Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

“Ne gerek var ki?” Sığlığı

“Ne gerek var ki?” Farklı bilimlerde kendini geliştirmek lüks müdür yoksa ihtiyaç mıdır?

Evet, “Ne gerek var ki?” sorusuyla beslenen sığlık, insanları var olan uzmanlık alanlarına hapsederek entelektüel bir tembelliğe ve geniş çaplı zihinsel manipülasyonlara açık hale getiren ve yine zihinsel bir felaket olarak önümüze çıkmaktadır. Modern dünya, insanları yüksek seviyeli hiper uzmanlaşma adı altında tek bir alana sıkıştırmaya zorlarken, aslında yine zihinsel bir körelmenin de zeminini hazırlamaktadır. İlk duyulduğunda pratik bir yaklaşım gibi duran bu soru, özünde korkunç bir entelektüel tembelliği ve sorgulama yetisinin kaybını barındırmaktadır.

Bir yazılımcının felsefe okumasına, bir tıp doktorunun kuantum fiziğiyle ilgilenmesine ya da bir mühendisin ilahiyat alanına kafa yormasına karşı çıkan bu sığ bakış açısı, insanı küresel çarkın sadece kendisine verilen görevi yerine getiren, itaatkâr bir dişlisi haline getirmeyi hedefler. Oysa farklı bilim ve ilim dallarında kendini geliştirmek, entelektüel bir haz veya bir lüks değil; özellikle zihinsel manipülasyonlara en açık olunan ortaokul ve lise çağlarında başlayan inançsal ve ideolojik kuşatmalardan korunmak için en temel savunma mekanizmasıdır diyebiliriz.

Dünyayı sadece tek bir pencereden okumak, eleştirel düşünceden yoksun ve önlerine konan her tehlikeli ve şüpheli anlatıyı kolayca yutan topluluklar oluşturur. Bilimsel ve ilmi metodolojiye, eleştirel düşünceye ve disiplinler arası bir bakış açısına sahip olmayan zihinlerde büyük bir anlam boşluğu oluşur. Bu boşluk, modern dünyanın ve popüler kültürün organize ettiği deizm ve ateizm vari savrulmaların doğrudan avlanma sahasıdır.

Özellikle ortaokul ve lise çağındaki gençler, evreni, varoluşu ve dini değerleri sorguladıkları en kritik gelişim dönemindedirler. Bu dönemde dinler tarihi, kelâm, felsefe ve pozitif bilimler arasında bağ kuramayan, yüzeysel bilgilerle yetinen bir öğrenci, sosyal medyanın amansızca pompaladığı deizm ve ateizm akımlarının pençesine kolayca düşebilir. Deizm, Tanrı’yı sadece evreni yaratıp kenara çekilen, insanın ahlakına, toplumsal düzene ve hayatına müdahale etmeyen pasif bir güç olarak tanımlayarak rasyonel bir kılıfla gençlerin karşısına çıkar. Bu tuzak, aslında gençleri hiçbir ahlaki sorumluluk taşımadıkları, tamamen seküler ve kuralsız bir hayat sürebilecekleri illüzyonuna inandırır.

Fizik, biyoloji, ilahiyat ve felsefe bilimlerinin disiplinler arası süzgecinden geçmeyen bir zihin; evrendeki muazzam nizamı, hassas dengeleri ve varoluşun gayesini bütüncül bir şekilde okuyamaz. Bunun sonucunda, kendi kendine işleyen sahipsiz bir evren dogmasına kapılarak deizmin sığ sularında inançsal bir savruluş yaşar. Evrenin kökenini açıklayan kozmolojik argümanlardan, doğadaki biyolojik indirgenemez ilahi gerçeklikten habersiz olan bir genç, popüler bilim adı altında sunulan ideolojik dayatmaları mutlak gerçek zannedecektir. Bu durum, gencin sadece inanç dünyasını yıkmakla kalmaz; aynı zamanda onu kendi toplumuna, kültürüne ve tarihsel mirasına yabancılaştırarak köksüz bir şahsiyet haline getirir.

Farklı bilim dallarında kendini geliştirmek, her alanda diploma sahibi olmak demek değildir; bilâkis evrene çok boyutlu bakabilme becerisidir. Mantık yürütme becerisi kazanmak için felsefeye, toplumsal hareketleri analiz etmek için sosyolojiye ve varoluşu anlamlandırmak için ilahiyat bilimine ve pozitif bilimlere aynı anda ihtiyaç duyulur. Bir gencin biyoloji öğrenirken aynı zamanda din felsefesi okuması, ona var olan bilgileri körü körüne kabul etmek yerine bilginin arkasındaki niyetleri sorgulama gücü verir.

“Ne gerek var ki?” sığlığına teslim olmak, zihni ve ruhu başkalarının güdümüne devretmektir. Gerçeği eğip bükenlerin, kutsalları değersizleştirenlerin ve popüler akımlarla gençliği zehirleyenlerin kölesi olmamak için daha çok okumaya, bilimin ve ilmin her dalıyla kuşanmaya ve sorgulamaya ihtiyaç vardır. Çünkü bilmediğimiz ve sırtımızı döndüğümüz her bilim dalı, zihinsel ve fikrî bağımsızlığımızı kaybedeceğimiz yeni bir manipülasyon alanına dönüşmektedir. Kendini çok yönlü inşa edememiş bir nesil, dijital çağın algı operasyonları karşısında savunmasız kalmaya maalesef mahkûmdur.

Bu yüzden disiplinler arası bir entelektüel birikim oluşturmak, çağın dayattığı tek tipleşmeye karşı konulabilecek en radikal ve en sert gelişimsel dışavurumlardan bir tanesidir.

Vesselam.

Exit mobile version