Ana SayfaİslamNeden Duamız Kabul Olunmuyor?

Neden Duamız Kabul Olunmuyor?

Biliyor musun, her gün ağlayarak ve yalvararak Allah’a dua eden insanlar var, ancak duaları hiç kabul edilmiyor.

Evet, beni iyi dinle: Ellerini gökyüzüne kaldıran, gözleri yaşlanan, kalpleri huşu içinde olan insanlar var, ama dualarının kabul edildiğine dair hiçbir iz yok. Gökyüzüne dönüp ellerini kaldırıyorsun, gözlerin yaşarıyor ve kalbin durmadan “Neden?” diye soruyor. Neden kabul edilmiyor? Neredesin ya Rab? Beni görmüyor musun? Beni duymuyor musun? Belki de Allah’ın seni duymadığını düşünüyorsun. Ya da duanın O’nun için önemli olmadığını. Ya da seninle Arş arasında bir engel olduğunu. Ama gerçek şu ki, on şey var. Bunlardan bazılarını her gün farkında olmadan yapıyorsun, bazılarını ise bilerek yapıyorsun. Ancak farkında değilsin ki, bunlar seninle duanın kabulü arasında bir engel oluşturuyor. Evet, on şey; bazıları dilinde, bazıları kalbinde, bazıları yemeğinde, bazıları ilişkilerinde, bazıları da namazında. Bugün, bunları tek tek ortaya çıkarana kadar seni bırakmayacağım; böylece cevabın sana ne kadar yakın olduğunu kendi gözlerinle göreceksin. Ve bunların yüzünden ondan ne kadar uzaksın? Otur, derinlemesine düşün, derin nefes al ve kendine dürüstçe sor: Bu on şeyden kaç tanesini işliyorsun? Hadi başlayalım; samimi bir kalp ve saf bir niyetle. Belki bu tavsiye, hayatında bir değişime vesile olur.

  1. Duana cevap gelmesini engelleyen ilk şey, haram lokma yemek/içmek: Sabah yediğin lokma ve öğle yemeği, şüpheli paradan, riba’dan, dolandırıcılıktan, rüşvetten veya hırsızlıktan elde edilmişse, sadece mideni doldurmakla kalmaz, karnında ateşe dönüşür ve duanın gökyüzüne ulaşmasını engeller. Bir adam gökyüzüne doğru ellerini kaldırıp ağlayarak yalvarırken, cebinde haksız yere elde ettiği para vardır ve evinde haram yemekler, buzdolabında şüpheli yiyecekler varsa, karnını haramın mezarlığı haline getiren birinin duasına Allah’ın cevap vermesi mantıklı mıdır? Kendisi kapıları tıkarken göklerin kapılarının ona açılması mantıklı mıdır? Unutma! Midenize giren her haram lokma, kalbinizde karanlığa dönüşür ve duanın kabul edilmesinin ışığının size ulaşmasını engeller. Peygamberimiz şöyle buyurdu: Ey insanlar! Allah iyidir ve sadece iyiyi kabul eder. Sonra uzun yolculuk yapan, saçları dağınık, tozlu bir adamı örnek verdi; o, ellerini gökyüzüne doğru uzatıp “Ey Rabbim, ey Rabbim” derken, yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Onun duası kabul edilir mi? Eğer duanın kabul edilmesini istiyorsan, buradan başla. Ağzına koyduğun lokmadan başla; o helal ve güzel olsun, hayatınızın nasıl değiştiğini göreceksiniz. Bir adam Peygamberimize şöyle dedi: “Rabbime dua ediyorum ama bana cevap vermiyor.” Peygamberimiz şöyle cevap verdi: “Sen haram yiyorsun, haram içiyorsun, haram giyiyorsun ve bunlarla besleniyorsun. Öyleyse sana nasıl cevap verilsin?”
  2. İkinci şey: Haram kelam/sözler: Gıybet, dedikodu, yalan, alay ve küfürlü sözler. Bunların hepsi duanı engeller. Sabah evinden çıkıp arkadaşlarınla buluşursun, falanca hakkında gıybet edersin, onun arkasından kötü konuşursun, falancanın sözlerini aktarırsın, falancayla alay edersin ve küfürlü sözler sarf edersin. Sonra gece eve dönüp ellerini gökyüzüne kaldırır, Allah’a dua edersin ve bütün gün gıybet eden dilin, Rahman’a dua ediyor. Ne büyük bir çelişki bu! Melekler duanı duyduklarında senin için af diler ve “Amin” derler; ancak dilin bütün gün günahlarla ıslaksa, duan engellenir ve sana boş bir sayfa geri döner. Dene! Sadece dene! Bir günlüğüne dilini, seni ilgilendirmeyen her şeyden, her incitici sözden, her gıybet ve dedikodudan uzak tut; göreceksin ki cennetin kapıları sana nasıl açılacak. Allah şöyle buyurur: “Bilginiz olmayan şeylerde konuşmayın.” Öyleyse gıybet, dedikodu ve yalana bulaşanlara ne demeli? Duana temiz bir dil ve salim bir kalp ayır; göreceksin ki cevap kapını açacaktır.
  3. Üçüncü şey, Allah hakkında su-i zan/kötü düşünmektir: Allah’a dua ederken içinden şöyle dersin: “Bu dua kabul edilmeyecek. Bu Allah’a çok ağır gelir. Ben layık değilim. Belki Allah beni sevmiyor. Belki de benim kaderimde mahrumiyet var.” Biliyor musun ki bu kötü düşünceler, duanın kabul edilmesini engelleyen en büyük engellerdir? Biliyor musun ki bu düşüncelerinle Rabbine karşı saygısızlık ediyorsun ve O’nun cömertliğini sınırlıyorsun. Allah, kutsal hadisinde şöyle buyurur: “Ben, kulumun hakkımda ne düşündüğüne göre davranırım. Benden ne isterse düşünsün. Benden hayır düşünürse, ona hayır veririm; benden kötülük düşünürse, ona kötülük veririm.”

Düşün bir bakalım! Allah’a dua ediyorsun ama içinden O’nun seni boşuna bırakacağına dair bir kesinlik var; sanki kapalı bir kapıyı çalıyormuşsun gibi, üstelik kapının kapalı olduğunu biliyorsun. O zaman sana nasıl açılsın? Oysa mümin, Rabbine dua ederken Allah’ın her şeye kadir olduğunu, O’nun hiçbir şeyden aciz olmadığını ve “Ol!” dediği her şeyin olacağını bilir. Allah, “Bana dua edin, size cevap vereyim” der; “Bana dua edin ki, belki size cevap vereyim” dememiştir. Allah’a güven, O en iyisidir. O’na en iyi şekilde güvenin ve kurtuluşu bekleyin; çünkü o mutlaka gelecektir. Bir an durun. Bunlardan bazılarının kendinizde olduğunu hissetmeye başladınız mı? Sorun değil, bu değişimin ilk adımıdır. Devam edelim.

  1. Dördüncü nokta: Aceleci davranmak: Bugün Allah’a dua ediyorsun ve cevabı yarın ya da aynı saat içinde bekliyorsun; cevap geciktiğinde ise “Dua ettim ama kabul edilmedi, Allah’a dua ettim ama beni duymadı” diyorsun. Oysa Allah’ın senin bilmediğin şeyleri bildiğini ve senin için en iyisini, senin istediğin zamanda değil, sana en uygun zamanda seçtiğini unutuyorsun. Ayrıca, cevabın gecikmesinin senin için daha iyi olabileceğini de unutuyorsun; çünkü Allah, eğer istediğini şimdi verseydi, bunun yok oluşuna neden olabileceğini bilir. Beş yaşındaki bir çocuk babasından araba ister. Baba bunu erteler; cimri olduğu için değil, oğlunun şu anda araba kullanamayacağını ve bunun ona zarar verebileceğini bildiği içindir. Allah da cevabı bir hikmetle geciktirir; belki sabrınızı sınamak, derecenizi yükseltmek ya da istediğinizden daha hayırlı bir şey vermek için. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Acele etmediğiniz sürece dualarınız kabul edilir. ‘Dua ettim ama kabul edilmedi’ demeyin. Acele edenlerden olmayın, işinizi Allah’a bırakın ve O’nun hikmetine güvenin.”
  2. Beşinci husus: Anne babaya itaatsizlik. Anne babanın haklarını ihmal ederken Allah’a dua ediyorsun. Onlara sesini yükseltiyorsun. Onlara kaba davranıyorsun. Yaşlılıklarında onları unutursun. Eşini ve çocuklarını onlara tercih edersin. Anne babanı öfkelendiren şeylerden öfkelenirken, duan nasıl kabul edilsin? Anne babana merhamet etmezken, Allah’tan sana merhamet etmesini nasıl isteyebilirsin? Anne babaya iyilik etmek, kapalı kapıları açan altın anahtardır. Bu, duaların kabul edilmesini sağlayan büyük sırdır. Allah, ebeveynlerin memnuniyetinde memnun olur ve onların hoşnutsuzluğunda hoşnutsuz olur. Dene bakalım! Anne babana, bir güzel sözle ya da samimi bir gülümsemeyle bile olsa iyilik et. O zaman dualarının nasıl kabul edildiğini göreceksin.
  3. Altıncı şey, kalbin gafleti/dalgınlığıdır: Ellerini gökyüzüne kaldırırsın, dilin duaları tekrarlar. Ama kalbin başka bir yerdedir. Kalbin, işinle meşgul değildir. Yarının endişeleriyle. Dünün pişmanlıklarıyla. Sevdiğin biriyle. Korktuğun bir gelecekle. Sözleri, orada olmadan, huşu duymadan, kralların kralının huzurunda durduğunu hissetmeden söylüyorsun. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Allah’a, cevap alacağınızdan emin olarak dua edin. Ve bilin ki, Allah, dalgın ve kayıtsız bir kalpten gelen duayı kabul etmez.” En son ne zaman oldu? Ağzından çıkan her kelimeyi hissederek Allah’a dua ettin. En son ne zaman O’nun huzurunda ağladın? Dua sadece kelimelerden ibaret değildir. O, ruhani bir bağdır. Duygusal bir iç sesdir. Yaratıcı ile bir diyalogdur. Dilinden önce kalbinle Allah’a yönel. Farkı göreceksin.
  4. Yedinci şey: Günahta ısrar etmek: Günah işlemekte ısrar ederken Allah’a dua ediyorsun. Bu günah için ağlamadın, pişmanlık duymadın ve onu bırakmayı önemsemedin. Elinde günah kadehi varken, Allah nasıl dua edenin duasını kabul eder? Cennetin kapılarını ona nasıl açar? Oysa kendisi bu kapıları kendi elleriyle kapatmakta ısrar ediyor. Bir adam, Allah’tan kendisine bağışlanmasını dilerken, aynı zamanda insanlara zulmediyor, onların malını yiyor ve onlar hakkında gıybet ediyor. Ne tuhaf! Allah’tan yardım istiyorsun, ama tövbe etmek için kendine yardım etmiyorsun. Günahta ısrar ederken dua etmek, elinde bir balta tutarak kuyu duvarına vuran birinin su istemesine benzer. Dur! Kendine dön. Israrla işlediğin günahlar nelerdir? Allah’a tövbe et ve onlardan vazgeç. O zaman dualarının kabul edildiğini göreceksin.
  5. Sekizinci şey: Yaratılmışlara bağlanmak ve Yaratıcı’yı unutmak: Allah’a dua ediyorsun ama kalbin falanca kişiye, bir işe, paraya, şöhrete ya da bir makama bağlı. Onların sana istediğini gerçekleştireceğini sanıyorsun ve Allah’ın her şeyin sebebi, kolaylaştırıcısı ve başarıya ulaştıran olduğunu unutuyorsun. Bir makama dua ediyorsun ve sana verenin o olduğunu sanıyorsun. Oysa onun Allah’ın bir kulu olduğunu, kendine ne fayda ne de zarar verebileceğini unutuyorsun. Kalbinde başkalarına pay ayırırken Allah dualarına nasıl cevap versin? “Allah bana yeter, O en iyi vekildir” de. Yalnızca Allah’a bağlan. O’na güven. İşini O’na bırak. O zaman işlerin nasıl kolaylaştığını göreceksin.
  6. Dokuzuncu şey: Akrabalık bağlarını koparmak. Kardeşine, amcana, halana, hayat boyu dostuna karşı kopukken Allah’a dua ediyorsun. Akrabalık bağlarını koparmak cennetin kapılarını kapatır, duayı hapseder ve kalbi sertleştirir. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Akrabalık bağı, Arş’a asılıdır ve şöyle der: ‘Beni bağlayan kişiye Allah bağlanır, beni koparan kişiyi Allah koparır.’” Ayrıca şöyle de buyurdu: “Bu dünyada Allah’ın sahibine cezayı acele ettireceği hiçbir günah, zulüm ve akrabalık bağlarını koparmaktan daha ağır değildir.” Unutma ki akrabalık bağları sadece sosyal bir bağ değil, kulunu Rabbine bağlayan manevi bir bağdır. Hemen telefonu eline al ve akrabalık bağını kopardığın kişiyle iletişime geç. Ona “Beni affet” de; çünkü Allah, bağışlayanları sever. Bunun hayatında yarattığı etkiyi göreceksin.
  7. Onuncu ve genel olarak en tehlikeli şey, namazı terk etmektir: Allah’a dua edip namazı terk etmek, her gün kendisine hediye yağdıran bir kraldan hediye istemek gibidir. Namaz, kul ile Rabbi arasındaki bağdır; eğer bu bağı koparırsan, sana verilen yardım da kesilir. Eğer namazı sürdürürsen, cennetin kapıları sana açılır. Allah şöyle buyurdu: “Sabır ve namazla yardım isteyin.” Namaz, yardımdır; cevaplanmadır; sana sabır veren güçtür. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Kul, secde halindeyken Rabbine en yakın olur; öyleyse dua etmeyi çoğaltın.” Peki, namazın doğru şekilde mi kılınıyor? Onu yerine getiriyor musun? Namazda huşu içinde misin? Namazda Allah’a dua ediyor musun? Namaz anahtardır, kurtuluştur, kaledir; öyleyse ona özen göster, sana hayır kapılarını açsın. Düşün bir! Her duan, kabul edilmeye çok yakındı. Ancak şu şeyler bunu engelliyordu: haram olan lokma, gıybet eden dilin, Allah’a karşı kötü düşüncelerin, sabırsızlığın, anne babana karşı saygısızlığın, kalbin dalgınlığı, günahta ısrarın, Allah’tan başkasına bağlanman, akrabalık bağlarını koparman, namazı terk etmen. Hepsi seninle duanın kabulü arasına girdi. Peki, böyle devam mı edeceksin, yoksa şu andan itibaren değişecek misin? Unutma! Allah, kendisine dua eden kulunu sever ve sesini duymayı sever; ancak onun içten ve dıştan temiz olmasını ister. Şimdi bir kağıda yaz! Yaptığını düşündüğün her engeli. Ve adım adım iyileşmeye başla. Umutsuzluğa kapılma ve temiz bir kalple, samimi bir dille ve salih amellerle dua etmeye devam et.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz