Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Sosyal Medya Cephesi ve Türk Müslüman Gençliğin Zihnine Kurulan Tuzaklar

İçinde yaşadığımız çağda sosyal medyayı artık sadece bir iletişim aracı olmaktan ziyade zihinleri şekillendiren, yönlendiren ve dönüştüren güçlü bir algı mekanizması olarak tanımlayabiliriz. Bu mekanizmanın merkezinde ise masum sanılan ama son derece stratejik bir düşünceyle çalışan algoritmalar bulunmaktadır. Bu algoritmalar, neyi göreceğimizi, neye maruz kalacağımızı, hangi düşüncenin normal, hangisinin ise marjinal kabul edileceğini belirleyen görünmez bir el yada örtülü bir editör gibidir. Asıl tehlike de tam burada başlamaktadır. Çünkü bu güç, uzun süredir Türk Müslüman gençliğinin kimliğini, inancını ve ahlâk sistemini hedef alan bir saldırının aracı hâline gelmiştir.

Sosyal medya algoritmaları rastgele yada gelişigüzel çalışmaz. İlgi, etkileşim ve süre üzerinden beslenen bu sistem, zamanla kullanıcıyı belirli içerik havuzlarına hapseder. Genç bir birey birkaç kez din karşıtı, ahlâkı küçümseyen ya da gelenekle alay eden içeriklerle etkileşime girdiğinde algoritma bunu bir tercih olarak okur ve benzer içerikleri sürekli önüne getirmeye başlar. Böylece genç, farkında bile olmadan tek yönlü bir düşünce atmosferinin içerisine sokulur. Bu atmosferde ise İslam çağ dışı, ahlâk baskıcı, Türk kültürü ise geri kalmış gibi sunulur. Algı tekrar edildikçe normalleşir, normalleştikçe içselleştirilir.

Bu süreç bireysel değil, adeta kolektif bir yönlendirmedir. Küresel medya düzeniyle uyumlu çalışan bu algoritmalar, özellikle Müslüman toplumların gençlerini hedef almaktadır. Çünkü güçlü bir inanç ve köklü bir kültür, küresel tek tipleştirme projelerinin önündeki en büyük engeldir. Türk Müslüman kültürü; aile bağları, ahlâk anlayışı, sorumluluk bilinci ve inanç merkezli bir yaşam tarzıyla bu düzene uyum sağlamayan nadir sosyal yapılardan bir tanesidir. Bu yüzden doğrudan saldırı yerine, algoritmalar üzerinden yıpratma ve aşındırma yöntemi tercih edilmektedir.

Kimliksizleştirme bu saldırının ilk adımıdır. Gençlere sürekli olarak “hiçbir şeye ait olma”, “sınırları reddet”, “her şey görecelidir” mesajları verilir. Millî aidiyet, dini bağlılık ve kültürel değerler ayrıştırıcı unsurlar gibi gösterilir. Oysa insanı güçlü kılan şey, köksüzlük değil, sağlam bir aidiyettir. Aidiyetini kaybeden genç, yönlendirilmeye her daim açık hâle gelir ve algoritmanın sunduğu her fikri sorgulamadan tüketmeye başlar.

Dinsizleştirme ise daha derin ve sinsi bir aşamadır. Algoritmalar açıkça “inanma” demez, bunun yerine inancı hayattan koparır. Dini pratikler alay konusu yapılır, haram-helal kavramları çağ dışı gösterilir, ahlâk kişisel bir tercihe indirgenir. İşte tam da bu noktada ateizm gibi farklı inanç yapıları bir sonuç değil, bir araç haline gelir. Amaç genci doğrudan inkâra sürüklemekten ziyade, inancı etkisiz hâle getirmektir. İnancın hayatı yönlendirmediği bir yerde ahlâk da savunmasız kalır.

Bu algı operasyonları tarihsel bir zihniyetin dijital versiyonudur. Haçlı ve Siyonist ideolojik bakış açısı, bugün askeri işgallerden daha çok medya ve kültür üzerinden ilerlemektedir. Sosyal medya bu zihniyetin en güçlü silahıdır. İslamofobik söylemler hızla yayılırken, Müslümanların maruz kaldığı zulümler görmezden gelinir ya da çarpıtılır. Filistin direnişi kriminalize edilirken, işgal meşrulaştırılır. Bu çarpık anlatı ise gençlerin adalet ve hakikat duygusunu bilinçli biçimde zedelemektedir. Ne yazık ki bozuk medya düzeni içinde bazı yerli figürler de bu algının taşıyıcısı hâline gelmiştir.

Ancak bütün bu kuşatmaya rağmen Türk Müslüman toplumu özgüvenini yitirmiş değildir. Bu toplum, tarih boyunca farklı baskılara rağmen kimliğini korumayı başarmış bir medeniyetin mirasçısıdır. Özgüveni saldırgan değil, köklü ve vakurdur. İnancını savunurken başkasına benzeme ihtiyacı duymaz. Tam da bu yüzden hedef alınmaktadır. Çünkü kimliğine güvenen bir gençlik, algoritmalarla kolay kolay teslim alınamaz.

Bu algı düzeninden çıkışın yolu nettir. Birincisi, okumaktır. Okumayan zihin, algoritmanın sunduğu bilgiyi mutlak doğru zanneder. Okuyan, düşünen ve araştıran genç ise karşısına çıkan her içeriği sorgular. Sadece dini metinler değil, tarih, sosyoloji, psikoloji, medya okuryazarlığı ve felsefe gibi alanlarda da kendini yetiştiren bir genç, algıya karşı bağışıklık kazanır. Cehalet bu düzenin en büyük müttefikidir. İlim ise en büyük düşmanıdır.

İkincisi, birliktir. Algoritmalar bireyi yalnızlaştırarak güç kazanır. Yalnız birey daha kırılgan, daha yönlendirilebilir hâle gelir. Aile bağları güçlü, toplumla ilişkisi canlı ve ümmet bilinci diri olan bir genç ise kolay savrulmaz. Kültürel birliktelik, sadece bir nostalji değil, bir savunma mekanizmasıdır.

Sonuç olarak mesele sosyal medyada ne izlediğimiz meselesi değil, kim olduğumuz meselesidir. Algoritmalar geçicidir, trendler değişir. Ama kimliğini bilen, inancını yaşayan, ahlâkını koruyan ve sürekli kendini geliştiren bir gençlik ise her daim kalıcıdır. Türk Müslüman toplumunun asıl gücü de burada yatmaktadır. Bu güç, ne bağırarak ne de savrularak korunur; bilinçle, okumayla ve birlikle korunur.

İlelebet de korunacaktır…

Exit mobile version