Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

İlâhî Bir Destek, Bir Lütuf ve Kardeşlik Ahlâkı: “Onunla Gücümü Pekiştir.”

Hz. Mûsâ’nın (a.s.) Rabbi’ne yaptığı şu dua, kardeşlik bağının insan hayatındaki anlamını ve değerini ortaya koyan dikkat çekici bir ifadedir: “Onunla gücümü pekiştir.” (Tâhâ, 20/31)

Bu duanın ardından Yüce Allah şöyle buyurur: “Seni kardeşinle destekleyip kuvvetlendireceğiz.”
(Kasas, 28/35)

Hz. Mûsâ (a.s.), kendisine verilen ağır tebliğ sorumluluğunda kardeşi Hârûn’un (a.s.) da yanında bulunmasını istemiştir. Yüce Allah da onun bu talebini kabul ederek kardeşiyle kendisini destekleyeceğini bildirmiştir. Böylece peygamberlik gibi ağır bir vazifenin dahi insanın tek başına omuzlamak zorunda olmadığı; doğru bir kardeşlik ve dayanışmanın insanı güçlendiren önemli bir nimet olduğu gösterilmiştir.

Buradaki “gücü pekiştirmek”, yalnızca maddî veya fizikî bir kuvvetten söz etmek değildir. İnsan, hayatın ağır imtihanları karşısında bazen bir söze, bir omuza, bir duaya, bir güven duygusuna ihtiyaç duyar. Kardeş, işte bu noktada insanın gücünü artıran, yalnızlığını gideren ve yükünü paylaşan en yakın desteklerden biri olabilir.

Hz. Mûsâ’nın (a.s.) yardım talebinde özellikle kardeşi Hârûn’u (a.s.) zikretmesi üzerinde düşünmek gerekir. Yüce Allah, peygamberlik vazifesinin ağır sorumluluğunu paylaşması için onun en yakınındaki insanlardan birini, kardeşini destekçi olarak belirlemiştir.

Bu durum bize önemli bir hakikati hatırlatır:

İnsan, hayat yolculuğunda yalnızca kendisi için değil, kardeşi için de bir güç kaynağı olmalıdır.

Kardeşlik yalnızca aynı anne ve babadan dünyaya gelmiş olmanın biyolojik sonucu değildir. O bağın gerçek anlamı; dayanışma, merhamet, fedakârlık, güven, vefa ve zor zamanlarda birbirinin yanında olabilmektir.

Kardeş, insanın gözünün nuru ve hayatındaki en yakın akrabalardan biridir. Bu yakınlığın değeri, insanın en büyük korkularından birinin tasvir edildiği kıyamet gününde de görülür. Yüce Allah şöyle buyurur: “O gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından kaçar…”
(Abese, 80/34-36)

Ayetin kardeşle başlaması dikkat çekicidir. Çünkü kardeş, insanın dünyadaki en yakınlarından biridir. Dünya hayatında insanın sevincini paylaşan, hüznüne ortak olan, gerektiğinde onu uyaran ve zor zamanlarında elinden tutan bir kardeş, gerçekten büyük bir nimettir.

Gerçek kardeşlik, hayatın bütün renklerini birlikte yaşayabilmektir.

Kardeşine verirsin, o da sana verir. Ondan yardım istersin, o da ihtiyaç duyduğunda sana yönelir. Bazen anlaşır, bazen anlaşmazlığa düşersiniz. Birbirinizi uyarır, hatta zaman zaman birbirinizi eleştirirsiniz. Fakat gerçek kardeşlikte kırgınlıklar kalıcı düşmanlıklara dönüşmez; gönüller yeniden buluşur, aynı sofrada oturulur, aynı hatıraya gülünür.

Kardeş, senin sevincinle sevinen ve hüznünle hüzünlenen kişidir. Arkandan konuşulanları gerektiğinde reddeder, kusurlarını insanların önünde teşhir etmek yerine örter. İyiliğe yöneldiğinde seni destekler; sende bir eksiklik gördüğünde tamamlamaya çalışır. Başına bir musibet geldiğinde yanında olur.

Sen sustuğunda ilk adımı o atabilir. Sen düştüğünde elinden tutabilir. Yoldan saptığında seni uyarabilir. Rabbine dua ettiğinde seni duasında hatırlayabilir.

İşte kardeşliğin asıl anlamı burada ortaya çıkar:

Kardeş, insanın yalnızca kan bağıyla bağlı olduğu kişi değil; hayatın yükünü paylaşabildiği, güvenebildiği ve gerektiğinde kendisine dayanabildiği kişidir.

Bu sebeple kardeş, insanın hayatındaki bir süs değil; bir emanettir.

Öyleyse kardeşin düştüğünde onu kaldır.

İhtiyaç duyduğunda yardımına koş. Zayıf düştüğünde ona güç ver. Hayatın zorlukları karşısında ona güvenebileceği bir liman ol.

Çünkü kardeşlik, sadece iyi günlerde birlikte gülmek değildir. Asıl kardeşlik, kötü günlerde birbirinin yanında durabilmektir.

Kardeş; sırtını dönen değil, sırtını dayayabildiğin kişidir. Sırrını ifşa eden değil, emanetini koruyandır. Kusurunu yaymak yerine örten, iyiliğini çoğaltan ve seni hayra yönlendirendir.

Kardeşine hizmet ettiğinde seni korur; onunla güzel bir yol arkadaşlığı kurduğunda seni yüceltir. Varlığı zihni rahatlatır, kalbi huzurla doldurur. Çünkü insan, kendisini gerçekten anlayan ve gerektiğinde kendisine dayanak olan bir kardeşin varlığında yalnız olmadığını hisseder.

Bu anlamda kardeş, insanın hayat yolculuğunda dayandığı bir baston gibidir. İnsan bazen yürürken zorlanır; işte o zaman yanında bir dayanak arar. Kardeşlik de hayatın zor yollarında insana böyle bir destek sunar.

Bununla birlikte Kur’an-ı Kerim, kardeşler arasındaki ilişkilerin her zaman ideal biçimde yaşanmadığını da bize gösterir.

Kabil, kardeşi Hâbil’i öldürmüştür. Hz. Yûsuf’un (a.s.) kardeşleri onu kıskançlık sebebiyle kuyuya atmış, daha sonra da onu birkaç dirhem karşılığında satmışlardır.

Hz. Dâvûd’un (a.s.) huzuruna gelen iki davacının kıssasında da kardeşler arasındaki mal paylaşımı ve hak ihlali üzerinden bir anlaşmazlık anlatılır:

“Şu adam benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Buna rağmen ‘Onu da bana ver’ dedi ve bu tartışmada bana baskın çıktı.”
(Sâd, 38/23)

Bütün bu örnekler, şu soruyu akla getirebilir:

Kardeşlik böyle sorunlarla karşı karşıya kalabiliyorsa, hangi kardeşlikten söz ediyoruz?

Cevap açıktır: Kur’an’ın bu olayları anlatmasının amacı, kardeşler arasındaki kötülüğü meşrulaştırmak değil; insanın kıskançlık, hırs, bencillik ve zulüm gibi zaaflarının kardeşlik bağını dahi nasıl tahrip edebileceğini göstermektir.

Kabil’in Hâbil’i öldürmesi bir örnektir; fakat kardeşliğin ölçüsü değildir.

Hz. Yûsuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılması bir ibrettir; fakat kardeşliğin tabiatı değildir.

Bu kıssalar, kardeşlik bağının nasıl korunması gerektiğini öğretmek kadar, nasıl bozulabileceğine dair de uyarılarda bulunur.

Dolayısıyla kardeşlik ilişkilerinin temeli, kıskançlık ve çıkar çatışmaları üzerinden değil; Allah’ın Hz. Mûsâ’ya verdiği şu ilâhî destek mesajı üzerinden okunmalıdır:

“Onunla gücümü pekiştir.”
(Tâhâ, 20/31)

Ve Allah’ın cevabı:

“Seni kardeşinle destekleyip kuvvetlendireceğiz.”
(Kasas, 28/35)

Bugün kardeşler arasındaki ilişkileri zedeleyen pek çok unsur vardır: miras tartışmaları, ekonomik çıkarlar, kıskançlıklar, yanlış anlaşılmalar, eşler arasındaki problemler, iletişim kopuklukları ve geçmişten taşınan kırgınlıklar…

Bazen küçük bir mesele büyütülür ve yıllarca süren küslüklere dönüşür. Bazen bir söz, bir davranış veya bir miras meselesi kardeşleri birbirine yabancılaştırır.

Oysa insan, hayatının bir döneminde kendisine en yakın olan kişiyi, geçici bir anlaşmazlık uğruna hayatından çıkarmamalıdır.

Çünkü kardeşlik, korunması gereken bir nimettir.

Birbirimize şu soruyu sormalıyız:

Kardeşimin hayatındaki yükü azaltıyor muyum, yoksa artırıyor muyum?

Düştüğünde elinden tutuyor muyum?

Sırrını koruyor muyum?

İnsanların yanında onu savunuyor, yalnız kaldığımızda ise hatasını güzel bir dille söylüyor muyum?

Onun başarısından rahatsız mı oluyorum, yoksa onunla birlikte sevinebiliyor muyum?

İşte kardeşlik ahlâkı, bu sorulara verilen cevaplarda ortaya çıkar.

Kardeşlik, Allah’ın insana verdiği en önemli sosyal nimetlerden biridir. Fakat her nimet gibi onun da korunması gerekir.

Kardeşini kaybetmeden önce değerini bil.

Kardeşin düştüğünde kaldır.
Kardeşin yorulduğunda yükünü paylaş.
Kardeşin hata yaptığında onu bütünüyle silmek yerine ıslahına vesile ol.
Kardeşin sevindiğinde onun sevincini kendi sevincin bil.
Kardeşin üzüldüğünde yalnız bırakma.
Kardeşinin kusurunu insanların önünde yayma.
Aranızdaki küçük meseleleri büyük düşmanlıklara dönüştürme.

Çünkü hayat, insanın sandığından daha kısadır.

Bugün yanında olan kardeşin, yarın yanında olmayabilir. Bugün konuşabildiğin kardeşinle yarın konuşamayabilirsin. Bu yüzden kardeşlik, ertelenmeyecek kadar kıymetli bir emanettir.

Hz. Mûsâ’nın duası, aslında bütün kardeşlere yöneltilmiş bir kardeşlik ahlâkının da özünü taşımaktadır:

“Onunla gücümü pekiştir.”

Ve Rabbimizin cevabı:

“Seni kardeşinle destekleyip kuvvetlendireceğiz.”

Öyleyse kardeşlik; birbirinin yükünü ağırlaştırmak değil, birbirinin yükünü hafifletmektir.

Kardeşlik; birbirinin önüne geçmek değil, gerektiğinde birbirinin önünü açmaktır.

Kardeşlik; birbirinin kusurunu aramak değil, iyiliğini çoğaltmaktır.

Ve nihayet kardeşlik; aynı anne ve babadan dünyaya gelmekten daha öte, Allah’ın verdiği bu bağı merhamet, vefa, fedakârlık ve dayanışmayla yaşatabilmektir.

Çünkü kardeş, insanın hayatındaki en güçlü dayanaklardan biridir.

Ah benim kardeşim!

Düşme; düşersen de bil ki seni kaldıracak bir elim var.

Yorulma; yorulursan bil ki dayanacağın bir omuzum var.

Yalnız kalma; yalnız kalırsan bil ki yanında bir kardeşin var.

Ve unutma:

“Onunla gücümü pekiştir.”
“Seni kardeşinle destekleyip kuvvetlendireceğiz.”

Kardeşliğin özü işte budur.

Exit mobile version