Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Yozlaşmaya Karşı Bilinçli Duruş

21. yüzyılda Müslüman olmak, sadece bir kimlik taşımak meselesi değil, bulunduğu her ortamda etkisi hissedilen bir duruş ortaya koymak demektir. Bu duruş, eğitimden psikolojiye, sosyolojiden kültüre kadar uzanan geniş bir bilinçle inşa edilir. Çünkü artık mesele tek bir alanda iyi olmak değil, çok yönlü bir farkındalıkla sağlam ve etkili kalabilmektir.

Bir çocuk ya da genç, girdiği ortamı ya dönüştürür ya da o ortam tarafından dönüştürülür. İşte bu nokta her şeyin başlangıcıdır. İnsan psikolojisi, özellikle genç yaşlarda ait olma ve kabul görme ihtiyacıyla şekillenir. Bu ihtiyaç doğru yönetilmezse kişi, çevresine benzemeye başlar, doğruyu aramak yerine çoğunluğa uymayı tercih eder. Sosyolojik olarak da bu durum, toplum içerisinde davranışların hızla benzeşip yayılmasına neden olur. Yani bir ortamda yanlışlar yaygınsa, kısa sürede “normal” haline gelir. Aynı şey doğrular için de geçerlidir.

Bu yüzden Müslüman fert, bulunduğu ortamda edilgen değil, denge kuran ve yön veren bir unsur olmalıdır. Bu durum, bağırarak ya da zorlayarak değil, karakterle, tutarlılıkla ve bilinçle olur. Bir çocuğun dürüstlüğü, bir gencin ölçülü davranışı, çoğu zaman uzun nasihatlerden daha güçlü bir etki oluşturabilmektedir. Çünkü insanlar söylenenden çok, gördüğünü benimser.

Bu noktada eğitimin rolü bariz bir şekilde belirleyicidir. Eski eğitim anlayışı çoğu zaman bilgi yüklemeye dayalıydı. Ezber sürekli ön plandaydı, sorgulama ise sınırlıydı. Bu sistem belli bir disiplin sağladı ama çoğu zaman bireyin düşünme becerisini, özgüvenini ve karakter gelişimini yeterince besleyemedi. Sonuç itibariyle, neyi neden yaptığını bilmeyen ama söyleneni sadece tekrar eden bireyler ortaya çıkabildi.

Oysa bugün ihtiyaç duyulan eğitim, insanı bütün yönleriyle ele alan bir eğitimdir. Sadece aklı değil, duyguyu da eğiten, sadece bilgi vermeyen bir o kadarda anlam kazandıran bir sistem. Çocuğa ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretmeli. Gence sadece doğruyu göstermemeli, neden doğru olduğunu da kavratmalıdır. Çünkü bilgi çağında en büyük sorun bilgisizlik değil, aksine yanlış bilginin doğru sanılmasıdır.

Bu eğitim aynı zamanda insan psikolojisini dikkate almalıdır. Gençlerin neden etkilendiğini, neden savrulduğunu anlamadan onları yönlendirmek mümkün değildir. Aidiyet ihtiyacı, özgüven eksikliği, kabul görme arzusu vs…
Bunlar doğru yönetilmediğinde kişi, kendi değerlerinden uzaklaşabilir. Lakin bilinçli bir eğitim, gence kendi kimliğiyle var olabilme gücü kazandırır.

Sosyolojik bilinç de bu eğitimin bir parçası olmalıdır. Genç, toplumun nasıl şekillendiğini, algıların nasıl oluşturulduğunu, sosyal medya ve popüler kültürün nasıl yönlendirdiğini fark etmelidir. Çünkü farkında olmadan, fark ettirilmeden yönlendirilir. Bugün birçok davranış, tercih ve düşünce, bireysel karar gibi görünse de aslında toplumsal yönlendirmelerin sonucudur.

Tam da bu noktada kültür ve din yozlaşması meselesi ortaya çıkabilmektedir. Bir toplum, kendi değerlerini üretmeyi bıraktığında, başkalarının değerlerini tüketmeye başlar. Dil değişir, davranış değişir, anlam dünyası daralır. Kültür zayıfladıkça kimlik bulanıklaşır. Din ise ya sadece şekle indirgenir ya da tamamen hayatın dışına itilir. Böylece insan, neye ait olduğunu bilmeyen bir boşluğa düşer.

Bu yozlaşma ise ani değil, adeta yavaş ve fark ettirmeden gerçekleşir. İnsan psikolojisi, tekrar edilen şeyi normal kabul eder. Sosyolojik olarak da çoğunluk etkisi devreye girer. Herkes yapıyorsa doğru gibi görünür. İşte bu yüzden bilinçli bir Müslüman, gördüğünü hemen benimsemez. Sorgular, araştırır, ölçer. Popüler olanın değil, doğru olanın peşinden gider.

Burada önemli olan, sadece karşı çıkmak değil, alternatif üretebilmektir. Yasaklamak, kısa vadede etki edebilir lakin bilinç kazandırmak kalıcıdır. Genç, nedenini bildiği şeyi daha sağlam savunur. Kendi kültürünü tanıyan ve yaşayan biri, başka kültürlerin etkisi karşısında savrulmaz. Kendi inancını anlayarak yaşayan biri, onu terk etmez ya da yüzeyselleştirmez.

Sonuç olarak tüm bu konular birbirinden bağımsız değildir. Aksine birbirini tamamlayan bir bütündür. Sağlam bir eğitim, güçlü bir psikoloji oluşturur. Güçlü psikoloji, doğru sosyolojik duruşu getirir. Bu duruş, kültür ve dini korur. Kültür ve din korundukça da birey, bulunduğu her ortamda etkili bir karakter haline gelir.

Bu yüzyılda Müslüman şahsiyet sadece kendini koruyan değil, bulunduğu yeri güzelleştiren insandır. Bu bazen bir sözle, bazen bir tavırla, bazen de sadece varlığıyla olur. Lakin her durumda bir iz bırakır.

Çünkü mesele kalabalığa karışmak değil, kalabalık içinde kaybolmadan yön verebilmektir. Ve bu da ancak bilinç, denge ve sağlam bir kimlikle mümkündür.

Vesselam…

Exit mobile version