Ana SayfaAhlakKomşusunu Kaybeden Kendini de Kaybeder

Komşusunu Kaybeden Kendini de Kaybeder

Bir zamanlar sokaklar yalnızca taşlarla değil; isimlerle, yüzlerle ve hatıralarla örülürdü.

Kapı tokmağına dokunan bir çocuk sesi, bir evden diğerine uzanan bir selam, akşamüstü kapı önünde edilen birkaç söz… Komşuluk, hayatın doğal bir parçasıydı.

Sonra apartmanlar yükseldi. Katlar çoğaldı, kapılar ağırlaştı. Aynı katta yıllarca yaşayıp birbirimizin adını bilmediğimiz insanlar olduk.

Oysa bir evin penceresinden yalnızca gökyüzü görünmez. Yanı başımızdaki insanın hâli de görünür.

Bir sokakta yalnızca insanlar yaşamaz. Sessiz dualar, saklanan kederler, kimseye anlatılmayan sıkıntılar da yaşar.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şu sözü, komşuluğun İslam’daki yerini anlatmaya yeter:

“Komşusu şerrinden emin olmayan kimse cennete giremez.” (bk. Müslim, İman 73)

Bu söz yalnızca başkasına zarar vermemeyi öğütlemez. Komşunun kendisini güvende hissedebileceği bir hayatı birlikte kurmayı da hatırlatır.

Kur’an-ı Kerim’de Allah’a kulluk emrinin hemen ardından anne-babaya, akrabaya, yetime, yoksula ve komşuya iyilik zikredilir. (Nisâ, 36)

Sanki insanın Allah’la kurduğu bağın sesi, yanı başındaki insana nasıl davrandığında duyulacaktır.

Çok namaz kılmak, çok oruç tutmak, çokça sadaka vermek… Bunların hepsi insanı iyiliğe götürmüyorsa, insanın kendi içine dönüp bakması gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), ibadetleri çok olduğu hâlde komşusuna eziyet eden bir kadından söz edildiğinde onun akıbetini ağır bir ifadeyle bildirmiştir.

Çünkü komşunun huzurunu bozan bir dil, ibadetin gölgesinde kalmaz.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) komşuya verdiği değeri anlatan başka bir söz daha vardır:

“Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.” (Buhârî, Edeb 28; Müslim, Birr 140-141)

Bu sözün ağırlığı bugün daha fazla hissediliyor.

Aynı binada yaşayan insanların birbirinden habersiz olduğu bir dünyada, komşumuzun hayatından çoğu zaman ancak bir ölüm ilanıyla haberdar oluyoruz.

O siyah çerçevenin önünde bir an duruyoruz. Meğer yanı başımızda bir insan yaşamış.

Yıllarca aynı merdivenlerden inip çıkmış, aynı asansöre binmiş, belki her sabah aynı saatte evinden çıkmış. Çocuklarını büyütmüş, sevinmiş, hastalanmış, beklemiş, yaşlanmış.

Biz ise onun hayatına hiç dokunmamışız. Komşuluğun kaybolduğu yer tam burasıdır.

Kötülük etmekte değil yalnızca; birbirimizin hayatından sessizce çekilmekte.

Bir selamı esirgemekte.

Kapının önünde karşılaştığımızda başımızı kaldırmamakta.

Yan daireden günlerdir ses gelmediğinde merak etmemekte.

Oysa komşuluk büyük şeylerle başlamaz.

Bir “Nasılsınız?” demekle başlar.

Kapıyı çalmakla.

Pişirdiğimiz yemekten bir tabak uzatmakla.

Hastalanınca “Bir ihtiyacınız var mı?” diye sormakla.

Bazen de hiçbir şey yapmadan, yalnızca yanında olduğumuzu hissettirmekle.

Bunlar küçük şeyler gibi görünür.

Ama insanın hayatında bazı küçük şeylerin yokluğu, zamanla büyük bir boşluğa dönüşür.

Komşusuyla konuşan, onu dinleyen, derdini fark eden insan yalnızca bir başkasının yalnızlığını azaltmaz. Kendi yalnızlığının duvarlarını da inceltir.

Çünkü komşuluk, aynı duvarı paylaşmak değildir.

Birbirinin hayatında küçük de olsa bir yer tutabilmektir.

Belki insanın en büyük yalnızlığı, çevresinde kimsenin olmaması değil; yanı başındaki insanı hiç tanımamış olmasıdır.

Komşusunu kaybeden, kendinden de bir şey kaybeder.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz