Ana SayfaAileHayret Yaylasında Bir Gezinti

Hayret Yaylasında Bir Gezinti

Pembe yüzünü çevreleyen, sıkıca bağlanmış, beyaz tülbenti vardı. Çoğu zaman gözleri kapalı olur ve çok uyurdu. Acıkınca uyanır, çok kısa müddet etrafını izler, karnı doyunca hemen tekrar uykuya dalardı. Genelde geceleri gaz sancısı tutar, sırtı ovulunca kenarı renk renk oyalı, beyaz kumaştan mamul bezlerle, emdiklerinin fazlası çıkacak olursa hemen silinirdi.

İçlerine zıbın denen ya da içlik diye tabir edilen, ipleri ile sıkı sıkı, hatta dolanarak bağlanan kıyafetin üzerine bir de beli atmasın, omuriliği yamulmasın, kambur olmasın, üşütmesin vesair sebeplerle kuşak bağlanırdı. En son da tüm vücudu sımsıkı saran kundaklandı mı, kıyafet tamamlanırdı.

Çocukluğumdaki bebekler böyle kalıp gibi, taş gibi olurlardı. Acaba bu sebeple mi “nur topu” denirdi?

Onlar gözleri kapalı ağlayabilen bebeklerdi. Birkaç aylık olunca ise önce gözleri dolar, sonra dudağı bükülür, ardından yanaklarından ip gibi yaşlar akardı. Onlar eskide kalmış çocukluğumun, sabrı öğrenmiş içli bebekleriydi.

Her ağlayışında süt verilmez, anne saate bakar, mama saatlerinde verirdi. Kırkı çıkmadan sokağa çıkmaz, kırkıncı günü kırk uçurmaya çıkılırdı. Dişi çıkmaya başlayıp damakta minicik bir diş belirince diş buğdayı yapılırdı. Sonraları kız ise bir oyuncak bebeği (hele de büyükçeyse), erkekse arabası varsa ona birkaç sene oyuncak olarak yeterdi. Büyüyünce de kızların seksek taşı ve ipi, erkeklerin misketi ve topu varsa ne âlâ… Onlar elinde olanın kıymetini bilen kanaatkâr çocuklardı.

Bir ömür unutmayacakları, gece yatarken annesinden dinlediği ilk masalları ve talim edilen ilk kısa sureleri vardı. Annesi onun gözünde her şeyi bilen bir profesördü. Yapay zekâların değil, annesinin sözünü dinlerlerdi.

Dinî ve millî değerlerin geliştirilip pekiştirilmesi için tarihî yerlere ve camilere götürülürlerdi. Orada nasıl davranılması gerektiğini bilir, kendince öyle davranmaya gayret eder, kendini oyun salonunda sanmazlardı.

Dünyaya geldiği gün, dünyadan ayrılacağı gün de giyecek olduğu (neredeyse aynı) kıyafetle hayata adım atmış olduğu için belki de hem kendisi hem ebeveynleri mütevazı yaşarlardı. Farkında olmadan ruhlara, kişiliklere sirayet eden ahiretin varlığı aşırılıklara engel olurdu. O zamanlar dünyaya geleceği şüpheli bebeğe cinsiyet partisi de yapılmazdı.

Doğduğu an itibarıyla sabrı yaşayarak öğrenmiş, eğitimin ilk basamaklarını tırmanan bu minik can, hem fiziksel hem ruhsal taş gibi sağlam olmayı öğrenirdi. Kanaat etmeyi, uyum sağlamayı bilir, hareketli oldukları için dayanıklı olurlardı. İşlere katılımı bildiği için mutlu olurlardı.

Karakter ve davranışların oluşumunda her şey, çok şey ifade eder. Uzmanlar çocuğun 0-3 yaş şahsiyet omurgasının oluştuğunu, 0-6 yaş ise kişiliğin şekillenmesinin yüzde sekseninin bittiğini belirtirler. Çocuk üzerindeki en önemli etkinin ise anne-baba davranışlarının olduğunu dile getirirler.

Şimdilerde ise bebekler kefene benzeyen kıyafet yerine adı bile yabancı badi ve yenidoğan takımı ismi verilen kıyafetler giyiyor. Başlık olarak da şapka veya tişörtlerin kapüşonu. Onlar artık doğduğu gün bile gezmeye çıkan, paylaşılan, beğenilen, takipçisi olan bebeklerdir. Her ağlayışında süt bulan, son volüm ağlarken gözleri kapanan, onun dışında neredeyse tam gün velfecri okuyarak etrafı izleyen, gözü açık bebeklerdir.

Bu açık göz bebeklerin gaz sancıları gece gündüz fark etmez, özgürce her saat tutabilir. Her yerleri ıslak mendil, kâğıt havlu ile temizlenmeye çalışılırken kimyasala tabi tutulur ve “kullan at” mantığıyla kıymet bilmezliklerin temelleri atılır.

Eklem yerleri dışında her yeri oynayabilen, bebek kırığı tabir edilen zardan ayrılmamış kırıklar yaşayabilirler. Bu açık göz hür bebeklerin, istekleri oluncaya dek gözlerinden yaş gelmeden ağladıkları çok olur. Gerçi ortada yaş olmadığı için “zırlama” demek daha doğru olsa gerek…

Darlık ve sıkıntının hiçbir türüyle tanışmamış, çok alıngan, çıtkırıldım, buna rağmen devamlı şekilde ebeveynlerine, öğretmen ve tüm insanlara her fırsatta kafa tutmaya kalkışan aslında cılız çocuklardır.

Bencil ve çıkarcı bu çocuklar için herkes ve her şey kıymetsizdir. Ferdiyetine düşkün, ihtiraslı, sadece kendisiyle ilgilenen bu küçük bireyler kendi kıyafetlerini seçip ne giyeceklerine de karar verirler. Maalesef çocuk reyonlarındaki küçültülmüş yetişkin kıyafetleri ile gezerler. Hele de kızsa kadınsı rüküş droplar, omuz çantaları, güneş gözlüğü ve makyaj malzemeleri vardır. Şahsen yeni duyduğum “okul makyajı” diye tabirlerin çıkması tevekkeli boşa değil.

Evde yemek seçen, dışarıda çocuk odaklı menüleri tercih eden, yanlış beslenen alerjik çocuklardır. Duruş bozuklukları ve göz problemleri yaşayan, yine de dijital dünyadaki hız nedeniyle beklemeye, ertelemeye ve sıkıntıya toleransı olmayan sınır tanımaz çocuklardır.

Eskiden olsa oyuncakçı dükkânı açılabilecek kadar oyuncağa sahipken bile mutsuz, huzursuz olan, buna rağmen bir gülümseme, kucaklama, okşama gibi sosyal ödülleri hiçe sayan, varsa yoksa eğlence sektörleriyle, bilgisayar teknolojisine bağımlı çocuklarımız vardır.

Özet olarak, zaman tünelimin bir başına, bir sonuna göz attığımda gördüğüm çocuk manzaraları bu ve benzerlerinden ibaret… Nerelerden nerelere… Daha da acaba nerelere, diyor ürküyorum. Bu bakış, sadece bir kıyaslama, tabiri caizse “hayret yaylasında” bir gezinti…

Kirlenmiş dünyanın kirlenmeyen öteki yüzünde, emredilen gibi doğru olmak isteyen kalpler için:

“Ey iman edenler! Hem kendinizi hem de ailenizi yakıtı insan ve taşlar olan o müthiş cehennem ateşinden koruyun! Onun başında, Allah’ın emirlerine asla karşı gelmeyen ve kendilerine verilen her emri eksiksiz yerine getiren son derece acımasız, güçlü ve sert tabiatlı melekler (zebâniler) vardır.” (Tahrim Suresi, 6)

“Hepiniz birer sorumlusunuz ve hepiniz yönettiklerinizden mesulsünüz. Devlet başkanı sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin beyi sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin hanımı da eşinin evinde sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Hizmetçi de efendisinin malı üzerinde sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür.” (Buhârî, İstikraz, 20, Hadislerle İslam, Cilt 3, Sayfa 237, Diyanet)

Hatırlatıp bir dua ayetiyle veda edelim:

“… Ey Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve zürriyetimizden gözümüzü aydınlatacak, gönlümüzü sevindirecek, sâlih kimseler ihsan eyle! Bizi takvâ sahiplerine önder yap!…” (Furkan suresi, 74)

ÂMİN.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar