Değerli Okuyucularım,
Bir toplumun varlığını sürdürmesini sağlayan bazı değerler bulunmaktadır. Çeşitli etkilenmelerle kazanılan bu değerler toplumunun kültür seviyesini ve hayata bakış tarzını oluştururlar. Hz. Peygamber’in bize emanet ettiği Sünnet ve onun belgeleri olan hadisler, hiç şüphesiz bu değerlerin en güzelidir. İslâm tarihinde yaşamış olan toplum ve medeniyetlerin oluşumunda Sünnet’in/hadisin etkili olduğu ve hayatlarının çeşitli alanlarında onları yönlendirdiği bir gerçektir. Bu araştırmamızda Sünnet’in merkezi konumunda olan Medine toplumunun gerek şekillenme süreci ve gerekse günümüzdeki kültürel yapısında hadisin yeri ve hadis kültürünün yansımaları tespit edilmeğe çalışılacaktır.
I- İslam Tarihinde Rivayet Merkezi Olarak Medine
Peygamber (s.a.v), Medine’nin farklı kabilelere mensup, geçmişte aralarında ihtilaf olan yerli halkını ve buraya değişik bölgelerden hicret eden Müslümanları asabiyet, kabilecilik ve insanî zaafların beslediği her türlü olumsuzluklardan uzaklaştırarak yüksek bir ideal etrafında birleştirdi.[1] Rasûlüllâh (s.a.v)’in bu başarısında Kur’ân’ı tebliğ ve açıklamakla görevlendirilmesine bağlı olarak kendisine itaat edilmesi ve örnek alınmasının Müslümanlara ilahî mesajla hatırlatılmasının etkili olduğu düşünülebilir. Ayrıca Hz. Peygamber’in Sünneti’ni yaymanın önemi konusunda gelen nebevî buyruklarının[2] muhtevasını çok iyi kavrayan sahibiler, onun hadislerini başkalarına nakletme sorumluluğu içerisine girmişlerdi. Ebû Zerr’in (r.a) hadis nakliyle ilgili:
“Kılıcı enseme dayasanız, ben de Rasûlüllâh (s.a.v)’den duyduğum bir hadisi, başım kesilinceye kadar tebliğe vakit bulacağımı bilsem, o sözü elbette size yetiştirirdim” veciz ifadesi,[3] sahabenin bu konudaki anlayışını ortaya koyan en bâriz bir örnek niteliğindedir.
Halife Ebû Bekir, Ömer ve Alî’nin (r.h) hadis rivâyeti konusundaki titizlikleri,[4] Hz. Â’işe’nin (r.a) rivâyet malzemesini tashih ve tenkidi,[5] ‘Abdullah b. Amr b. el-Âs’ın (r.h) (ö. 65) hadisleri yazmadaki hizmeti,[6] Abdullah b. Umer’in (r.h) Sünnet’i yayma konusundaki gayreti,[7] Ebû Hureyre’nin (r.h) hadisleri ezberlemedeki çabası,[8] Zeyd b. Sâbit’in (r.h) Sünnet’i esas alan fetvaları[9] hadisin Medine’de yaygınlaşmasına ve Medineliler’in zihinlerinde yerleşmesine büyük katkı sağlamış ve hayatlarına yansımıştır.
H. I. asrın ikinci yarısında hadis nakline isnad uygulaması da girince,[10] hadis rivâyeti apayrı bir boyut kazanmış oldu. Yine H. I. asrın sonuyla II. asrın başında Halife Umer b. Abdülaziz emriyle başlatılan hadis tedvin faaliyeti[11] ve bu görevi Medine valisi Ebû Bekr b. Muhammed b. Amr b. Hazm’ın (ö. 117/735)[12] üstlenmesiyle, Medine ve diğer bölgelerde hadis rivâyetine resmi bir boyut getirilmiştir. Medine’de sahâbilerden icazet almış Amra bt. Abdurrahmân (ö. 98) ve yedi fıkıh aliminden sayılan Sa‘îd b. el-Museyyib (ö. 94) ile el-Kâsım b. Muhammed b. Ebî Bekr (ö. 107) gibi tabi‘în imamların bulunmasıyla[13] Medine şehri, hadis rivayetinde merkezi bir yapıya sahip olmuştur.[14] Böylece tabiînden önemli isimler Sünnet konusunda sahabenin mirasını devam ettirmişlerdir.
Hicri II. asırda Medine’de telif edilen hadis musanneflerinin[15] rivayet malzemesine baktığımızda, rivayet edilen merfû hadislerin yanında, birinci asra ait birçok mürsel, mevkûf ve maktû haberleri ve fıkhî görüşlerin oluşturduğunu görmekteyiz. Bunun en bariz örneği İmam Mâlik’in (ö.179) Muvattâ adlı eseridir.[16]
Netice itibarıyla İbn Ömer (r. a) ile başlayıp İmam Mâlik’e kadar giden bu silsile Medine ekolu diyebileceğimiz bir hadis otoritesinin oluşmasını sağlamıştır.[17] Hicrî II. asrın başlarında yedi fakihin (fukaha’u’s-seb‘a) başında bulunduğu, hadis ağırlıklı olan bu ekol sayesinde Medine ehlinin fıkhı yayılma imkanını bulmuştur.[18] Söz konusu hadis ekolünün oluşumunu hazırlayan amiller bulunmaktadır
A- Siyasal ve Sosyal Açısından Medine’nin Merkezileşmesi:
- Emevî saltanatının Medine’den Şam’a taşınmasından sonra, ulemanın Emevî saltanatına olan menfi tavırlarından dolayı, yerleşim merkezi olarak Medine’yi tercih etmeleri.
- Medine’nin hicret diyarı ve vahyin indiği belde olmasının yanında Raşid halifelerin ve sahabîlerin yaşamasıyla, Sünnet’ in beşiği, fakihlerin ve hadis imamlarının merkezi durumuna gelmesi.
B- Medineli tabiîn imamlarının hadis ve fıkıh alanında sahabenin büyüklerinden icazet almaları:
Bu özellik Medine’deki ilmi hareketin canlı kalmasına sebep olmuş, fıkıh ve hadis birikiminin oluşmasını sağlamış, bu nedenle halk fıkhî bir konuyu sormak veya bir hadisi araştırmak istediğinde bazen sahabe yerine, şöhretleri sebebiyle söz konusu tabiîn imamlara müracaat etmişlerdir.[19] Tabiîn neslinin hadisi ve sahabe uygulamasını esas alan fetvaları ve toplumu bu kültürle bilgilendirme çabaları[20] Sünnet’ in toplum hayatında birinci derecede yönlendirici unsur olmasına katkı sağlamıştır.
II- Medine Toplumunun Şekillenme Sürecinde Hadisin Rolü
Medine, Rasûlüllâh’ın (s.a.v) hicret mekânı olması ve İslâm’ın dünyaya yayılmasında merkez konumunda bulunması özelliğine sahip olan bir şehirdir. Ayrıca Mescîd-i Nebevî’nin ve Peygamber’in (s.a.v) kabrinin burada oluşu da Müslümanların gözünde manevî havanın oluşmasına vesile olmuştur. Rasûlüllâh’ın (s.a.v) Medine’nin faziletiyle ilgili hadisleri de[21] bu şehir hakkında yönlendirici etki sağlamış olabilir. Kaldı ki tarihin her döneminde Medine, hadis ve Sünnet açısından önemli bir merkez olmuştur. Nitekim İmam Mâlik döneminde ve ondan sonra pek çok hadis talibi buraya seyahat etmekten kendini alamamıştır. Örneğin İmam Mâlik’in Muvattâ adlı eserini kendisinden işitip rivayet etmek üzere çeşitli İslâm ülkelerinden ve şehirlerden gelen muhaddislerin sayısının çokluğu ve bunlar içerisinde İmam Şafiî ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’nin de bulunduğu bilinmektedir.[22]
Mescîd-i Nebevî’de kurulan ve şöhretle anılan hadis meclislerinden hadis taliplerinin istifadesi kadar olmasa bile namaz kılmaya gelen halkın da bu meclislerden istifade ettiğini ve dinî yaşantılarını buna göre düzenlediğini söyleyebiliriz. Bu durum, Hz. Peygamber’in tesis ettiği ilk İslâm toplumunun, Sünnet ve Sünnet’i aksettiren hadisler doğrultusunda geliştiğini gösterir.[23] Ayrıca sahabe ve tabiîn döneminde oluşan Medine ehlinin ameli veya uygulamasının da İmam Mâlik’in döneminde Medine toplumunun şekillenmesinde etkili olduğu bir gerçektir. Belki de İmam Mâlik’in Medine ehlinin amelini gündeme getirmesinin[24] en önemli gerekçesi, bu toplumun Sünnet’in şekillendirmesiyle oluştuğuna inanmasından dolayıdır.
Hadis tarihinin altın çağı olan hicri III. asırda hadis ilmi ve musannefâtı zirveye ulaştığında, hadise olan rağbet genel olarak İslâm aleminde ve rivayet merkezi olan Medine’de artış göstermiştir.
Ancak zaman içerisinde ilmi duraklama baş göstermiş,[25] kaynaklardan istifade ve yeni meselelere hüküm istinbat etme yerine, var olan fıkhî görüşlerle iktifa edilmiş, dolayısıyla bu da hadisten uzaklaşma neticesini doğurmuştur. Söz konusu hazırcılık zihniyeti sebebiyle, taklitçilik ve mezhep taassubu hâkim olmuş,[26] hadislerin yerini müteahirrûn fakihlerin sözleri almış, hadis kitapları ise teberrüken okunmaya başlanmıştır.[27] Mescîd-i Nebevî’de kurulan ilim halkalarında hadis kitaplarından ziyade fıkhî mezheplerin belirli bazı kitapları okutulur olmuştur. Söz konusu taassupta o kadar ileri gidilmiş ki, H. VIII. Asırda yaşayan Takiyyyuddîn el-Fâsî, Mescîd-i Haram’da dört fıkhî mezhep mensuplarının cemaatle namaz kılacağı her birine ait ayrı makam yani mihrabın varlığından bahsetmektedir.[28]
Müslümanların dinî gayretlerinden dolayı Haremeyn’e olan ilgileri sürekli bir şekilde onları çekmesi, çeşitli bölgelerden Hac maksadıyla mukaddes topraklara gelip ülkelerine dönmeyerek Mekke’ye olduğu gibi Medine’ye de yerleşerek Arap nüfusuna karışması[29] nedeniyle şehrin kozmopolit bir yapıya sahip olmasına vesile olmuştur. Dolayısıyla Medine’de her tabakadan, her mezhep ve meşrepten insan ve cemaat mensubu bulmak mümkündür.[30]
Medine toplumunun kültürel yapısını incelerken tarihi bir gerçeği unutmamak da yarar vardır. O da Ehl-i Hadis olan Medine veya Hicaz toplumlarında nakilcilik ve nasların lafzına bağlılık hâkim iken[31] Ehl-i Rey’de ise yorumlama, nasların vermek istediği mesaj ve ilkeyi tespit etme gayreti hakimdir.[32] Tabiatıyla değişik sınıflardan oluşan bu insanların, Sünnet ve hadis bilinçleri ve yaklaşımları aldıkları eğitime ve bulundukları konuma göre değişiklik arz etmiş ve o derecede yaşantı tarzlarını etkilemiştir.
Araştırmamızın ana konusu ve amacı, günümüz Medine toplumunun kültürel hayatında hadis ve Sünnet’in yerini belirlemeye çalışmaktır. Dolayısıyla buna katkı sağlayan kurumları ve programları öncelemek suretiyle toplumun hayat tarzını ele almağa çalışacağız.
III- Günümüz Medine Toplumunun Yapısında Hadisin Yeri
Günümüz Medine’sini daha kapsamlı bir perspektifle kavrayabilmek için onun sosyal yapısına, sahip olduğu hadis kültürüne ve yapılmakta olan hadis eğitimi ve hizmetleri üzerinde durmamız gerekecektir.
Medine’nin sosyal yapısına baktığımızda genelde bedevî ve şehirli olmak üzere iki üst tabakanın hâkim olduğunu görürüz. Ancak bu sosyal tabakalar, kesin sınırlarla birbirinden ayrılmış değildirler. Yarı bedevilik veya yarı şehircilik olarak tanımlanabilecek orta tabakalar sürekli mevcut olmuştur. Şehirliler, yerleşime geçen bedevilere devamlı olarak karışırlar.[33] Sözü ettiğimiz sosyal tabakalar içerisinde elit tabakayı temsil eden ulema, eşraf ve tüccar sınıfı olduğu gibi[34] orta hali olan avam sınıfının yanında, azımsanmayacak derecede çeşitli İslâm ülkelerinden ilim tahsil etmek veya çalışma maksadıyla gelmiş öğrenci ve işçi statüsünde yabancı olan sınıflar da bulunmaktadır. Ayrıca az sayıda Osmanlı döneminden kalma Türk kökenli aileler, ayrı bir etnik zümre olarak karşımıza çıkmaktadır.[35] Bu sınıflar içerisinde konumuzla irtibatlı olan sosyal tabakaları sırasıyla ele alarak bunların kültürel yapısında hadisin yerini ve yansımalarını tespit etmeğe çalışacağız.
A. Ulema Sınıfı:
Bunlar; görev yapan şeyh ve kadılar, müftü ve imamlar, vaiz ve öğretmenlerdir. Yöneticilerce dinî otoriteleri tanınmış olan ve üst bürokraside görev yapan ulema, bu konuma sahip olmayan meslektaşlarına göre daha prestijli sayılır. Ancak bazı ekonomik ve işletme alanlarının ve değişik birimlerin açılmasıyla, dinî eğitimin popülaritesi tedrici olarak azalmış, böylece ulema sınıfının toplumdaki statüsü düşmeye başlamıştır. Ancak bizim amacımız ulema sınıfının sosyal statüsünü belirlemek değil, hadis kültürünün topluma yansımasındaki hizmet ve katkılarını ortaya koymaya çalışmak olacaktır.
1)- Şeyhler:
Klasik usûle göre yetişmiş ve dinî ilimlerin birçok alanında söz sahibi olan şeyhler, Medine Üniversitesi’nin çeşitli fakültelerinde ders veren, kadılık yapan veya fetva makamında bulunan kimselerdir. Bunların çoğu, ulemadan yaşlı tabakayı oluşturmakta olduğundan dolayı bunların bir kısmı görevlerinden emekli olmuşlardır. Medine toplumunda saygın bir yere sahip olan söz konusu şeyhler, görevleri dışındaki vakitlerde özellikle akide, tefsir ve hadis alanlarında ya telif ve tahkikle[36] uğraşır ya Mescîd-i Nebevî’de ders verir ya da belirli günlerde evlerini halka açık tutarak fetva vermekle meşgul olurlar. Topluma din hizmeti veren söz konusu şeyhlerin, düşünce ufuklarının ve dünya görüşlerinin pek parlak olduğu söylenemez. İçlerinde ün yapmış ve hala hayatta olan kimseler şunlardır: Şeyh Abdulmuhsîn b. Hamed el-Abbâd, Şeyh Abdulkerîm Murâd, Şeyh Muhammed b. Alî el-Câmi, Şeyh Sâlih el-Abud, Şeyh Sâlih b. Sa‘d es-Suheymî, Şeyh Ebû Bekr el-Cezâ’irî ve diğerleri…
Söz konusu ders hocalarının büyük bir kısmının vefat etmesi nedeniyle yerine başka ders hocaların yer aldığını belirtmemiz gerekir.
2)- Akademisyenler:
Genelde Medine İslâm Üniversitesi’nin çeşitli akademik birimlerinde öğrencilere ders veren, birçok ilmî araştırma ve çalışmaları yöneten akademisyenler, sundukları bu ilmi mesainin yanında, topluma daha faydalı olabilmek için konferanslar vererek ve bazı yönlendirici eserler telif ederek hizmet ve katkılarını sürdürmektedirler. Bunlar şeyhlere nazaran, düşünce ufukları daha ileri ve ilmî çalışmalarda da daha aktif durumdalar. Dinî ilimlerin değişik alanlarında ihtisas yapmış farklı milletlerden Medine’de ders vermek üzere getirilen akademisyenler arasında hadisçiler de bulunmaktadır. Bununla beraber Medine’nin kendi yetiştirdiği hadis alanında söz sahibi akademisyenleri bulunmaktadır. Sözgelimi; Prof. Dr. Ziyâ el-Umerî,[37] Prof Dr. Abdurrahman Mirâ, Prof Dr. Abdussamed Bekr Abid, Prof. Dr. Ziyâ’u’r-Rahmân el-Azâmî, Prof. Dr. Abdurrahîm Muhammed Ahmed el-Kaşkarî, Prof. Dr. Enîs b. Ahmed Tâhir el-Endunisî, Doç. Dr. Abdulbârî Muhammed el-Ensârî gibi isimleri zikretmek mümkündür.
3)- Vâiz ve İmamlar:
Medine’nin çeşitli camilerinde görev yapan imamlar ve programlı bir şekilde belirli vakitlerde toplumu irşat eden vaizler, halkla iç içe olduklarından dolayı daha fazla dinî hizmet verme imkanına sahiptirler. Genelde vaazlar büyük camilerde ve akşam namazları akabinde verilmekte ve camilerin panolarında ilan edilmektedir. Ülkede özel olarak vaaz veren görevli kimseler bulunmadığından ya yetkili bir cami imamı ya da Üniversite’den sırasıyla çağırılan akademisyenler bu işi üstlenmektedirler. Cuma ve bayram hutbeleri otuz ila kırk dakika sürmektedir. Vaaz ve hutbeler, ayet ve hadisler ışığında işlenmekte ve toplumun ihtiyaç duyduğu konulara temas edilmektedir. Yapılan vaaz ve konuşmalar hatiplerin kendi inisiyatiflerine bırakılırken, son zamanlarda gelişen olaylar nedeniyle, bazı dış ülkelerin baskılarını nazarı itibara alınarak vaaz ve hutbeler kontrol altına alınmıştır. Hatipler, zikrettikleri hadislerin kaynaklarını vererek genelde hadislerin sıhhat derecesini de belirtirler. Mümkün olduğu kadar sahih hükmünde olan hadisleri kullanmaya gayret gösterirler.
4)- Öğretmenler:
Ülkenin bütün eğitim müesseselerinde erkek ve kız ayırımı yapıldığından ilk ve orta okullarda da ders veren öğretmenler; erkek okullarında erkek öğretmenler, kız okullarında da bayan öğretmenler eğitim görevi yapmaktadırlar. Ülkenin eğitim bakanlığının hazırladığı ders müfredatı içerisinde hadis dersi de bulunmaktadır. Eğitim aşamalarına ve konulara göre hazırlanmış hadis dersiyle ilgili kitaplar söz konusu öğretmenler tarafından okutulmaktadır. Öğretmenlerin sahip oldukları hadis kültürleri okuttukları ders kitabıyla genelde orantılıdır denilebilir. Orta ve liselerde her dersin öğretmeni ayrı olduğu gibi sahası itibarıyla birbirine yakın olan derslere bazen aynı öğretmen girebilmektedir. Hatta ilkokullar için hazırlanmış ders kitapların bir kısmı, dinî bilgilerle ilgili olarak bölümlere ayrılmak suretiyle iki hatta üç ders türünü kapsayabilmektedir. Bu itibarla söz konusu kitabı okutan öğretmen, örneğin, Kur’an’ın bir cüzüyle tefsir veya akide ile fıkıh ve hadis ya da Peygamberler tarihi ile siyer derslerini birlikte okutabilmektedir.
B. Öğrenci Sınıfı:
Medine İslam Üniversitesi’nin çeşitli fakültelerinde okuyan toplam öğrenci sayısı hal-i hazırda 97.500’ün üstündedir. Bu sayının %15’lik kısmı yerli öğrencilerden kalan %85 ise 170 ülkeden gelmiş yabancı öğrencilerden oluşmaktadır. Dışarıdan gelen öğrencilerin tamamı Üniversite’nin bursu ile okumaktadırlar.
Üniversite’nin kozmopolit bir yapıya sahip olması nedeniyle öğrencilerin sahip olduğu hadis birikimini ve hadise olan ilgisini tespit etmek oldukça zor görünmektedir. Değişik ülkelerden gelerek aldıkları farklı eğitimle, hadis konusunda gerek yaklaşımları ve gerekse bilgileri elbette ki aynı olmayacaktır. Buna ek olarak Üniversite’deki fakültelerin dinî ilimlerin çeşitli alanlarına yönelerek eğitim vermesi de değişik branşta okuyan öğrencinin hadisle olan ilgisini etkileyecektir. Örneğin; Hadis Fakültesi’nde hadis öğrenimi gören bir öğrencinin sahip olduğu hadis bilgisi ve yaklaşımıyla, Arap Dili Edebiyatı Fakültesi’nde okuyan bir öğrencinin hadis bilgisi kıyaslanamayacak derecede farklıdır. Bu durum diğer fakülteler için de geçerlidir. Ancak Medine’deki genel havanın ve Üniversite’nin oluşturduğu hadislere yaklaşım konusundaki müspet çizgi, öğrencilerin çoğunu etkilediği söylenebilir.
[1] Bkz.Ekrem Ziyâ el-Umerî, el-Muctema‘u’l-medenî fî ‘ahdi’n-nübuvve hasâ’isuhu ve tanzîmatuhu’l-
ûla, İslâm Üniv. Yay. Medine, 1403/1983, s. 70.
[2] Bu konuda gelen hadislere bkz. Ebû Dâvud, İlim, 10; Tirmizî, İlim, 7; İbn Mâce, Mukaddime 18;
Menasik, 76; Darimî, Mukaddime, 24; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I,37; III, 225; IV,80, 82, V,183.
[3] Bkz. Buhârî, İlim, 10; Dârimî, Mukaddime, 46.
[4] İbn Hibbân, el-Mecruhûn mine’l-muhaddisîn, I, 38; Hâkim, Ma‘rifetu ‘ulumi’l-hadîs, s. 52; Zehebî,
Tezkiretu’l-huffâz, I, 2, 5, 6; el-Azamî, Menhecu’n-nakdi ‘inde’l-muhaddisîn, s. 11.
[5] Hadis tenkidinde meşhur sahabeler için bkz. İbn Adiy, el-Kâmil, I, 63; Azamî, Menhecu’n-nakdi
‘inde’l-muhaddisîn, s. 11. ‘Â’işe’nin (r.a) hadis tenkidlerini Bedreddin ez-Zerkeşî, (ö. 794/1392),
el-İcâbe fîma’s-tadrakathu ‘Aişetu ‘ala’s-sahâbe adlı eserinde toplamıştır.
[6] İbn ‘Abdi’l-Berr, Câmi‘u Beyâni’l-‘İlm, I, 73; Hatîb, Takyidu’l-ilm, s. 74-83; İbnu’l-Esir, Usudü’l-
gâbe, III, 233.
[7] Bkz. İbn ‘Abdilber, el-İsti‘ab fî ma‘rifeti’l-ashâb, II, 341; İbn Hacer, el-İsâbe fî temyîzi’s-sahâbe, II,
347. Daha detaylı bilgi için bkz. Dr. Muhammed Revvas Kal‘acî, Mevsû‘atu Fıkhi ‘Abdullâh b.
‘Umar, s. 6-43.
[8] Ebû Hureyre’nin 5374 hadisi ezberlediği ve naklettiği bilinmektedir. Bkz. Suyûtî, Tedrîbu’r-
râvi, II, 216-217; Ahmed b. Hanbel’in Müsnedi’ndeki hadis sayısı 38.048’dir. Bkz. Müsned, II,
228-541.
[9] Bkz. İbn Hibbân, Meşâhir ‘ulemâ’i’l-emsâr, s. 10; Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nubelâ, II, 426.
[10] Bkz. Ekrem Ziyâ’u’l-Ekrem, Buhusun fî târîhi’s-sünneti’l-müşerrefe, Beyrut, 1404/1984, s. 48.
[11] Bkz. Buhârî, İlim, 34; Dârimî, Mukaddime, 43; Hatîbu’l-Bağdadî, Takyîdu’l-‘ilm, s. 105-106);
Kettânî, Risâletu’l-müstatrafe, s. 4; Muhammed ‘Acâc, es-Sünne kable’t-tedvîn, s. 328-337.
[12] Dârimî, Mukaddime, 43; İbn Sa‘d, Tabakâtu’l-kübrâ, II,387; İbn Ebî Hâtim, Tekadume el-cerhu ve’t-ta‘dîl, s. 24; Hatîbu’l-Bağdadî, Takyîdu’l-‘ilm, s. 105; İbn Hacer, Tehzîbu’t-tehzîb, XII, 39; Kettânî, Risâletu’l-müstatrafe, s. 4.
[13] Mehdî el-Vâfî, Fıkhu fukahâ’u’s-seb‘a, Mektebetu’t-Turasi’l-İslâmî, Kahire, 1419/1999, I, 10.
[14] Bkz. Ali Osman Koçkuzu, Hadis İlimleri ve Hadis Tarihi, Dergâh Yay., İst., 1983, s. 302.
[15] Muhammed b. İshâk (ö. 151) ve Muhammed b. ‘Abdirrahmân b. Ebî Zi’b (ö.158) gibi zatlar
Medine’de söz konusu musannefleri ilk olarak telif eden kimseler arasındadır.
[16] Bkz. Ekrem Ziyâ’u’l-Ekrem, Buhusun fî târîhi’s-sünneti’l-müşerrefe, Beyrut, 1404/1984, s. 241; Muhammed Acâc, el-Muhtasaru’l-vecîz fî ‘ulûmi’l-hadîs, Müessesetu’r-Risâle, Beyrut, 1407/1987, s. 140.
[17] Hâşim Cemil Abdullah, Fıkhu’l-İmâm Sa‘îd b. el-Müseyyeb, Riase Divânu’l-Evkaf, Bağdat, 1394/1974, I,135.
[18] el-Mehdî el-Vâfî, Fıkhu fukahâ’i’s-seb‘a, Mektebetu’t-Turâsi’l-İslâmî, Kahire, 1419/1999, I, 8.
[19] Bkz. el-Mehdî el-Vâfî, age. I, 9.
[20] Örneğin bu ekolün başında bulunan Sa‘îd b. el-Müseyyeb’in sahâbiler hayatta olduğu halde
fetva vermesi ve onun bazı sahâbiler tarafından bu makamda görülmesi Medine’deki söz
konusu ekolün toplumun üzerindeki etkisini göstermesi açısından önemlidir. Bu konuda ge
len bilgilere bkz. Hâşim Cemîl ‘Abdullâh, Fıkhu’l-imâm Sa‘îd b. el-Müseyyeb, I, 141-143.
[21] Bu konudaki rivayetleri toplayan en geniş eser, Dr. Sâlih b. Hamid er-Rifa‘î’nin doktora tezi
olarak hazırladığı el-Ahadîsu’l-vâridetu fî fedâ’li’l-Medine’ isimli eserdir. Eserin Merkez Hidmet
i’s-Sünne ve’s-Sırati’n-Nebeviyye tarafından 1. Baskısı 1413/1992, 2.Baskısı da 1415/1994 yılın
da gerçekleştirilmiştir.
[22] Bkz. ez-Zürkânî, Şerhu’z-Zurkâni ‘alâ Muvattâ’i’l-imâmi Mâlik, I, 9-11. Zürkânî, eserin girişinde İslâm dünyasından Muvattâ’’ı dinlemek üzere gelen muhaddislerin listesini vermektedir. Ayrıca bkz. Dr. Mani‘ b. Hammâd el-Cuhenî, el-Mevsû‘atu’l-müyessere fî’l-edyâni ve’l-mezâhibi ve’l-ahzâbi’l-mu‘asıra, Wamy Neş. Riyad, 1418/1997, I, 121, 125.
[23] Mücteba Uğur, Hicri Birinci Asırda İslam Toplumu, Çağrı Yay., İstanbul, 1980, s. 16.
[24] Bkz. Dr. Mani‘ b. Hammâd el-Cuhenî, a.g.e., I, 22.
[25] İlmi duraklama ve sebepleri konusuna bkz. Ali Osman Koçkuzu, Hadis İlimleri ve Hadis Tarihi, Dergâh Yay., İstanbul, 1983, s. 336-339.
[26] Bkz. Dr. Mani‘ b. Hammâd el-Cuhenî, a.g.e., I, 113, 143, 159-160.
[27] Bu konuda bkz. Ali Osman Koçkuzu, a.g.e., 340-341; Hayrettin Karaman, İslam’ın Işığında Günün Meseleleri, Kalem Yay., İstanbul, 1980, s. 323-329.
[28] Bkz. Takiyyuddîn el-Fâsî, el-İkdu’s-semîn fî târîhi’l-beledi’l-emîn, I, 88-89.
[29] Mehmet Ali Büyükkara, Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yay., İstanbul, 2004, s. 18.
[30] Mehmet Ali Büyükkara, a.g.e., s. 101.
[31] Bkz. Hüseyin Karaman, Küfe’de Hadis, İlk Üç Asır, Emin Yay., Bursa, 2006, s. 198-199.
[32] Bkz. Hüseyin Karaman, age. s. 202.
[33] Bkz. P.k. Hitti, History of the Arabs, London/ Melbourne/Toronto, 1967, s. 23.
[34] Mehmet Ali Büyükkara, Suudi Arabistan ve Vehhabilik, s. 17.
[35] Bkz. Mehmet Ali Büyükkara, age. s. 18.
[36] Bkz. Muhammed ‘Abdullah Ebû Su‘aylik, Cuhûdu’l-mu’asirîn fî hidmeti’s-sünneti’l-müşerrefe, Dâru’ş-Şâmiye, Beyrut, 1416/1195, s. 38.
[37] Bkz. Muhammed ‘Abdullah Ebû Su‘aylik, Cuhûdu’l-mu’asirîn fî hidmeti’s-sünneti’l-müşerrefe, s. 37.