Koskoca tencerenin içi süt doluydu. Bembeyaz, köpük köpük, mis gibi kokuyordu. Her hafta annesi 10 litre süt alır, uzun uzun karıştırarak pişirir, soğuyunca kaymağını toplar, gerisini de yoğurt yapar, sütlaç yapar, tüketirdi.
Şişe sütlerden biraz daha pahalıydı. O kaygan ve yağlı sıvıdan annesi türlü türlü lezzetler üretirdi. En çok da peynir yapımını anlayamazdı. O kadar akışkan bir şey nasıl olurdu da katılaşırdı? Çocuk aklı karışır, anlayamazdı.
Sandalyenin üzerine çıktı, soğumaya bırakılmış sütten bir bardak alıp içecekti. Elindeki kepçeyi zor kontrol ediyordu. Birden kepçenin sapı rafın kenarında duran tuz kutusuna değdi ve tuzluk olduğu gibi süte düştü. Çok korkmuştu. Kepçeyi gezdirerek koca tencerede tuzluğu buldu ve çıkardı. Keyfi kaçmıştı, süt içmekten vazgeçti, yavaşça inip odasına gitti.
Annesi birkaç saat sonra mutfaktan üzüntülü bir şekilde “tüh tüh” diyordu. Koşarak yanına gitti. 10 litre süt ziyan olmuştu. Sapsarı bir su ve pelte pelte bozulmuş öbekler vardı. Peki ne olmuştu? Bir küçük tuz koskoca süte ne yapmıştı da yeşil suya dönüştürmüştü?
Hayat, anlamlandıramadığım o kadar çok basit etki ile içlerimizi bozup değiştiriyor ki anlayamıyoruz bile.
Takvimler kaldırıldı duvarlarımızdan; önemsemedik, fark etmedik. Hızla akan zamanda savrulduğumuzu görmez olduk. Gün gün koparırken, bir sayfanın sağını solunu okurken; kocakarı soğuklarını, kırlangıç fırtınasını, zemheriyi, kasım günlerini ufak ufak işaretleyerek hissediyorduk geçişleri.
Cemre düşmeden bilirdik gününü. Toprağa değmeden hissederdik değişimi. Bedenlerimiz kovalamazdı mevsimleri; duyar, bilir, yaşardı.
Ruhlarımız da nasiplenirdi. Mevlid Kandili olunca başlardı yürekler Recep’i beklemeye. Allah’ın ayı der, hamd, şükür yıkardı iç iklimlerini. Sonra Şaban; dolu dolu salavat-ı şerif, dolu dolu şükür, istiğfar.
Neydi Şaban-ı Şerif, neydi faziletleri…
Şaban ayı Efendimizin (s.a.v.) ayıdır. Şaban denilmesinin sebebi ise içerisinde birçok iyiliklerin bulunmasıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Şaban ayı girince, nefsinizi temizleyin ve bu ay boyunca niyetlerinizi iyi edinin.” (Taberani)
Kendisi Şaban ayının tamamına yakın oruç tutardı. Hz. Aişe (r.a.), Şaban-ı Şerif’te bu kadar çok oruç tutmasının sebebini sorduğunda: “Şaban, Recep ile Ramazan arasında ihmal edilen bir aydır. Bu ay; içinde amellerin Allah katına çıkarıldığı bir aydır. Ben de amellerim Allah katına çıkarılırken oruçlu olmak istiyorum.” buyurmuştur.
Şaban ayının 15. gecesi Berat Kandili’dir. Meleklerin bayramı olarak bilinir. İhya edildiğinde bir yılın günahlarını giderir. Bu nedenle Berat gecesinin bir adı da Kefaret Gecesi’dir.
“İki bayram gecesi ile Şaban ayının 15. gecesini ibadetle ihya edenlerin kalpleri, diğer kalplerin öldüğü gün ölmez.”
Bu nedenle Berat gecesinin bir adı da Hayat Gecesi’dir.
Ayrıca Peygamber Efendimizin (s.a.v.) çok fazla şefaat ettiği gece olduğu için Şefaat Gecesi de denir.
“Rabbimiz Şaban ayının 15. gecesi kullarına nazar eder ve Allah’a şirk koşanlar ile bozguncular dışında kalan herkesi affeder.” (Sahihü’l-Cami)
Bu nedenle bu geceye Mağfiret Gecesi de denir.
Canı gönülden tevbe edenler için Cehennemden Azat Gecesi’dir. İçinde bu kadar aziz bir geceyi barındıran mübarek Şaban ayı, her günü oruç, her gecesi ibadet ile kıymetlendirilecek bir nimettir.
Zamanın bereketinin kalmadığı, inancın mum alevi gibi güçsüz ve cansız olduğu bu ahir zamanın ahirinde böyle büyük ihsanların olduğu zamanları boş geçirmeden ihya edebilmeliyiz.
Zihin denizini dalgalandıran meşguliyet rüzgârı, dingin ve huzurlu olmasına fırsat vermez. Başını belaya sokacak kadar meşgul edip dinlenecek kadar müsaade etmez. Ne var ki akıl devre dışı bırakılmış, duygular külliyen uyutulmuş; sadece içgüdüsel olarak birkaç dürtü ile hayat süren canlılar hâline getirilmiş insan nesli, nasıl olup da gaflet uykusundan uyandırılacak bilinmiyor.
Recep ayı geldiğinde âlemin kokusunu değiştirecek kadar coşkulu karşılanıp ihya edilir, Şaban ayında bu temizlik ruha iner, gayret ve ibadet ziynetlendirilir; nihayetinde kıvamını bulan ruh-beden, Ramazan-ı Şerif ile tamam olurdu.
Recep tohum ekme, Şaban sulayıp besleme, Ramazan-ı Şerif de hasat etme olarak nitelendirilirdi bu akış nedeniyle.
Şimdi mi? Resmî tatil günleri dışında takvimde beklenilen bir özel zaman yok. Kişiye özel birkaç küçük günü de millî bayram coşkusuyla abartılı bir şekilde süsleyen insan, kendini ömür değirmeninde una çeviriyor.
Süte düşen tuz zerreleri gibi zihnimize düşen malayani zerreleri bozup atıyor iman nimetimizi. Kesiyor, bozuyor, dağıtıp kül ediyor; görmüyor, bilmiyor, fark etmiyoruz.
Kabirde açmadan gözümüzü, gözleyip gözetelim ihsan olunan tüm nimetlerimizi.
Ah vahın kâr etmediği demlerden önce Rabbim; içimize imansız gitme korkusu, rızasına kavuşma arzusu, iki cihan saadet ve huzuru ihsan eylesin. Gafletten, israf ve isyandan O’na sığınırız…
Hasbiyallâh ve ni‘mel vekîl
