Bazen insan içinde derin bir boşluk hisseder. Ne kadar çok şey yapsa, ne kadar koştursa da o boşluk dolmaz. Çünkü yaptıklarımızın çoğu ruhun derinliklerine inmiyor; sadece zihnimize, egomuza ve günlük hesaplarımıza dokunuyor. Oysa ruh, daha köklü ve daha kuşatıcı bir şeye susamış bekliyor. İşte bu yüzden diyoruz ki: Ruhumuzu saracak bir amel lazım. Amel, basitçe “yapılan iş” demek değildir. Bizim medeniyetimizde amel; kalbin, niyetin ve bütün varlığın Allah’a yöneldiği bir harekettir. Ruhumuzu kuşatacak amel ise bizi parça parça değil, bütün olarak saran, hayatımızın her yanına nüfuz eden ameldir. Namaz gibi… Ama sadece namaz kılmak değil; ruhu namaz hâline gelmiş bir duruş. Oruç gibi… Sadece aç kalmak değil; nefsi terbiye eden, kalbi merhametle dolduran bir oruç. Sadaka gibi… Sadece para vermek değil; kalbin kapılarını başkalarına ardına kadar açmak.
Ruhumuzu saracak amel, bizi “ben ”den “bize, “ben “den “Ona taşır. İnsan, sadece kendi kurtuluşunu düşünerek değil, etrafındaki acıyı, yoksulluğu ve yalnızlığı hissederek olgunlaşır. Bir yetimin başını okşamak, bir hastanın elini tutmak, zulme karşı sessiz kalmamak, hakkı cesaretle söylemek… Bunların hepsi ameldir. Ama ruhu gerçekten kuşatan amel, bunları yaparken insanın kendinden geçmesidir. “Ben yaptım” duygusunun silinip, “O yaptırdı” şuuruna ermesidir. Ne yazık ki günümüz insanı bu kuşatıcılığı büyük ölçüde kaybetti. Hayatımızı küçük bölmelere ayırdık: iş, aile, ibadet, sosyal medya… Ruh ise bütünlüktür. O, bu bölünmeye dayanamaz. Bu yüzden birçok kişi “Her şeyi yapıyorum ama içim bomboş” diyor. Çünkü yaptıkları yüzeyde kalıyor, ruhun derinliklerine ulaşmıyor.
Ruhumuzu saracak amel, bizi her durumda Allah ile beraber hissettiren ameldir. Sabah kalktığımızda O’nu anmak, gece yattığımızda O’na sığınmak, kazandığımızda O’na şükretmek, kaybettiğimizde O’na tevekkül etmek… Yani bütün hayatı bir ibadete dönüştürmek. Bu kolay değildir. Ego buna şiddetle direnir. “Biraz da kendim için yaşayayım” der. Fakat ruh, ego’nun daracık hapishanesinde boğulur. Gerçek özgürlük, ruhun Allah’ın iradesine teslim oluşundadır hâlde kendimize soralım: Bugün yaptığım ameller ruhumu gerçekten kuşatıyor mu? Yoksa sadece vicdanımı biraz olsun susturmak için mi yapıyorum? Gerçek amel vicdanı susturmaz; onu diri, hassas ve derin tutar. Ruhumuzu saracak bir amel lazım.
Belki de o amel, şu anda içimizde uyanan bu hasrettir. Belki de “yeter artık” dediğimiz o iç sızısıdır. Belki de bir daha kalkmamak üzere secdeye varmak, gözyaşı dökmek ve o gözyaşlarıyla başkalarının yaralarını sarmaya koşmaktır. Çünkü gerçek amel, insanı hem Allah’a yaklaştıran hem de insanlara faydalı kılardır. Gerisi sadece harekettir. Ruh ise harekete değil, manaya susamıştır, vesselam.
