Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Neye Talibiz, Neyi Feda Ediyoruz?

Afrika’da maymun avcıları avlanabilmek için şöyle bir düzenek kuruyorlarmış:

İçine sadece bir maymun eli girecek büyüklükte, testi gibi bir kap yapıyorlar ve içine fındık dolduruyorlarmış. Bu kapların içinde fındık olduğunu maymunlara göstere göstere bir yere koyuyor, oradan ayrılıyorlarmış. Avcıların gittiğini gören maymun elini testiye sokup fındığı avuçluyor ama elini bir türlü çıkaramıyormuş. Testinin ağzı öyle bir ayarlanmış ki el boş iken testiye girip çıkabiliyor fakat avuçta fındık varken asla çıkamıyormuş. Fındıklardan vazgeçmeyen maymunlar saatlerce orada bekliyor, ertesi sabah gelen avcılar onları tek tek topluyormuş.

Bu hikâye bana nefis terbiyesi görmemiş insanı hatırlattı. Zaafı uğruna hayatını veriyor. Hayvanlar nefis terbiyesi görecek değildi. Rabbim onları bunun için yaratmadı. Allah rahmet eylesin, Cemal Öğüt Hoca Efendi’nin tarzı ile söylersek: “Hayvanlar nefis terbiyesi görmezler.”

İnsanlar yaratılıştan bazı özelliklerle doğarlar. Bunlar güzel ya da çirkin vasıflardır. Bu vasıfları dünya hayatımızda ifrat ya da tefritten kurtarıp, itidal denen noktaya getirmek durumundayız. Yaratılışta her birimize hikmete binaen verilen bu huylarımızı hiçbir değişikliğe uğratmadan yaşamak tabii ki çok kolay gelir. Hele de merhamet, cömertlik ve sakin olmak gibi… ise onları olduğu gibi yaşamak başımıza hiç iş açmayacak sanırız. İmtihan vesilesi, iyi veya kötü diyebileceğimiz bu huylar olduğu gibi yaşanırsa, itidali gözetilmediği takdirde hepsi bize sıkıntı ve dert olacaktır. Günahları artacak fâcire cömert davranmak ya da eğitimlerinden sorumlu olduğumuza çok yumuşak davranmak gibi.

Biliyoruz ki, nefsini tanıyan Rabbini tanır. İmtihanlarımızı güzel verebilmek, iki dünyada saadete erebilmek için hem nefsimizi hem İslam dininin ölçüsünü bilmemiz gerekir. Allah kimseye kaldırabileceğinden fazlasını yüklemez. Orta yolda olan itidallerin kurtulacağı ayetle sabittir ki, bu kurtuluş iki dünyaya bakar. Hatta nefis dersi belki bir ömür boyu sürer ama selâmet ve gerçek saadet için şarttır. Kullar olarak elimizden geleni yapmakla yükümlüyüz. Fındıkları avuçlayıp asla dünyadan vazgeçmeyen maymunlara benzemekten sana sığınırız, ya Rab!..

Bu durumda her birimiz zaaflarımızı, yani eksik veya fazla yönlerimizi bilmeliyiz. Saniyeleri Azrail’in ayak sesleri olarak tanımlayan insanlar, bir saniyelerini dahi boşa geçirmezler. Lüzumsuz şeylerle vakit kaybetmez, sanal dünyada kaybolmazlar. Gerçek dünyanın sanalda gördüklerinden farklı olduğunu, her güzel fotoğrafın gerçeği yansıtmadığını bilirler. İstatistiklere göre boşanmalara bakıldığında, tatil dönüşü daha yüksek oranda olduğu tespit edilmiş. Oysa tatilde kim bilir ne kadar durum atılmış, paylaşım yapılmış, cümle âleme mutlu oldukları ilan edilmişti. Belki de evliliği kurtarma plânı bu tatil veya yemek onları bu sondan kurtaramamıştı.

Gerçek mutluluk ilâna ihtiyaç duymaz, içte yaşanır. Sanaldan bizi takip edenler değil, fiziki anlamda yanımızda olan, bizimle görüşen, konuşan insanlar halimizden, tavrımızdan mutluluğumuzu sezebilir. Genelde bu seziş doğru ve isabetli olur. Boşa geçen vakitler ve lüzumsuz işlerden sana sığınırız, ya Rab!..

Cennete gitmeyi özentide bırakmayıp, amaç edinmek gerekir. Cennet terbiye olmuşların gireceği yerdir. İbretle bakarsak, anne babanın terbiye etmediği ya da edemediği kişiyi hayatın terbiye ettiğini çoğu kez görmüşüzdür. Hayatın terbiye edemediğini de cehennemin terbiye edeceğini dinî bilgilerimizden biliriz. Sonuçta cennete terbiye olmuşlar girecektir. İster burada ister ahirette tercih bize ait. Cehennem ateşinde terbiye etme bizi, ya Rab!..

Kişinin en üst düzeyde faydalanabileceği yardım, her zaman kendine yaptığı yardımdır. Hayat kıymetini ve anlamını bilene bir eğitim ve öğrenme yoludur. Yukarıda söylediğimiz gibi hayatlarımız bizi terbiye eder. İşte bu yoldaki aklıselim seçimlerimizle kendimize en güzel yardımı yapmış oluruz. Yok, şayet bunun için uygun ortam, elverişli şartlar arıyorsak, nefsin ve şeytanın tuzağına düşmüşüz demektir. Halimiz, üniversite sınavında bilmediği bir soruya takılmış, diğer soruya da geçmeden ya da kalemi eline alıp bir müsveddeye bildiklerinden yola çıkarak problemi çözme çabasına girmeyen, öylece saatlerce bekleyen öğrencinin haline döner. Sonunda zil çalar, kâğıtlar teslim edilir. Amel defterlerimiz gibi… Nefsin ve şeytanın tuzağına bizleri düşürme, ya Rab!..

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâk bakımından en güzel olanıdır.” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 15) buyurmuştur. Doğuştan gelen özelliklerimizi belli bir noktaya, yani itidâle getirdiğimizde güzel ahlâklı olunur. Hâlâ bir Müslüman olarak yaşıyor ve nefes alıyorsak geç kalmış sayılmayız. Kısır düşüncelerden, çağın tuzaklarından ve esaretinden, ruhumuza vurulan zincirlerden kurtulalım. Hayatın sırrına vâkıf, bahanelerden uzak, neyi feda edip, neye talip olduğumuzun farkındalığıyla yola koyulalım. Bu terakki, bu ruhî gelişim, yolda çıkacak engellere karşı bizim kuvvet ve gayretimizi arttıracaktır. İslami ilmimizi arttırıp, kulluk bilinciyle yoğurup, en güzel modeli Hazreti Muhammed (s.a.v.)’i örnek alarak yürüyeceğimiz bu yol, eşref-i mahlûk insanın yoludur. Bu şerefli yola bizleri de dahil et ve ayaklarımızı kaydırma, ya Rab!..

Halil Karabulut’un bir şiirinde geçtiği gibi vakti geçmiş düşüncelere sokma bizi, ya Rab!..

VAKTİ GEÇMİŞ DÜŞÜNCELER

İş işten geçti de olduk farkında
Meğer yaşamak da bir sanat imiş.
Ezildik büzüldük felek çarkında,
İş uzun emelden feragat imiş.

Hayat yollarında hızlı yürüdük,
Yağmurdan ıslandık, günde kuruduk,
Yitirdik sağlığı, çöktük, çürüdük.
Sağlık ele geçmez, saltanat imiş.

Hayal denizine gemiler saldık,
Kara yaygılarda uykusuz kaldık,
Dünya varlığında sanki ne olduk,
İşin başı sabır, kanaat imiş.

Çok imiş hayatın özellikleri,
Bakmış, görememişiz güzellikleri,
Biz mekân tutmuşuz gazelleri,
Sevip sevilenler der murat imiş.

Halil, gam kederi silmek gerekmiş,
Kuru ekmek yiyip gülmek gerekmiş,
Dakikanın kıymetini bilmek gerekmiş,
Ömür bir sınırlı seyahat imiş.
(Halil Karabulut)

Exit mobile version