Yer cennet 🌸
Sakinleri Âdem ve Havva annemiz. Hitap Rabbimizden:
وَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَاۖ وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمٖينَ ﴿35﴾
35) Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz.” (Bakara 2/35)
Yediler, içtiler. Lâkin onlara burada, cennette, yemenin ve içmenin dışında “ebedî kalacaksınız” denmedi. Ebedî kalma fikrini onlara şeytan fısıldadı: Şu ağaçtan yerseniz burada ebedî kalırsınız ☻
Adem babamız ve annemiz yalan nedir, onu dahi bilmiyordu; bu yüzden kandılar. Üstelik “..şu ağaca yaklaşmayın” da denmesine rağmen.
Lâkin Hakk’ın sözünün -hakk- olduğu ile şeytan sözünün yalan olduğunu; hakk ile yalanı ilk kez tecrübe ediyorlardı ve bu ilk tecrübe onları cennetten çıkardı.
اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُؕ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ ﴿72﴾
72) Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler; ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir. (Ahzâb 33/72)
İnsan büyük emaneti yüklense de, bunu taşımakta çok zorlanacaktı. Bütün hikaye zaten emanetten ibaretti. Emanete sahip çıkanlar olacaktı; bir de emanete hiyanet edenler, yalanın ışıltısına kapılanlar…
Hepimiz Adem’in bir evladı olarak, ömrümüzü her birimize verilen emaneti, Adem olma, insan olma kabiliyetini, tıpkı ağaca yaklaşma ve yaklaşmama platformunda icra ediyoruz.
İnsan olma, başlı başına bir zaaftan ibaret. Zaaf, zayıf yönlerimiz var; Adem babamızdan miras aldığımız -ağaca yaklaşma!- potansiyelimiz var. İşte bu zaafımız bazen aynı zeminde olan kardeşimizi anlamakta yetersiz bırakıyor bizleri… Onun ağaca yaklaşma, hata yapma yüzüne ▪︎çıplak gözle▪︎ bakıyoruz.
Aşırı gördüğümüz şeyler, belki de bizim açıklarımız, zaaflarımız. Kendi zaaflarımızın yansımasını görüyoruz muhatabımızda ve bu yönü ile -ağaca yaklaşma- da tekrara düşüyoruz; hikayeyi başa sarıyoruz.
Halbuki, muhatabımızda yanlış diye gördüğümüz tarafları, güzelin en güzeli ile def etsek ki, bu Kur’anî bir kavramdır; işimiz çok daha kolay olacak. Bizim bakış açımız, gördüğümüz her şeyden ya da fiilden en güzelini nasıl çıkarabilirim olmalı. Zîra Adem babamızın ilk yaratıldığında, ilk gördüğü şey ve yer “cennet” değil miydi!?
اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِۚ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فٖي سَبٖيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُٓوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِۚ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعٖيفاًࣖ ﴿76﴾
76) İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır. (Nisâ 4/76)
Evet, şeytanın hilesi zayıftır… Aslında onun sizin üzerinde hiç bir saltanatı yoktur. Asıl bizi yoldan çıkaran kendi nefsimizdir.
Şeytanın hilesi zayıf; lâkin kendi nefsini ilah edineni gördüm mü?
اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُؕ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكٖيلاًۙ ﴿43﴾
43) Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın? (Furkân 25/43)
Biz en kolayına kaçıp, tüm suçu en zayıf düşmana yüklediğimizde, bundan en kuvvetli düşmanımız olan nefsimiz de nem’alanıyor. Şeytan burada bir figür. Baş kaldırmış yönlerimizi ona atfediyoruz. Açık bıraktığımız zaaflarımızı onunla kapatıyoruz.
Adem babamız ağaca yaklaşıp, fısıltıya uyup aldanınca ve aldandığını anlayınca, bunu bize şeytan yaptırdı demedi. Dikkat edin: “Ben nefsime zulm ettim” dedi.
Burası çok önemli. Nefsin kontrol altında tutulması gerektiğini, ağaca yaklaşınca anladı. Nefsin dizginleri vardı ve onları tutmak gerekiyordu ki, eşref-i mahluk işte bu dizginleri sağlam tutunca gerçekleşecekti.
Adem kararlıydı, Adem hata da yapandı ama hatasından af dilemek, tevbe etmek onu şerefli kılacaktı. Onun tevbesi ile Tevvab ismi tecelli edecekti.
Her şerri şeytan yapıyorsa, biz nasıl özne olabiliriz ki; arzın tek öznesi insan iken? Hem edilgen durumda kalırsak, naib oluruz. Naibi fail, failin yerini tutar; failin kendisi olmaz.
Halbuki bize sunulan, arz edilen emanetin asıl kasdı, bizi arzın halifesi kılacak irade ile bizi etken kılmaktı. En büyük cihat, nefis ile kendi öz varlığımız ile yapılan cihattır!
Biz her an cihattayız. Cihat meydanında aşırı ya da zaaflarımızla kılıç sallamaktayız. Cihat meydanında etken olur isen hayatta kalırsın. Az bir uyuklama halinde, gelir başına dikilirler; savunmasız ve amansız kalırsın. Şeytanın zayıf vesvesesini şişirirsen, bu seni uyuşturmaya, uyutmaya ve en tehlikelisi de unutturmaya başlatır.
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿32﴾
32) Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? (Kamer 54/32)
Halbuki sana inen vahyin adı الذكر: unutma, uyuma, uyuşma; hatırla, hatırında tut. Rabbini, onun rahmetini ve nimetlerini aklından çıkarma.
…
والله اعلم بالصواب 🌸




