Giriş
Allah’ın sevdiği ve razı olduğu açık veya gizli bütün söz ve davranışları kapsayan ibadet kavramı çerçevesinde, kulluğun gereği olarak yerine getirilen pek çok farz ve nafile amel bulunmaktadır. Bu ameller; Allah sevgisi (muhabbetullah), O’nun azabından korkma (havf ve haşyet) ve rahmetini ümit (reca) etme gibi kulluğun temel manevi mertebeleri içerisinde anlam kazanır. Bununla birlikte bazı salih ameller vardır ki, Allah Teâlâ bunlara özel bir değer vermiş ve bu amelleri işleyen kullarını kıyamet gününde ayrıcalıklı bir konuma layık görmüştür.
Konu başlığından da anlaşılacağı üzere bu yazımızda, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) haber verdiği ve Allah’ın kendi gölgesinde gölgelendireceği yedi sınıf insan ele alınacaktır. Bunların kimler olduğu, dünyada hangi amelleri sebebiyle böyle büyük bir fazilete eriştikleri ve ilahî gölgenin altında bulunmalarının ne zaman gerçekleşeceği konusu nebevî hadis ışığında incelenecektir.
Giriş mahiyetinde, konumuza ilham veren ilahî bir müjdeyi zikretmek yerinde olacaktır. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
(وَسَارِعُوا إلى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ. الَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ ۗ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ)
“Rabbinizden gelecek olan bağışlanmaya ve takvâ sahipleri için hazırlanmış, genişliği göklerle yer kadar olan cennete koşun. O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını bağışlarlar. Allah iyilik yapanları sever”. [1]
Ayet-i kerime, takvâ ehlinin cennete girmelerine vesile olacak amelleri açıklamakta ve müminleri hayırlı işlerde yarışmaya teşvik etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de bir hadis-i şerifinde, bazı kimselerin dünyada işledikleri salih ameller sebebiyle kıyamet gününde erişecekleri seçkin konumu haber vermiştir.
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edilen hadiste Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
(سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ في ظِلِّهِ يَوْمَ لا ظِلَّ إلَّا ظِلُّهُ: إِمامٌ عادِلٌ، وشابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ تَعالَى، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ في المَسَاجِدِ، وَرَجُلانِ تَحَابَّا في اللَّه: اجْتَمَعا عَلَيهِ، وتَفَرَّقَا عَلَيهِ، وَرَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ، وَجَمَالٍ فَقَالَ: إِنِّي أَخافُ اللَّهَ، ورَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فأَخْفَاها، حتَّى لا تَعْلَمَ شِمالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ، ورَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاه).
“Kıyamet gününde Allah’ın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde, Allah yedi sınıf insanı kendi gölgesinde gölgelendirecektir: Adaletli yönetici; Rabbine ibadet ederek yetişen genç; kalbi mescitlere bağlı kimse; Allah için birbirini seven, bu sevgi üzere bir araya gelip bu sevgi üzere ayrılan iki kişi; makam ve güzellik sahibi bir kadının davetine karşı ‘Ben Allah’tan korkarım’ diyerek karşılık veren kimse; sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizlice sadaka veren kişi; yalnız kaldığında Allah’ı anıp gözyaşı döken kimse.”.[2]
Hadiste bildirilen bu büyük mükâfat, kıyamet gününde gerçekleşecektir. O gün insanlar, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın huzurunda hesap vermek üzere mahşer meydanında toplanacaklardır. Arasat meydanında güneş son derece yaklaştırılacak, şiddetli sıcaklık sebebiyle insanlar büyük bir sıkıntı yaşayacaktır. Ter, insanların amellerine göre farklı seviyelere ulaşacak; kimisinin topuklarına, kimisinin dizlerine, kimisinin karnına, kimisinin de göğsüne kadar yükselecektir. Böylesine dehşetli bir günde Allah Teâlâ, bazı kullarını özel lütfuyla himaye edecek ve onları kendi gölgesinde gölgelendirecektir.
A) Arşın Gölgesinde Gölgelenen Yedi Sınıf İnsan ve Amelleri
O dehşetli gün, Arş’ın gölgesinden başka hiçbir gölge bulunmayacaktır. Böyle bir günde bu özel konumdan istifade edecek yedi sınıf insan kimlerdir? Söz konusu yedi sınıf insanı ve yapmış oldukları amelleri tek tek inceleyelim.
- Adaletli İdareci
Hadiste zikredilen ilk sınıf adaletli idarecidir. Bir Müslüman olarak halkın çıkarlarını gözeten, zulümden uzak duran ve hükmünde adaleti esas alan ve halkının iyiliğini düşünen, kendisine ilim, görgü ve insaf duygusu verilmiş; her türlü güzel meziyete sahip hâkim, vali ve idareci bu sınıfa dahil edilmiştir. İslâm tarihinde bunun en güzel örneklerinden biri Hz. Ömer (r.a) dır. O, adaletiyle bütün dünyada ün salmış bir halifedir. Yine onun neslinden gelen tabiinden Ömer b. Abdülaziz de onun izini takip etmiştir. Tarih boyunca bu sıfata sahip birçok idareciden örnek göstermek mümkündür.
- Allah’a Kullukla Yetişen Genç
Gençlik dönemi, nefsin ve arzuların en güçlü olduğu dönemdir. Buna rağmen gençliğini Allah’a itaatle geçiren, ibadeti hayatının merkezine yerleştiren ve günahlardan uzak duran kimse büyük fazilete erişmiştir. Bu nedenle Allah Teâlâ onu kıyamet gününde özel rahmetine mazhar kılacaktır. İsrailoğullarından ibadete düşkün bir genç olan İbn Cüreyc gibi kimseler bu sınıfa örnek olarak zikredilmiştir.
- Kalbi Camilere Bağlı Olan Kimse
Mescitleri seven, cemaatle namaza devam eden ve mescitten ayrıldığında bile gönlü oraya bağlı kalan kimsedir. Onun kalbi daima Allah’ın evleriyle irtibat hâlindedir. Namaz vakitlerini bekler, ibadetten huzur duyar ve mescitleri hayatının önemli bir parçası olarak görür. Rablerine iman etmiş ve Ona kulluk ederek ömürlerini Mağarada 309 yıl geçiren Kur’anın ifadesiyle Kehf Ashabı diye zikredilen yedi kişi civarında bir topluluk.[3]
- Allah İçin Birbirini Sevenler
Allah rızası için dost olan, dünya menfaati olmaksızın birbirlerini seven ve bu sevgi üzere yaşamlarını sürdüren kimseler de bu büyük mükâfata nail olacaklardır. Buna en güzel örnek Hz. Peygamber’in ashabıdır. Onlar birbirlerini Allah için sevmişlerdi. Allah için sevmek, imanın en önemli şubelerinden biridir. Nitekim Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek imanın kemalindendir. Ne yazık ki günümüzde birçok dostluklar menfaat üzerine kurulmuştur. İnsanlar bir çoğu maalesef çıkarları için yakınlaşmakta, menfaatleri sona erdiğinde ise uzaklaşmaktadırlar. Oysa müminlerin sevgisi devamlıdır ve Allah rızasına dayanır.
- Zinaya Davet Edildiğinde Allah’tan Korkan Kimse
Hadiste zikredilen beşinci sınıf, kendisini günaha çağıran güzel ve makam sahibi bir kadına rağmen nefsine hâkim olup: “Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım”[4] diye cevap veren kimsedir.
Burada özellikle güzellik ve makam sahibi bir kadının zikredilmesi dikkat çekicidir. Çünkü insanların arzu ettikleri şeylerin başında söz konusu fitne baş gösterir. Nitekim bu tür cazibelere insanların rağbeti fazladır. Böyle bir durumda Allah korkusundan nefsine hâkim olmak, şeytanın vesvesesinin güçlü olduğu bir anda sabretmek, kulluğun en büyük mertebelerinden biridir. Dolayısıyla Allah Teâlâ o kişiyi kendi gölgesinde gölgelendirerek bu mükâfata layık görmüştür.
Nitekim Hz. Yusuf (a.s)’ın kıssası buna en güzel örnektir. Mısır hükümdarının hanımı Züleyha onu günaha davet ettiğinde o bundan sakınmış ve “Maazallah!”[5] diyerek haramdan uzak kalmıştır.
- Gizlice Sadaka Veren Kimse
Öyle bir sadaka vermiştir ki, sağ elinin verdiğini sol eli bile fark etmeyecek derecede gizlemiştir.
Bu hadiste sadakanın gizlice verilmesinin faziletine işaret edilmiştir. İlim adamları, nafile sadakaların gizlice verilmesinin ihlasa daha yakın olduğunu belirtmişlerdir. Çünkü gizlilik, kişinin amelini riya ve gösterişten korur. Hazreti Ebu Bekir gibi sadakasını gizli veren sahabîler en güzel örnektir.
Vacip olan zekâta gelince, bunun açıktan verilmesinin daha faziletli olduğu ulema tarafından belirtilmiştir. Aynen farz namazların açıktan ve cemaatle kılınmasının faziletli olması gibi, nafile ibadetlerin ve nafile sadakaların da gizli yapılması daha faziletlidir.
Hadiste geçen “sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi” ifadesi, sadakanın ne kadar gizli verildiğini anlatan kinayeli bir ifadedir.
- Tenhada Allah’ı Anıp Ağlayan Kimse
Yedinci sınıf ise yalnız kaldığında Allah’ı hatırlayan, O’nun azametini, nimetlerini ve huzurunda vereceği hesabı düşünerek gözyaşı döken kimsedir.
Bu hadis-i şerif, Allah korkusundan ağlamanın ve ihlasla yapılan gizli kulluğun faziletine işaret ettiği gibi, kalp yumuşaklığının da bir göstergesidir. Kaldı ki bu konuda birçok hadis rivayet edilmiştir. Örneğin, Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyururlar:
(عَــْينانِ لا تمَسَّهما النَّارُ، عينٌ بكت من خشيةِ اللهِ، وعينٌ باتت تحرسُ في سبيل اللهِ)
“İki göz vardır ki cehennem ateşi değmez: Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet bekleyen göz.”[6]
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur:
(لا يَلِجُ النَّارَ رَجُلٌ بَكَى مِنْ خَشْيَةِ اللهِ حَتَّى يَعُودَ اللَّبَنُ فِي الضَّرْعِ، وَلَا يَجْتَمِعُ غُبَارٌ فِي سَبِيلِ اللهِ وَدُخَانُ جَهَنَّمَ).
“Allah korkusundan ağlayan bir kimse, süt memeye geri dönmedikçe (yani bu imkânsız olduğu gibi) cehenneme girmez. Allah yolunda (cihatta) üzerine bulaşan toz ile cehennem dumanı da bir araya gelmez”[7].
B) İslam Tarihinden Örnek Şahsiyetler
İslam tarihinde zühd, takva, verâ ve ibadet sahibi Allah korkusundan ağlayan nice insanlar gelmiştir. Örneğin Peygamberimiz (s.a.)’in ashabından Abdullah b. Mesud, Abdullah b. Ömer, tâbiînden de Ömer b. Abdülaziz gibi faziletli insanlar bu konuda ümmete örnek olmuşlardır. Ancak günümüzde böyle bir ağlamanın yerini kahkahalar ve gülmeler almıştır.
Değerli kardeşlerim, bu yedi sınıftan biri olmak istiyorsak, ellerimizi sıvayıp, dişimizi sıkıp, yukarıda saydığımız salih amelleri elimizden geldiği kadar uygulamaya çalışalım. Zira ahiret günü Arasat meydanında gölgesiz kalır, böylelikle perişan olup ziyana uğrayanlardan oluruz.
Sonuç
Bu hadis-i şerif bizlere kıyamet gününün dehşetini hatırlattığı gibi, o gün Allah’ın rahmetine ve himayesine kavuşacak kulların özelliklerini de öğretmektedir. Rabbimizden niyazımız; bizleri adaletli, ihlaslı, ibadet ehli, Allah için seven, haramlardan sakınan, infakta samimi ve O’nun korkusuyla gözyaşı dökebilen kullarından eylemesidir. Âmin.
[1] Âl- İmrân, 133-134.
[2] Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, no: 660; Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, no: 2427, Ebu Hüreyre’den rivayetle.
[3] Daha detaylı bilgi için Kehf suresine bakılabilir.
[4] Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, no: 660; Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh, no: 2427, Ebu Hüreyre’den rivayetle.
[5] Bkz. Yusuf, 23.
[6] Tirmizi, es-Sünen, no: 1639; Beyhaki, Şuabu’l-iman, no: 775, Abdullah b. Abbas’tan rivayetle..
[7] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, XVI, 330; Tirmizî, es-Sünen, no: 1633, 2311; Nesaî, es-Sünen, no: 3108, Ebu Hüreyre’den rivayetle.
