Önceki değerlendirmelerde (yazıda) Kehf Suresi’nde yer alan Ashab-ı Kehf ile İki Bahçe Sahibi kıssaları ele alınmıştı. Bu çalışmada ise surenin devamında yer alan Hz. Musa–Hızır ve Zülkarneyn kıssaları incelenmekte; söz konusu kıssalar üzerinden bireysel ve toplumsal düzlemde çıkarılabilecek güncel mesajlar analiz edilmektedir.
Kehf Suresi’nde yer alan kıssalar, birbirinden bağımsız anlatılar olmayıp, insanın farklı imtihan alanlarından geçtiğini gösteren bütüncül bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda din, mal, ilim ve iktidar ekseninde şekillenen dört temel sınav alanı dikkat çekmektedir. İlk iki kıssada din ve mal üzerinden gerçekleşen imtihanlar ele alınırken, bu metinde ilim ve iktidar boyutları üzerinde durulacaktır.
- Hz. Musa ve Hızır Kıssası: Bilginin Sınırları ve Hikmet Problemi
(Kehf Suresi, 60–82. ayetler)
Bu kıssa, Hz. Musa’nın Allah tarafından kendisine “ilm-i ledün” verilmiş özel bir kul ile (Hızır) gerçekleştirdiği yolculuğu konu edinmektedir. Yolculuk esnasında meydana gelen üç olay; geminin delinmesi, bir çocuğun öldürülmesi ve yıkılmak üzere olan bir duvarın onarılması, ilk bakışta anlaşılması güç ve hatta olumsuz gibi görünen hadiseler olarak sunulmaktadır. Ancak kıssanın sonunda bu olayların her birinin ardında ilahi hikmete dayalı gerekçeler olduğu açıklanır.
Bu kıssa, epistemolojik açıdan insan bilgisinin sınırlılığına işaret ederken; ontolojik düzlemde ise varlık ve olayların sadece görünen yüzüyle değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Hz. Musa’nın sabırsızlığı, insan aklının mutlak hakikati kuşatma iddiasının problemli doğasına dikkat çekerken; Hızır’ın tutumu, ilahi bilginin aşkın niteliğini temsil etmektedir.
Bu bağlamda kıssanın temel mesajı şu şekilde özetlenebilir: Kişi din ve malın cazibesinden kurtulduktan sonra, başka bir cazibeye kapılabilir: bilginin verdiği kibir. Hz. Musa (a.s.) ve Hızır kıssası tüm bilginin Allah’a ait olduğunu ve bizden gizlenenin tam da iyilik olabileceğini hatırlatır. Önceki kıssalarla bağlantısı: Mal bedeni, bilgi ise aklı baştan çıkarır. Her ikisi de tevazu ve Allah’a teslimiyet gerektirir. Zahirde şer gibi görünen olaylar, batında hayır ve hikmet barındırabilir; dolayısıyla insan, sınırlı bilgisiyle mutlak yargılara varmaktan kaçınmalıdır.
Bu kıssanın gündeme alınıp uygulama alanına sokulması bağlamında akıldan çıkarılmaması gereken şey şudur; modern bilgi çağında insan, veriye erişim imkânının artmasıyla birlikte her şeyi bildiği yanılsamasına kapılabilmektedir. Bu kıssa, bilginin mutlak olmadığını ve epistemik tevazunun zorunluluğunu hatırlatır. Hayatın içinde karşılaşılan olumsuzluklar karşısında hemen hüküm vermek yerine, süreç odaklı ve sabırlı bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiğini öğretir. Eğitim süreçlerinde yalnızca bilgi aktarımı değil, hikmet ve anlam boyutunun da dikkate alınması gerektiğini vurgular.
- Zülkarneyn Kıssası: Güç, İktidar ve Ahlaki Sorumluluk
(Kehf Suresi, 83–98. ayetler)
Zülkarneyn kıssası, doğu ve batıya seferler düzenleyen, güçlü ve adil bir hükümdarın faaliyetlerini konu edinmektedir. Bu kıssada özellikle, bir kavmin talebi üzerine Ye’cûc ve Me’cûc’ün fesadından korunmak amacıyla inşa edilen set dikkat çekmektedir.
Zülkarneyn’in liderlik anlayışı, gücü bir tahakküm aracı olarak değil, adaleti tesis etme ve mazlumları koruma aracı olarak kullanan bir yönetim modelini temsil etmektedir. Onun “Bu, Rabbimin bir rahmetidir.” ifadesi ise başarıyı kendine değil, ilahi iradeye nispet eden bir bilinç düzeyine işaret eder.
Bu kıssa, siyaset felsefesi ve ahlak açısından değerlendirildiğinde şu temel ilkeyi ortaya koymaktadır: Hükümdarlık ve güç, Zülkarneyn, dünyayı fetheden ve zafer kazanan bir kişi olarak dolaştı; ancak zaferi Allah’a atfetti ve şöyle dedi: “Bu, Rabbimin bir rahmetidir.” Önceki kıssalarla bağlantısı: Din temeldir, para araçtır, ilim hidayettir ve iktidar bir imtihandır. Bunları tevazu olmadan bir araya getiren mahvolur. Bunları Allah’a bağlayan ise mutlu olur ve kurtulur.
Bir önceki yazıda da belirtildiği üzere bu kıssalar birbirinden bağımsız değildir; aksine, insanın imtihanlarla karşılaştığı aşamaları yansıtmaktadırlar. Zaten ilahi mesajın hedeflediği de budur.
İktidar, mutlak bir üstünlük değil; aksine, ağır bir sorumluluk ve imtihan alanıdır.
Bir önceki kıssada olduğu gibi bu kıssanın da gündeme alınıp uygulama alanına sokulması bağlamında akıldan çıkarılmaması gereken şey şudur; günümüz dünyasında siyasi, ekonomik ve teknolojik güç sahibi olan aktörlerin, bu gücü adalet ve insanlık yararına kullanma sorumluluğu bulunmaktadır. Liderlik anlayışının merkezine ego değil, emanet bilinci ve hesap verebilirlik yerleştirilmelidir. Toplumsal düzeyde güçlü olan birey ve kurumların, zayıf kesimler için bir tehdit değil, koruyucu bir “set” işlevi görmesi gerekmektedir.
Bir önceki değerlendirmelerle beraber düşünüldüğünde kıssalar arası bütünlük ve tematik ilişki şu şekilde kurulabilir: Kehf Suresi’nde yer alan kıssalar, insanın farklı yönlerini sınayan aşamalı bir imtihan sürecini yansıtır:
- Din boyutu → Ashab-ı Kehf
- Mal boyutu → İki Bahçe Sahibi
- İlim boyutu→ Hz. Musa ve Hızır
- İktidar boyutu → Hz. Zülkarneyn
Bu çerçevede öncelememiz gereken şu iki genel ilke ortaya çıkmaktadır:
- Tevazu ile temellendirilmeyen bilgi, insanı kibre sürükleyebilir.
- Ahlaki ilkelerle sınırlandırılmayan güç, zulme dönüşebilir.
Sonuç yerine: Kehf Suresi’nde yer alan bu iki kıssalar, insanın bilgi ve güç karşısındaki tutumunu sorgulayan derinlikli bir ahlaki ve epistemolojik çerçeve sunmaktadır. Bu çerçevede, bireyin ve toplumun sağlıklı bir denge kurabilmesi için bilgiye karşı tevazu, güce karşı sorumluluk bilinci geliştirmesi zorunludur. Aksi takdirde, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sapmalar kaçınılmaz hale gelir.
