Ana SayfaAhlakNasihat: Şifa mı, Silah mı?

Nasihat: Şifa mı, Silah mı?

Psikolojik tahakküm ile hâl dilinin şifası arasında incecik bir çizgi var mıdır dersiniz.

Evet!! tabiki vardır. Üstelik genç, yaşlı, çocuk fark etmeksizin…

İnsan ilişkilerinin en hassas terazisi, birinin hatasını düzeltme arzusu ile o kişinin onurunu koruma sınırı arasındaki ince bir çizgidir. Bireysel psikolojide kendi benliğini ispat etme sancısı çeken birey, bazen başkasının eksiğini kendi doğrusunun basamağı yaparak farkında olmadan yıkıcı bir eyleme girişebilir. Bu durum, nasihat kisvesi altında yapılan bir psikolojik tahakkümdür. Sürekli birinin hatasını tekrar etmek, psikolojik düzlemde bir “üstünlük kurma” ihtiyacının adeta dışavurumudur. Kişi, karşısındakine sürekli “yanlışını” hatırlatırken aslında dolaylı yoldan kendi “doğruluğunu” ilan eder. İslam düşüncesinde bu hal, “ucub” yani kişinin kendi amelini neredeyse kusursuz görmesiyle yada doğruya en yakın olan diye açıklanır. Eğer bir “iyilik” girişimi muhatabını kırıp döküyorsa, orada rahmani bir kaygıdan ziyade nefsi bir tatmin vardır diyebiliriz.

Sosyolojik açıdan bakıldığında, bu “sürekli hata bildirme” kültürü toplumsal bağları zayıflatan, bireyleri birbirinden uzaklaştıran bir erozyona dönüşür. Toplumun en küçük birimi olan aileden başlayarak; çocukları sürekli eleştiriyle büyütmek, gençleri sadece hatalarıyla yargılamak ve yaşlıları “eskimiş” fikirleri üzerinden değersizleştirmek, kolektif bir güven bunalımı yaratır. Sosyoloji bize gösterir ki; insanların birbirini sürekli denetlediği ve açık aradığı toplumlarda “biz” duygusu yerini “ben ve hatalı ötekiler” ayrışmasına bırakır. Bu durum, toplumsal huzuru baltalayan, bireyleri samimiyetten uzaklaştırıp maske takmaya zorlayan bir baskı mekanizmasıdır.

Buradaki en trajik nokta ise, “doğru bir şey yapma” iddiasıyla yola çıkıp karşı tarafı tamamen negatif duyguların ellerine terk etmektir. Bir hatayı düzeltmeye çalışırken kullanılan sert yada yanlış üslup, muhatapta düzeltme isteği yerine derin bir yetersizlik ve suçluluk duygusu uyandırır. İyilik, şefkatle sarmalanmadığında bir silaha dönüşür. Oysa kadim kültürümüzde asıl olan “hâl dili” (lisan-ı hâl) ile örnek olmaktır. Söz bazen ne kadar doğru olursa olsun, kalbe ulaşırken egonun filtresine takılabilir. Ancak hâl dili, yani kişinin doğruluğu bizzat yaşayarak göstermesi, kelimelerin ötesinde bir tesir gücüne sahiptir. “Sözün bittiği yer” tam da burasıdır. İnsan duyduğuna değil, gördüğü samimiyete ve nezakete teslim olur.

Karşısındakini sözle döven değil, hâliyle güzelleştiren kişi gerçek bir rehberdir desek yanlış söylemiş olmayız diye düşünüyorum.

İnsanın insanı tanıması ise zamana yayılan bir sabır pratiğidir. Zaman, niyetleri berraklaştıran en büyük eleme aracıdır. Başlangıçta “rehberlik” gibi algılanan müdahaleci tavırların, zamanla birer kontrol mekanizması olduğu anlaşıldığında kalpler arasındaki bağlar zayıflar. Sürekli savunma pozisyonunda kalmak ve her an eleştirileceğini bilmek kişide derin bir zihinsel yorgunluk oluşturur. İslam psikolojisinde kabz (ruhsal daralma) olarak tanımlanan bu hal, yanlış nasihatler ve yanlış davranışlar sebebiyle zihni sürekli yargılanan bir mahkeme salonuna dönüştürür. Oysa mümin, yanındakine sekine yani güven veren bir şahsiyettir. Birine hatasını sürekli söylemek, o hatayı kişinin karakterine çivilemekten başka bir işe yaramaz. Hakiki rehberlik, hatayı kişinin kimliğinden ayırıp, onu incitmeden ve kendi egosunu karıştırmadan onarmayı gerektirir. Unutulmamalıdır ki; en etkili nasihat, dille söylenip karşı tarafı ezen değil, hâl ile yaşanıp karşı tarafa hafiflik bırakan zarif bir dokunuştur.

Vesselam…

Önceki İçerik
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar

Gülsüm yorumladı İslam Ümmeti
Hacı Beytullah Mutlu yorumladı Ümit (Şiâr’ı Şifâ)
nurettinacar2016@gmail.com yorumladı Edep: Mecburi İstikamet