11.5 C
Bursa
5 Ocak 2026 Pazartesi
spot_img
Ana SayfaİslamHüsrandan Kurtuluşun Dört Eşiği

Hüsrandan Kurtuluşun Dört Eşiği

Bu deneme, zamanın değerini, iyiliğin anlamını ve insanın kendisiyle yaptığı içsel muhasebeyi sorguluyor. İyiliğin yalnızca ibadetle değil, hayatın her alanında yaşanabileceğini hatırlatıyor.

Hayatın koşuşturması içinde zamanın nasıl geçtiğini çoğu kez fark etmeyiz. Günler akıp gider, geriye dönüp baktığımızda ise bazı anların bomboş, bazılarının ise dopdolu ve anlamlı olduğunu görürüz. İşte tam bu noktada, Kur’an’ın kısa ama en derin mesajlarından biri olan Asr Suresi, adeta bir fısıltı gibi bize seslenir.

“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı birbirine tavsiye edenler başka.” (Asr Suresi, 1–3)

Bu âyetler, zamanı bir tanık gösterir ve bize şu kritik soruyu fısıldar: Hayatımızı boşa mı harcıyoruz, yoksa anlamlı bir kurtuluşa mı yöneliyoruz?

Asr Suresi, hüsrandan kurtulmanın formülünü dört temel ilkede toplar: İman etmek, iyi işler yapmak, hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmek. Bu dört madde, hem bireysel kurtuluşun hem de toplumsal huzurun özüdür. İnanç eylemle, sabır hakikatle, hakikat ise iyilikle tamamlanır.

İyi İşler (Salih Amel) Sadece İbadet Değildir

‘Salih amel’ denince çoğumuzun aklına namaz, oruç gibi ibadetler gelir. Oysa Asr Suresi’nin işaret ettiği iyilik, bundan çok daha geniştir. Namaz, oruç gibi ibadetler ruhumuzu arındırır; fakat ‘salih amel’, bu arınmanın hayata yansıyan meyvesidir.

Birine yardım etmek, Topluma faydalı bir iş yapmak, İşinde dürüst ve adil olmak, Doğayı korumak, Zorluklar karşısında pes etmeden devam etmek… Hepsi birer salih ameldir. Bu bilinç, ölüm merkezli değil, yaşam merkezli bir farkındalık oluşturur. Çünkü insan, iyilik ettikçe yaşar; iyilik, zamanın ötesine taşan bir yankıdır.

İyiliğin En Saf Zevki

Afrika’da cüzzamlılar için her şeyini bırakan Albert Schweitzer’e ‘Neden bu hayatı seçtiniz?’ diye sorduklarında şöyle der:

“İnsanlara faydalı olmaktan zevk alırsanız, başka hiçbir haz onun yerini tutamaz. Çünkü bu, Tanrı’yla birleşme derecesindedir.”

Bu söz, Asr Suresi’nin ruhunu özetler gibidir: İman, yalnız inanmak değil; iyiliği yaşamak ve yaşatmaktır.

Zaman Bir Emanettir

Kur’an’ın zamana yemin etmesi boşuna değildir. Zaman, bize verilmiş en kıymetli emanettir. Onu boşa tüketmek değil, iyilik ve güzellikle doldurmak gerekir. Zaman bir düşman değil, iyiliğin şahididir. Her güzel davranış, her sabırlı duruş, her hakkı hatırlatma; zamanın terazisinde lehimize yazılır.

Suskun Kalmamak

‘Asr Suresi’ bizi sadece kendi köşemizde iyi olmaya değil, toplumsal sorumluluğa da çağırır: “Birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler…” Bu, haksızlık karşısında susmamayı, doğrunun yanında cesaretle durmayı gerektirir. Susmak, hüsranı derinleştirir. Kalabalıkların sustuğu yerde, doğrunun sessiz fısıltısını dile getirecek cesarete sahip miyiz?

Yusuf Has Hâcib şöyle der:

“Ölümü bilen insan, bu dünyanın mutluluğuna gönül bağlamaz. Yola çıkan ev yapmaz; göç eden eşyasını geride bırakır. Sen bir konuksun, bu dünya da bir konuk evi.”

Evet, ölüm şiirin sonundaki noktadır; şiir güzelse, nokta da güzeldir. Asıl mesele ölüm değil; o noktaya hangi kelimelerle vardığımızdır.

Zaman tanıkken, geride nasıl bir iz bırakmak istiyoruz? Karanlığın içinde bir ışık, sessizliğin içinde bir fısıltı, ya da belki… zamana yemin ettirecek kadar anlamlı bir iyilik mi?

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar