve sorulanı daha iyi anlamasına vesile olmuş ve böylelikle muhatabının ihtiyacı olan fetvayı vermiş oluyordu.

Muhatabını sükunetle ve sabırla dinleme yöntemi, onun sorusuna zaman ayırarak ve dikkatlice dinleyerek sorulan sorunun doğru bir şekilde anlaşılmasına yardımcı olduğu gibi, sorunun çözülmesine katkı sağlayacağı bir gerçektir. Söz konusu yöntemin hem beyan hem de irşat açısından olumlu sonuçlar verdiği mülahaza edilmiştir.

Sonuç olarak, arz edilen hadislerin ve olayların ışığında, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) muhatabın sorularına fetva verirken kullandığı yöntemler hem beyan hem de irşat açısından değerli olması onun vahiyle muhatap olmasına bağlamak gerekir.

Söz konusu nebevî yöntemlerin, günümüz müftülerine, din görevlileri ve vaizlerine, imam ve davetçilerine her yönüyle örnek olacak mahiyette olduğunu bu kısa araştırmamızda vurgulamak isteriz.

“Andolsun ki, Allah’ı ve Ahiret gününü arzulayanlar ve Allah’ı çokça ananlar için, Allah Resulü’nde sizlere güzel örnekler vardır” (Ahzâb suresi, 21).

Ne mutlu bizlere ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi, âlemşümül bir Peygamberin ümmeti olma şerefine nail olmuşuz…


[1]  Buhârî, Mevakît, no: 5; Tirmizî, Birr, no: 2, 36.
[2]  Tirmizî, Tahâret, no: 52; Nesâî, Mizâh, no: 5; İbn Mâce, Sayd, no: 18.
[3]  Buhârî, Hac, no: 21; Müslim, Hac no: 1, 2; Ebû Davûd, Hac, no: 31; Tirmizî, Hac, no: 18
[4] Muvattâ, Hüsnü’l-Huluk, no: 8.
[5] Buhârî, Bed-ül Halk, no: 8; Müslim, Cenne, no: 7.
[6] Buhârî, Fedâil-ül Kur’ân, no: 27; İbn Mâce, Mukaddime, no: 17; Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’an, no: 15.
[7] Buharî, Edeb, no: 96.
[8] Buhâri, İmân, no: 37, Müslim, İmân, no: 1, Nesaî, Bey’a, no: 31.
[9] Tirmizî, Birr, no: 17; Nesaî, Bey’a, no: 14.
[10] Buharî, Menâkib, no: 23; Müslim, Fedâil, no: 20, Edeb, no: 80; Ebû Dâvud, Edeb, no: 4. Tirmizî, Şemâil, s. 349.
[11] Müslim, Hac, no: 10; Tirmizî, Hac, no: 107; İbn Mâce, Menâsik, no: 86.
[12] Buhârî, Rikâk, no: 31; Müslim, İmân, no: 207, 259; Tirmizî, Tefsîr, sûre, 6, hadis, no: 10.
[13] Buharî, Ahkâm, no: 10.
[14] Buhârî, Cezaü’s Sayd, no: 33; Nesaî, Hac, no: 7.
[15] Buharî, Enbiyâ, no: 43.
[16] İbn Mâce, Zühd, no: 3; Tirmizî, Zühd, no: 44.
[17] Ebû Davûd, İlim, no: 1.
[18] Buhârî, Mevakît, no: 17; Müslim, Tövbe, no: 27; Tirmizî, Tefsîr, no: 48.
[19] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 453, 465.
[20] Tövbe, 31.
[21] Taberanî, Ebû’l-Kâsim, Mucemu’l-Kebîr, XXV, thk. Hamdî Abdülmecîd es-Silefî, Mektebetü Ulûm ve’l-Hikem, 2. Baskı, Musul, 1985, XVII, 92; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübra, I-X, Daru’l-Bâz, Mekke, 1994, X, 116.
[22] Buharî, Cihad, no: 15.
[23] Buhârî, Hac, no: 4; Nesâî, Hac, no: 4; İbn Mâce, Menâsik, no: 8.

Exit mobile version