Gökten sayhalar yağıyor, bombalar atılıyor.. Bu semalar, şu bizim geçtiğimiz yüzyıldan önce de ne zalimlere ve katliamlara şahit olmuş ve yine oluyor.. Hatta Kur’ân-ı Hakîm;
“(Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Tevbe/69) buyuruyor.
Kazandıkları ile büyük mahkemeye çıkacaklar. Bu öyle bir mahkeme ki kadının kendisi şahit. Sanıksa, o da bizzat kendine şahit. Sanığın eli, ayağı, gözü hatta cildi bile ona şahit. Yaptıklarından ve kazandıklarından bir bir ifade verecek. (Fussilet/21)
İnsanoğlu şu hepimizin birlikte yaşadığı tek arzda ne cürümler işliyor, ah ne cürümler.. Zalimler ölürken, mazlumlar da göçüp gidiyor.
Üzerinde yaşadığımız bu tek arzı, bir kaç karnı doymaz, gönlü iflah olmaz aç gözlü ve zamanın tagutları parselliye parselliye, masumlara yaşayacak bir kaç dönüm arazi bırakmamanın peşinde..
“O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?” (Mülk/3)
Şu tek arza sığamayan zalim bir kaç insan, haydi bakalım semayı da parsellerinler güçleri yetiyorsa!
Topraktan insanlar yesin diye çıkarılan nebatlar, bitkiler, ağaçlar, meyveler.. ve dahi yine toprağın bağrından çıkarılan madenler, altın ve gümüş ve bakırlar.. Zira arz, yani toprak, madenin de hazinesi. Hazine ise yağma ediliyor. Yağmacılar doymuyor, doymayacak.. Bir avuç toprağın doyuracağı güne dek.
…
“İnsanoğlunun bir ova / vadi dolusu altını olsa, bir ovayı / vadiyi daha ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz. Ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.” (Müslim, Zekât, 117 “1048”) hadîs-i şerifi bizlere şu günümüzde de şahit olduğumuz zalimleri ne kadar fasih bir şekilde şerh ediyor.
Demek, insan orijinal fıtratından uzaklaşıp, ifrat ettiğinde, geri dönmesi aslına dönmesi ile arası o denli açıyor ki, yaptıkları kendisine yine kitabımızın ifadesiyle süslü gösteriliyor. Süslü gösteriliyor ki, bu yol üzere devam ediyor. Ve bu kez sahih bir inanç diye bir şey de kalmıyor ki, onu bu bataklıktan çekip çıkarsın. Artık yaptıklarına inandığı, kendinden mülhem bir inanç icat ediyor.
Kendi zulmünü görmüyor, başkalarına zalim diyecek kadar haddini aşıyor.
“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?” (Furkan/43) yaptıkları ve kazandıkları ile sanki bu ayeti şerh ediyor. Bu ayete rol model olarak eşlik ediyor.
…
Bazen bir film izlerken şöyle düşünürdüm. Filmlerin içeriğinde hep iyi ve kötünün dönüşümlü bir süreci resmediliyor. Tam bir güzellik, bir mutluluk yakalanıyor. Çok arası geçmeden hemen şer unsurları devreye giriyor. İyileri huzursuz ediyor, aralarını bozuyor. Fitne, fücur hiç eksilmiyor, hep iş başındalar.
Hiç mi diyorum şöyle biraz olsun uzun zamanlı bir huzur süreci olmayacak. Hep arayı bozan, arkadan iş çeviren, iki yüzlü insanlar iyilere hayatı zehir edecek. İnsan şöyle derviş misali uzun soluklu bir itminan hâli yaşamayacak.
Burası dünya elbet, hem buradan nasibini almayı unutmayacak, onu kazanmak için çalışıp duracak. Lâkin insanı bu nasibe ulaştıracak helal kazanmak, haramdan kaçmak ile örülü bir hayat da onu bekliyor olacak.
…
Ve sonra dedim ki, şu dünyanın çalkantısı işte ufaltılmış ve bir filmin içinde sergileniyormuş meğer. Filmi de yazan insan, onu hayal eden de insan, onu sahneye koyan da.
Gün geçmiyor ki dünya, düğmeye basılmışçasına bir savaşa sürükleniyor, ya bir pandemiye, ya bir deprem silsilesine. Sonra, tüm bu çalkantılar ile huzursuz olan kendi küçük dünyama dönüp, kendi kendime telkin veriyor ve diyorum ki: Ne yapıyorsan onu yapmaya devam et. Lâkin yaptığını en güzel bir şekilde yapmaya gayret et.
Müslüman güzeldir. Müslüman bir olan Rabbinin, en güzel Rabbinin güzelliğine mazhardır.
Ve tek sermayen ömründür. Sermayeni hasenat ile çekip çevir. Hem en büyük iyilik, kişinin iyilik üzere yaşayıp insanlara örnek olmasıdır. Bu kadar kötülüğün içinde iyilerin de olduğunu kanıtlamak zorunda olmak her Müslümanın bir vazifesidir. İyilik de bulaşıcıdır.




