Ey Garip

”Allah’tan başka ilâh yoktur.” Bu gerçeği hakkıyla kavrayabilmiş olsak; ne şahsımız, ne ihtiyarımız, ne sebepler ortada kalır. Hepsi yok olup gider. Tek O (c.c.) kalır. Bir yandan tercih ve iradelerimizin sorumluluğu ile beraber; şahsımız, tercihlerimiz ve sebepler mevcut iken; diğer yandan tek merkezden idare edilen, sonsuz güzellik sahibi, kusursuz zatın Sübhan ilâhın (c.c.) mükemmelliklerine şahitlik ederiz. Bu şekilde, tevhid nazarıyla bakınca hangi dert devasız kalır? Ya da dert var mıdır?

Bu nazarla bakılmadığı takdirde; hakikatte ferah ve düpdüzgün olan yolda, tıkır tıkır işleyen, ne eksik ne fazla mükemmel düzenin içinde yol alabilecekken; engebeli ve çukurlu bir yoldaymış gibi kaos ve kargaşa içinde, bir sürü buhran ve sıkıntılarla dolu cefalar içinde, yalpalana yalpalana yürümeye, hatta ayakta durabilmeye çalışırız. Ayette geçtiği gibi: “Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.” [1] İnsanın yaratılış hikmeti ve sırrı, işte bu ilâha dayanmayı, güvenmeyi, ona dua ve şükür etmeyi gerektirir. Zaten az önce tırnak içinde yazılmış ayetin tamamı ise şöyledir: “Bil ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. (Habibim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.” [1]

İmânımızın nişânı, iki dünya saadetinin anahtarı; kelime-i tevhid (Lâ ilâhe illallah) zikrini, lafzi olarak ağızlarımıza, ruhi olarak kalplerimize, fiili olarak yaşantılarımıza almalıyız. Her insan, bu anahtarla keşifler ve fetihler yapmaya müsaittir. Zaten zikrin efdali kelime-i tevhid değil miydi? Câbir bin Abdullah (r.a.)’dan rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Zikrin en faziletlisi: Lâ ilâhe illallah, duanın en faziletlisi ise: Elhamdülillah sözüdür.” (Tirmizi) Bu zikir; Allah’ın varlığına, tekliğine, tüm yetkin niteliklerin kendisinde toplandığına, eşi ve benzeri bulunmadığına inanmaktır. İşte bu inancımız, muvahhitliğimizin derecesidir. Muvahhid ise; tevhid inancına sahip olan, Allah’ın vahdaniyetine şeksiz şüphesiz imân eden ve bu inancı, şirkin her türlü pisliğinden uzak tutan kimse demektir. Müşrik ise; muvahhidin tam tersi olan karşılığıdır. Niyazi-i Mısri’nin dediği gibi: “Hakk’ı seven aşıkların eğlencesi tevhid olur.” Sen kendi yokluğunu ona sunarsan, o da kendi varlığını sana ihsan eder. [2]

Yani; kişi imânla görür, duyar; kısaca var olur. Görme yetisi ile görürüz; görmek demek ne demek biliriz. Duyma yetisi ile duyarız; duymak ne demek biliriz. Allah’ın bir tecellisi, yani yansıması olarak; bunlar gibi merhametin, güvenin, adaletin, zorluğun, kolaylığın, güç ve kuvvetin, bağışlamanın, dostluğun, sabrın, iyiliğin, kötülüğün, cömertliğin, cimriliğin, alçalmanın, yücelmenin, gizlinin, aşikârın ne demek olduğunu hep bu yansımalarla biliriz.

Bu tecelliler insana Allah’ı tanıtır. “Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet,) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah’tan başka ilâh yoktur.” [3] O zaman: “Rabbinle tanış; çünkü bir şehirde bir tanıdığı bulunan bir garip, daha cesur ve daha rahat olur.” [4]

İşte her insana verilen bu teçhizat, yani donanımımız, yani sermayemiz ile ilmimizi arttırıp, “lâ ilâhe illallah” öyle diyebilmeliyiz ki; iman ettiğimiz Allah’ın yüceliği ile yücelmemiz, O (c.c.)’nun gücü ve şerefi ile güçlenip şeref bulmamız kaçınılmaz olmalı.

Oysa ahir zamanın Müslümanlarına da takılmış, fıtrata ters, nefse düz, neredeyse şeytana iş bırakmayan, tabiri caizse monte edilmiş gibi çıkarılması zor takma gözlüklerin bakışıyla, bu fetihler asla yapılamaz. Bu bakışla ancak dünya; ayrılık ve ölümlerle bir mezbaha ve sıkıntılarla dolu bir hüzün yeri olup çıkar. Günümüzün yiğidi; dayatılan bu takma gözlüklere ve dönen çarkın bir dişlisi olmaya “HAYIR” diyebilen kişidir. Şaşı gösteren bu gözlükleri, kör olmadan bir an evvel çıkarıp atmalıyız. Yoksa; bu bakışa sahip olmayan; ne aile danışmanları, ne yaşam koçları, ne psikologlar bize fayda verebilirler. Zaten içinde bulunduğumuz toplumda bu mesleklerden bol miktarda kişi olmasına rağmen; ne haldeyiz, pratikte bunu çok net görebiliriz. İstersek muvahhid ve müşriklik derecelerimizi de görebileceğimiz gibi…

Artık; bilinçli tercihimiz olan imanımız, hakiki tevhidimiz ve bu bakışla yaşamaya gayret eden yiğit Müslümanlar olmazsak; birkaç kez boşanmış aile danışmanlarıyla, antidepresan kullanan psikiyatrlarla, hatta madde bağımlısı olan yaşam koçlarıyla (tabii ki istisnaları tenzih ederim) bu dünyadan selâmetle çıkamayız.

İçinde bulunduğumuz bu mübarek Ramazan-ı Şerif ayında, satırlardakilerin sadırlarda yer bulması ümit ve dualarımla… “LÂ İLAHE İLLALLAH”


[1] Muhammed 19
[2] Tezkiretü’l Evliya, Feriüddin Attar
[3] Âl-i İmran 18
[4] Tezkiretü’l Evliya, Feriüddin Attar

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar

Hacı Beytullah Mutlu yorumladı Ümit (Şiâr’ı Şifâ)
nurettinacar2016@gmail.com yorumladı Edep: Mecburi İstikamet
nurettinacar2016@gmail.com yorumladı Zamanın Esirinde, Kâinatın Diline Karşı