Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Vakit…Dir

Her sene olduğu gibi bu sene de arkadaşı Meral’i bekliyordu, bahçeyi saran asmanın budanması için. Meral, Fethiye Üzümlü’dendi ve çocukluğu babasının üzüm bağlarında onu izleyerek geçmişti. Ne zaman gelse, elini bağdan çiçekten çekemezdi. Öyle samimi bir hâl ile dokunurdu ki çiçeğe, dala; biraz aralasa gelmesini, neredeyse dile gelip soracaktı, bahçedeki envai nebatat, Meral’i.

Gün verirdi, saat, zaman ve dallara minik bardaklar bağlar, damlayıp biriken suların, saça, cilde, göze şifa olduğunu söylerdi. Öyle ki kestiği dallardan gözyaşı gibi duru ve parlak sular damlar, bardakları yarıya kadar doldururdu. Zaman çok önemli derdi Meral, su yürümeden, yaprak dökülünce gibi ölçekleri takip ederdi ve bunların bağın donmasını engellediğini belirtirdi.

İlim + tecrübe + emek + zaman = başarı ve nimet

Takvimin tarihi belli, insanın zamanı keşfi ve yönetme arzusu daima önemliydi, ancak takvimi okumak, zamanı bükmek hiçbir zaman birincil hedefi olmadı. Hâlbuki Yaradan her şeye belli bir ömür tayin edip onu, hızla kayan akışta net bir şekilde gözlemleyerek takip etti. Parçalara böldü, akıl baliğ olana kadar dedi. Bu onun tamamlanma, kendini bulma, yetişkin olma talim zamanıydı. Yaptıkları masum karşılanır, hayır hasenatı, anne babaya eklenir, teşvik teşvik önüne ödüller dizilirdi.

Rasulullah ‎sallallahu aleyhi vesellem ‎şöyle buyurmuştur: “Kim Kur’an okur, öğrenir ve onunla amel ederse, kıyamet gününde anne ve babasına nurdan bir taç giydirilir. Onun ışığı güneşin ışığı gibidir. Onun anne-babasına iki elbise giydirilir ki, dünya malı onunla boy ölçüşemez. Onlar, ‘Hangi amelimizin karşılığında bunlar bize giydirildi?’ diye sorarlar. ‘Çocuğunuzun Kur’an’ın hükümlerini tutması sebebiyle’ diye cevap verilir.” Hâkim (1/756)

Üzerine farz olmadan önce oruç tutan çocukların bulundukları çevreye rahmet, bereket ve şifa yağar. Öyle ki büyükler diş kirası diye çeşitli nimetlerle onları ödüllendirirler.

Zaman ilerler ve yetişkin olur, artık sevabı günahı kendinedir. Anın kıymetini bilip idrak edebilsin diye bi leyla aklı başka, bedeni başka iklimde olmasın diye Rabbim tesbihlerle donatmasını ister nefeslerini. Aklı başında iken insan, çok zor kontrol altına alıp yönetilebilir. Mü’min o derece ibadet ve taatte olduğunda uyaran ve yoranlardan da muhafaza edilir. İbadet sadece ahiret telaşı ve planlamasıyla ilgili değildir. Özünde insan ruh ve beden sağlığı için disiplin, motivasyon, huzur ve sağlık sebebidir.

İbadet kitaplarında ilk konu sular ve temizliktir. Bunu Cennet ve Cehennem ile nasıl izah edebilirsiniz? Sular temiz olan, temiz olup temizlemeyen sular, temiz olmayan sular diye çeşitlenir. Özelliği ve tabiati olarak da tekrar sınıflandırılır. Bunu bu ölçüde izah eden bir fıkıh ilmi, seni âlim olmaya değil, sağlıklı olmaya zorluyordur.

Hangi ibadetin derinine inersek onun beden ve ruh sağlığı için elzem olduğunu buluruz. Olduğu gibi kabul edip teslimiyet ile devam edersek de dünya nimeti ve ahiret saadeti buluruz.

Zamanına dokunmak, içeriğiyle oynamak, hükmüne yorum yapmak, dar görüşümüzle şuradan şuraya koymak başımızı hem dünya hem ahirette sıkıntıya sokar.

İbadetlerin hepsinde zaman şartı vardır ve bu çok esneklik barındırmaz. Canın istediğinde kalkıp hacca gidemezsin, gidersin de ziyaret olur. Hac olması için hac zamanı tamam olmalı. Teravihi arefe günü kılamazsın, kılarsın da teravih olmaz. Vakti girmeden ve çıkınca o namazı kılamazsın. Ezanı bekler, vakti okur, eda edersin. Zaman sadece saatten, takvim sadece mevsimlerden ibaret değil, öğrenirsin. Saat bedeninde doğal olarak işleyen bir zaman örüntüsüdür. Bedenin dikkatli baktığında sana onun giriş kodlarını verir. Önem verdiğinde kontrol izni verir. Besleyip kolladığında kendini sana teslim eder.

Işığı ölçü olarak alanların, gün ışımadan uyanmaları, geceyi nimet bilip usulünce dinlenenlerin, hücresel yenilenmesiyle cevap bulur. Beden, beni dünya sisteminden sökme, beni doğanın işleyişinde ayırma, bakarım kendime diye çığlıklar atar her hastalandığında.

Aklı çelenlerin taarruzunda, insanın ilk kaçtığı din ve öğretileri olur. Sonra zaten yuvarlanır gider pişmanlıklar vadisine. Zamanı yönetemediği yerde sıkıntı, zorluk ve hastalıklar yığılır üst üste.

Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 589 milyon kişi şeker hastalığı (diyabet) ile yaşamaktadır. Bu sayının 2050 yılına kadar 853 milyona çıkması bekleniyor. Hastaların yaklaşık yarısı ise durumunun henüz farkında değildir. (Hasuder)

Bu yanlış beslenme sonucu olabilecek bir rakam mı? Tetikleyicileri bir araya getirebilecek birçok sistemimiz var. Eksiklikleri hemen çıkarıp düzeltebilecek ve fakat neden yapılmıyor?

İşte ilk başta terk ettiğimiz dini ölçülerin neden ilk sırada olduğunu anlamamız için. Yeryüzünde ne kadar temel kural ve kadim öğreti varsa hepsinde iyi insan olma ölçütü, diğer insanların varlığını kabul ve saygıyı içerir. Zamanımızda ilk vurulan ve cansız yere düşen değer bu oldu. SEN VARSIN, TEK SEN…

Sonrasını uzun uzun yazmaya gerek yok. Bulunduğumuz durum ne kadar çok TEK SEN olduğunu gösteriyor.

Vakit bizim için her şey demek, varlığımızın iki âlemde de selametle devamı ve çok daha fazlası. Elimizden alınan her şeyin başında da bu nimeti bize şuursuzca öğüttürmek var. Kaybettiğin değerin savaşını veremezsin. Gözlerini bozacak, boynunda hörgüç oluşturacak, omurganı yorup, sosyal hayatını darmadağın edecek kadar neleri kaydırıyorsun, bir düşün.

Ellerinden alınan sadece kredi kartı bakiyen değil, onu bir şekilde telafi edersin. Ömür bakiyene saldırılıyor ve hızla eriyor ellerinde.

Ezanı duymadığın günler ezan susturulmuş demektir. Minarede olması var olduğu anlamına gelmez. Okuyan kendi zamanını bilmiyor, dinleyen ezanı duymuyorsa ezan zaten susmuş demektir.

Fiber ağlarla örülen zavallı dünyada kefenlerle gömülen gafil insanlık devrindeyiz. Gözünü ekrandan alabilene, hayatını yeniden kurtarabilene helal olsun…


Gül fidesi dikimi için en uygun zaman sonbahar (ekim-kasım) ve ilkbahar başı (mart-nisan) aylarıdır. Ilıman bölgelerde sonbaharda dikim yapmak kök gelişimi için idealdir; soğuk bölgelerde ise don tehlikesi geçtikten sonra ilkbaharda dikim tercih edilmelidir.

Koyunlar genellikle havaların ısındığı ilkbahar döneminde, Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Nisan ile Haziran ayları arasında kırkılır. Bu dönemde gece ve gündüz sıcaklıklarının dengelenmesi ve yün yağının erimeye başlaması dikkate alınır.

“Rabbine ibadet ederek yetişen/gençliğini ibadetle geçiren genci” müjdelemiştir. (Buhârî, Ezân 36; Müslim, Zekât 91)

Exit mobile version