Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Sökülesi Tuğlalar

Çantamdan anahtarımı elime alıp, yaşadığım apartmanın önündeki basamaklara yönelmiştim ki; birden irkildim. Merdivenlerden aşağıya sarkmış spor ayakkabıları olan bacakların yukarısında, apartman dış kapısının önünde sol tarafa doğru yatar vaziyette bir gövde ve yerde gözleri kapalı bir baş! İçimden “bayılmış olmalı” dedim. Ama başka türlü de olabilir. Hemen telefona sarıldım. İçeri giremeden beklemedeydim ki; birinci kattaki komşumuz seslenerek “Siz de mi giremediniz?” diye sordu. O esnada binamızdan çıkan bir bey, yerde yatan gence seslenerek uyandırmaya çalışıyordu. Kan çanağı olmuş gözleri açıldı. Ayağa kalkıp toparlandı. Beyefendi ancak o zaman merdivenlerden inebildi. Bir taraftan da bu bey ona bir ihtiyacının olup olmadığını, ambulans isteyip istemediğini, merhametli bir şekilde sordu. Genç ise; hiçbir şey istemeyip sadece “Kusura bakmayın.” diyerek ayağa kalkıp, yalpalanarak karşı kaldırıma geçti. Ben de binaya girebildim. Birkaç komşu hanım da içeridelermiş. Birinin çocuğu da benim gibi girememiş, diğeri yöneticimiz, bir diğeri ise yeni taşınan komşumuzmuş. Az önceki bey de onun eşiymiş.

Bu arada konuşulanlardan anladım ki; içlerinden bir hanım polise ve ambulansa çoktan haber vermiş. Gelen olursa diye hem bekledik hem göz ucuyla genci kaçırmamak için takip ettik. Gelseler, gerekli yerlere götürülse, derdi neyse tedavi edilse diye düşündüm. Maalesef; gelen giden olmadı. Biz de dairelerimize çıktık.

Âlemde tesadüf yoktu. Kalp ise; bu âlemden değildi. Mülk âleminde olup melekût âlemine aitti. Onu mutmain edemiyor, doyuramıyorduk. Şu yaşadığımız çağda insanoğlunun onu doyurmak için yapmadığı şey kalmadı. Ama bu şekilde doymadı, doyamaz, doyamayacaktır da… Çünkü o sonsuzdur, sonsuz olanı istiyor.

Haz ve hız çağı adını verdiğimiz bu zaman diliminde her şeyi mübah saydık. Sabırsız, tefekkürsüz, arsız, ten hizmetçileri olup çıktık. “Aklındaysa kapında.” diyerek nefislerimizi doyurup, büyüttükçe; kalplerimizi ihmal edip, aç bırakıp, zafiyete uğrattık. Hat ve hudut tanımaz giyim kuşam, şarkı sözleri, diziler vs. ile nefislerimiz desteklendikçe yanlışlarımızı görebilmekten dahi âciz kaldık. Nefse koltuk çıkan bu destek kuvvetlerle, her seferinde hep aynı şeyleri yapar olup sonra da ümit ile güzel sonuç uman divânelere döndük. Öyle ki; kendi kazdığı kuyuya düşenlerin bile kendini Yusuf zannettikleri âhirzaman insanları olduk. İmam Gazâli’nin tâbiri ile yaylımdaki hayvanlar gibi insanlar şehvetlerinin arzularına takılmış bir durumda. İman zaafiyetlerimizle, mütedeyyin denilenlerimiz bile “Bâtıla dalanlar ile beraber dalıyorduk.” (Müddessir Suresi: 45)

Her zaman, yaşanan olaylardan ve kişilerden pek çok fikirler çıkmaktaydı. Fikir yağmuru altında kalmış olanlar rahmetle ıslanıyordu. Tefekkür gibi hiçbir lamba ise aydınlatmıyordu. Çağın alışkanlıklarıyla çelişmek uğruna da olsa, tek tip ve kopya hayatlara karşı durmak için davranış bağımlıları olmak istemiyorlardı. Madde bağımlıları gibi davranış bağımlıları olmaktansa, onların içinde uzaylı muamelesi görmeyi tercih ediyorlardı. Kalplerinin sesini kısmadıkları için onun ihtiyacını bir yandan karşılamaya çalışırken, bir yandan da sahte özgürlüklere kanmamak için irâdelerini kuvvetlendirmeye çalışıyorlardı.

Hülâsa, yazının başındaki muhtemelen bağımlı gence sadece onun bağımlı olmadığını söylemek isterim. Büyük meseleler büyük akıl ve kuvvet ister, farkındayım. Lâkin âciz bir kul olarak kalemimiz ve kelâmımız, Allah ve âhiret yokmuş gibi yaşamanın bize asla safâ getiremeyeceğini söyler ve yazar. Hem de acıları, kaygıları, hicranları pek fazla olur. Sonra da bir şekilde yıkılırız kapılara… Çünkü maddi açlık gibi manevi açlık da insanı gerer, etkiler ve düşürür.

Ey genç kardeşim!.. Birileri kalbine, yani duygu ve düşüncelerine, yani davranışlarına bu yaşına kadar dokunamamış, aynı zamanda bir disiplinle sana itidallik katamamış olabilirler. Birçok yanlışa muhatap olup yanlış tercihlerle şirâzeyi kaçırmış olduğun âşikâr. Sen de bunun farkındasın. Ama senin dışında ve etrafında olanların durumları ise şu an gizli. İleride ne yaşanır bilinmez. Bunları bilmeni isterim. Yazdıklarımı okuyacağına dair ihtimalin çok düşük olması ile birlikte muhatabım sen ve kalp taşıyan tüm insanlardır. Senin vasıtanla sesleniyorum:

(Fiziki yani bedeni hastalıkların dışında)

Aklındaysa kapında olmadığında gelişirsin. Hazzını ertelersen sabrı öğrenirsin. Sabırlı olursan çok şeyi elde edersin. Sosyal medyada günlük ortalama 400 içerik kaydırılıyormuş, bunu yapmazsan zihnin ağırlaşmaz, beynine düşünebilmesi için zaman tanımış olursun. Düşünürsen aydınlanırsın. Kendine ait, orijinal duygu ve düşüncelerin olur. Rengini kaybedip, tek tip olmazsın. Kalbinin sesini duyabilen, ilham alabilen insan olur, robotlaşmaktan kurtulursun. Sonra da üretebilir, insan olmanın tadını ve hazzını yaşarsın.

Allah ve din ile ilgili konularda yüreğine ördürdükleri duvarın tuğlalarını tek tek sökecek olursan, kulluk şerefiyle tanışıp gücünü fark edersin. Allah ve âhiret yokmuşçasına yaşamak yerine hak ve hakikat çizgisinde hayatını düzenlediğinde, ne kendinin ne de bir başkasının yıkılmasına sebep teşkil edersin. İman zâfiyetin olmadığı için kalbin ve gözün tok olur, ruh sıkıntısı çekmezsin. Ve seni tanıyanlar tanımış olmaktan pişman değil, memnun olurlar. Hem safâ sürer hem safâ dağıtırsın. Denizdeki balıklara kadar tüm varlık âlemi senin duacın olur.

Aynı şekilde benim de dualarım; henüz gizli veya âşikâr çağımızın bütün bağımlılarının şifa bulmasıdır vesselâm.

Exit mobile version