Kıymetli arkadaşlar, bugün dünya sahnesine farklı bir pencereden bakacağız.
Öncelikle sözlerime başlamadan evvel, iyice odaklanma pozisyonuna geçerseniz çok sevinirim.
İslam, insanı hayattan koparan bir inanç sistemi değildir. Aksine Müslümanı hayatın merkezine yerleştirir. Görmeyi, anlamayı, sorgulamayı ve sorumluluk almayı ister. Bu yüzden Müslüman için dünyada olup bitenlere ilgisiz kalmak bir tercih değil, aksine ciddi bir eksikliktir. Çünkü çağını, dönemini tanımayan bir insan, kendisine biçilen rolü de fark etmekten aciz kalır.
Bugün dünya sadece devletlerin değil; fikirlerin, algıların ve zihinlerin mücadele alanıdır ki bunu asla unutmamak gerekiyor. Sınırlar kadar düşünceler de korunmakta, ordular kadar kavramlar da kullanılmaktadır. Bu mücadelenin en görünür yüzü siyaset, en sessiz ama en etkili aracı eğitim, en derin boyutu ise algı yönetimidir. Ve bütün bu süreçlerin merkezinde ise genç nesiller vardır.
Dünya siyaseti bizlere fark ettirmeden şu mesajı vermektedir. Ve der ki: Güç sadece silahla kurulmaz.
Dünya siyasetinde güç artık sadece tankla, tüfekle ölçülmüyor. Güç; dili belirleyebilmek, kavramları tanımlayabilmek ve hikâyeyi yazabilmek anlamını taşımak demektir. Kimin “özgürlük savaşçısı”, kimin “tehdit” olduğu çoğu zaman bu hikâyeyi yazanlar tarafından belirlenir.
Filistin’de yaşananlar, dünya siyasetinin çifte standardını bizlere açıkça gösteriyor. Aynı zulüm farklı coğrafyalarda yaşandığında kullanılan ifadeler değişiyor maalesef. Bu da Müslüman gence şunu öğretmelidir: Haber tarafsız olabilir ama anlatı asla masum değildir.
Siyaseti takip etmeyen genç, olayları sadece sonuçlarıyla görür. Oysa Müslümanca duruş, sebebiyle ve arka planıyla bakmayı gerektirir.
Farklı bir pencereden bakacak olursak şayet, istihbarat bilinci diye bir şey de vardır. Saf olmakla uyanık olmak arasındaki fark olan istihbarat kelimesi de çoğu zaman yanlış anlaşılır. Hâlbuki istihbarat, gizli işler çevirmek değil; açık olanı doğru okumaktır. Bilginin ne zaman, nasıl ve neden servis edildiğini fark edebilmektir.
Bugün sosyal medya, küresel bir istihbarat alanı hâline gelmiştir. Trend olan bir başlık, viral olan bir görüntü, duyguları harekete geçiren bir video çoğu zaman bilinçli olarak dolaşıma sokulur. Amaç bilgilendirmek değil, yönlendirmektir anlamını taşır.
Müslüman genç, her şeye inanmak zorunda değildir. Saf kalpli olmak başka, saf olmak başkadır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatı, tedbirin imana aykırı olmadığını; aksine imanın gereği olduğunu gösterir.
Eğitim faktörü ise bizlere şu soruyu sormaktadır: “İnsan nasıl düşünmeye alıştırılır?”
Eğitim, insana ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretir. Bu yüzden eğitim, bir milletin en uzun vadeli silahıdır. Hiçbir eğitim sistemi nötr değildir. Hepsi kendi değerlerini “doğal” ve “normal” hâle getirmeye çalışır.
Okullarda anlatılan tarih, seçilen örnekler, çizilen kahraman profilleri; gençlere sessizce bir dünya görüşü kazandırmaktadır. Zamanla bu görüş, sorgulanmadan kabul edilen bir gerçekliğe dönüşür.
İlaveten coğrafyalar ve zihin inşası konusunda birkaç kelam etmek gerekir diye düşünüyorum.
Avrupa, bireysellik ve sekülerlik üzerinden bir insan modeli kurar. Din, çoğu zaman geri kalmışlıkla yan yana anılır, anlatılır. Dikkat etmek gerekirse algı, baskıyla değil, normalleştirmeyle inşa edilir.
Amerika ise hikâye anlatımıyla zihin kurar. Sinema, medya ve eğitim ile iç içedir. “Özgürlük” söylemi, küresel müdahaleleri meşrulaştıran bir perdeye, bir sahneye dönüşebilir.
Rusya portalından bakarsak, devleti merkeze alan bir bilinç üretir. Güç, düzen ve sadakat yüceltilir. Bireyden çok sistem korunur.
Asya bölgesi, disiplin ve başarıyı kutsar. Çalışkanlık ve rekabet her daim ön plandadır. Ancak insanın anlam arayışı çoğu zaman ikinci planda kalabilir.
Afrika Boynuzu ise hâlâ sömürge döneminin izlerini taşır. Eğitim, bazen kimlik inşası yerine kimlik aşınmasına neden olur. Bu yüzden Afrika gençliği bugün “biz kimiz?” sorusunu yüksek sesle sormaktadır.
Bu tablo bizlere şunu gösterir: Eğitim, her coğrafyada sadece bilgi değil; bakış açısı üretmektedir.
Müslüman gençlik ise bu düzenin neresinde durmalı? Sorusuna gelecek olursak…
Müslüman genç, bu küresel düzenin dışında değildir. Ama ona teslim olmak zorunda da değildir. Asıl mesele, bu sistemleri tanırken kendi merkezini kaybetmemelidir.
Bilinçli Müslüman genç;
- öğrenir ama mutlaklaştırmaz,
- tanır ama özenmez,
- eleştirir ama körleşmez.
Kendi inancına güvenen genç, farklı sistemleri tanımaktan korkmaz. Çünkü bilir ki hakikat, karşılaştırıldığında güçlenir.
Müslüman kendini her alanda yetiştirmelidir.
İslam, hayatı bölmez. Bu yüzden Müslüman da kendini tek bir alana hapsedemez. Sadece ibadet eden ama dünyayı tanımayan bir Müslüman her daim eksiktir. Sadece dünyayı bilen ama ahlakını kaybeden de eksiktir.
Müslüman; inancını öğrenmeli, tarihini bilmeli, dünyayı takip etmeli, siyaseti okumalı, eğitimi sorgulamalı, algıyı fark etmeli ve çağın dilini anlayabilmelidir. Bu, her şeyi bilmek değil; hiçbir şeye kör kalmamaktır.
Gelecek ise bizlere şu soruyu sorar:
“Nasıl bir gençlik istiyoruz?”
Fakat bugün asıl sorulması gereken soru şudur:
Bize sadece itaat eden gençlik mi lazım, yoksa düşünen bir gençlik mi?
Müslüman gençlik, sadece geçmişi savunan değil; geleceği de inşa eden bir gençlik olmalıdır. Bunun yolu da bilinçten, donanımdan ve çok yönlü yetişmekten geçer.
Sonuca ulaşmak yerine uyanık olmak, ibadetin de bir parçasıdır.
Müslüman, dünyaya sırtını dönemez. Gençlik ise bu sorumluluğun tam merkezindedir.
Siyaseti okuyan, istihbarat bilinci olan, farklı coğrafyaların eğitim ve algı sistemlerini tanıyan ve kendini her alanda yetiştiren bir Müslüman genç; başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmaz.
Çağı tanır ama ona teslim olmaz.
Dünyayı bilir ama kimliğini kaybetmez.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey budur:
Uyanık, bilinçli ve çok yönlü bir Müslüman gençlik. Ve böyle bir figür…
Vesselam…




