Ana SayfaTefekkürHayatın Ne Kadarı Geçişken?

Hayatın Ne Kadarı Geçişken?

“Yavrum! Bu rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar…” demişti babası! (Yûsuf Suresi, 5. Ayet).

Yusuf belki rüyasını kardeşlerine anlatmadı ama kardeşleri yine de ona tuzak kurdu.

Belki de başımıza gelecek her şeye engel olamayız. Çaba gösterdiğimizde tuzaklara karşı bir kalkan inşa edebiliriz; fakat insanız işte… Bazen yorgunluktan, bazen de gafletten tedbir almayı es geçebiliyoruz. Yani sonucunu bile bile irade göstermediğimiz durumlar olabiliyor. Böyle anlarda “Kader devreye girdi.” dersek hatalı bir itikada kayabiliriz. Kontrolü kaybetmeyi göze aldığımız bu nokta, bize verilen cüzi iradeye ihanet ettiğimiz yerdir. Bizi ve irademizi aşan şartlarda ise kontrolü kadere bırakmak, çok daha huzurlu bir teslimiyettir.

Günün 24 saatini sürekli alarmda geçirmek hem bedene hem de ruha ağır gelir. Tıpkı her an abdestli kalmanın zorluğu gibi… Abdest bozulacak ki yeniden suyla kavuşan el, yüz, ağız, burun ve ayaklar gün boyunca kaybettiği neme tekrar kavuşsun.

Hz. Yusuf rüyasını gizledi; çünkü bu rüya kendisine verilecek büyük bir nimetti. Lakin kardeşlerinin onu kıra götürme isteğine karşı koymadı. Çocuktu ve onların söylediği gibi gezip oynamak istiyordu. Tuzağı nereden bilebilirdi ki tedbir alıp gitmesin? Babası bir peygamberdi, kardeşleri de peygamber çocuklarıydı. Görünüşte her şey ve herkes güvenliydi. Ancak arka planda büyük bir kader işliyordu ve kendisi bu hikâyenin başkarakteriydi. Kardeşleri ise o büyük kaderin yan rollerinde yer alıyordu.

Şimdi durun ve bulunduğunuz yaştan geriye doğru bakın!.. Kendi hayat hikâyenizdeki tüm rolleri ve onların hayatınızı şekillendiren etkilerini gözden geçirin!

Bu metaforda yer alan iyi-kötü, güzel-çirkin, etkili-etkisiz kişileri ve durumları tespit edin!

Ve bu tespiti yaparken size zarar vermiş kişileri gözden geçirirken, geçmiş ve bitmiş bir zaman diliminde kaldıkları için gülümseyin, geçin!

Kolay mı gülümsemek? Değil belki… Ama diğer seçenek, yani onlara kin duyuyor olmanız da hâlâ onları kalbinizde ağırlamış olacaksınız!!?

Onlardan zorunlu ilişki dışında mümkün olduğunca uzak kalmak sanırım en iyisi!

Ya da eğer başarabiliyorsanız, tıpkı bilgisayardaki lüzumsuz bir dosyayı siler gibi, onlar ve anılarını kalıcı olarak çöp kutusuna atın.

Hz. Yusuf da öyle yaptı. Olumsuzlukları toplayıp kuyuya attı ve kuyudan hiç bahsetmedi; üç kuruşa köle pazarında satıldığını hesaba dahi katmadı.

Belki de ona verilen en büyük nimet, bu sıradan olmayan üstün kişiliğiydi.

Yıllar yıllar sonra kardeşlerine, “Bugün size kınama yok!” (Yûsuf Suresi, 92. Ayet) derken, sözlerinde “dün” ve “düne ait” hiçbir veri yoktu.

..Sarayda olmasına, güzel ve mevki sahibi bir kadının baştan çıkarıcı arzusuna rağmen büyük duruşunu hep korudu.

“…Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder…” (Yûsuf Suresi, 53. Ayet) diyerek, bu kararlı duruşundan kendi iradesine pay çıkarmıyordu. Yoksa iki kişi arasındaki o gizli anı kim görecekti? Lakin O, Rabbinden aldığı terbiyeye asla ihanet etmiyordu.

Zindana düştüğünde ise rüyasını yorumladığı ve saraya dönecek olan gence, “Efendinin yanında beni an.” demişti (Yûsuf Suresi, 42. Ayet). Ancak şeytan o gence bunu unutturdu ve Yusuf yıllarca zindanda kalmaya devam etti.

İnsan demek, Rabbi ile aradaki ilahi himayeyi unutup, durumu tamamen kendi iradesine ve insanlara bağladığında, bir bakıma o hususi korumanın dışına çıkmış oluyor.

“Ben nefsimi temize çıkarmam…”

“Beni efendinin yanında an…”

“Bugün size kınama yok…”

Tüm bu akış, kader ile cüzi irade arasındaki geçişkenlikler üzerine bizlere büyük dersler veriyor. Hayat denkleminde payın ne kadarı bizim irademiz, ne kadarı kader? Payın büyük kısmının kadere ait olduğu kesin; ancak asıl dikkat etmemiz gereken, bize düşen kısmı kuralına göre yaşayıp yaşayamadığımızdır.

Yanlış yapmak, hatalı olmak insanın huzurunu kaçırır. Yanlış anlaşılmak veya bir yanlışı defalarca tekrarlamak da öyle… Asıl mesele, hataları ve olumsuz deneyimleri azaltmanın yolunun, onların üzerinde fazla düşünmemekten geçtiğini görmektir. Geçmişte yaşanıp bitmiş dakikalarla önümüzdeki anları katletmemeliyiz. Hele ki bu durumları başkalarına anlatmak daha büyük bir yanlıştır; çünkü kendi hatamıza başkalarını şahit tutmuş ve kişisel durumumuzu aleyhimize kullanılabilecek bir koza dönüştürmüş oluruz.

Hz. Yusuf burada da ölçülü davrandı. Zindandan çıkmadan önce adını temize çıkarmadan oradan çıkmak istemedi ve gelen elçiye, “Efendine dön de ellerini kesen o kadınların zoru neydi, bir sor.” (Yûsuf Suresi, 50. Ayet) diyerek hakikatin aydınlanmasını şart koştu. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra ise bu konunun üzerinde bir daha durmadı. Sahip olduğu liyakati açıkça ifade ederek, “Beni ülkenin hazinelerine tayin et; çünkü ben iyi koruyan ve bu işi bilen biriyim.” dedi (Yûsuf Suresi, 55. Ayet). Demek ki insan hata yapabilir; ancak buna rağmen sahip olduğu potansiyeli doğru yer ve zamanda devreye sokmak için irade gösterme hakkına sahiptir.

Hz. Yakup’un diğer oğullarına söylediği, “Onu götürmeniz beni üzer; siz farkında değilken onu bir kurdun yemesinden korkarım.” ifadesi (Yûsuf Suresi, 13. Ayet) dışarıdan bir koruma gibi görünse de aslında kötü niyetli kişilerin aklına hiç olmayan bir fikri (kurt bahanesini) sokmak olmuştur. İçimizde yaşadığımız korkuları, niyetinden emin olmadığımız kişilere açık ettiğimizde, bu durum kötülerin işini kolaylaştırır.

Çok dikkatli olmamız gerekir. Düşüncelerimizi saklamak çoğu zaman daha emniyetlidir. İyi veya kötü yaşanmışlıklarımızı, anahtarını unuttuğumuz naftalin kokulu eski bir sandıkta saklar gibi muhafaza etmeliyiz. Paylaşımlarımız son derece seçici olmalı; topluma fayda sağlayacak evrensel değerlerle sınırlı kalmalıdır.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -