Düşünce sistemimizin merkezinde yer alan emr-i bi’l-marûf ve nehy-i ani’l-münker kavramlarını doğru konumlandırabilmek allahınsevip razı olacağı bir amel olmabşilmesi için son dererece önemlidir. Bunun için anlaşılması geren, onları kişisel birer vijdan çabasından öteye taşımamız gerektiğidir.. Bu kavramlar; bireyin kendi konforunu toplumun selametinden geride tutmasını gerektiren, topluca düşünmeyi ve ortak sorumluluğu tetikleyen dinamik birer hareket biçimidir.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem bu gerçeği, sarsıcı bir alegoriyle gözler önüne serer:
“Allah’ın sınırlarını gözeten ile bu sınırları aşan kimsenin durumu, bir gemiye binip kura çeken bir topluluğun durumu gibidir. Onlardan bir kısmı geminin üst tarafına, bir kısmı da alt tarafına yerleşmişti. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Bunun üzerine alt kattakiler, ‘Biz kendi payımıza düşen yerden bir delik açsak da üsttekileri rahatsız etmesek’ dediler. Eğer üsttekiler onları yapmak istedikleri şeyle baş başa bırakırlarsa hepsi birden helak olur; ama ellerinden tutarlar (ve engellerler) ise, kendileri ile başkaları hep birlikte kurtulmuş olurlar.”
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in alegorik bir anlatımla ifade ettiği bu metin, toplumsal helâkı en veciz şekilde tasvir etmektedir.[1]
Öncelikle bu hadis üzerinde tefekkür edelim; Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın sınırlarını gözeten ile bu sınırları aşan kimsenin durumu,” Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu ifadesiyle az sonra anlatacağı metnin başlığını koymuştur. Sınırlardan Allah’ın helal çerçeveden taşan haram kısmı olarak düşünmemiz mümkündür çünkü Başka bir hadiste ise Allah’ın sınırlarının haramlar olduğu buyrulmuştur.
“Bir gemiye binip kura çeken bir topluluğun durumu gibidir.” Kura çekmek, o toplumda yaygın bir karar verme yöntemiydi. Eşit durumdaki kişiler veya seçenekler arasından, kişisel kayırma ya da taraf tutma olmaksızın birini ya da bir sırayı seçmek demektir.
Bu yönüyle adaletli bir karar verme usulüdür.[2]
“Onlardan bir kısmı geminin üst tarafına, bir kısmı da alt tarafına yerleşmişti.” Birlikte çekilen kuranın sonucuna göre, üsttekilerin alttakilerden herhangi bir üstünlüğü olmaksızın bu yerleşime razı oldukları anlaşılmaktadır.
“Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Bunun üzerine alt kattakiler, ‘Biz kendi payımıza düşen yerden bir delik açsak da üsttekileri rahatsız etmesek’ dediler.” Öncelikle, gemiyi hayal ederken okyanusta giden büyük bir gemi ya da tatlı suda ilerleyen tahta bir tekne tasavvur etmemiz gerekmez.
Aslında geminin türü ve yapısı hakkındaki mantıksal ayrıntıların bir önemi yoktur. Burada Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, geçmişte yaşanmış belirli bir olaydan bahsetmemektedir; bu, küçük büyük her toplum kesiminin kolayca kavrayabileceği sosyolojik bir tasvirdir.
Görüldüğü gibi, toplu yaşamda insanlar kendi sınırlarını aşmadan ve başkalarını rahatsız etmeden yaşamak durumundadır. Ancak sebepler ve niyetler ne kadar güzel olursa olsun, kolektif yaşamda sonuç odaklı kararlar verilmesi gerekir.
“Eğer üsttekiler onları yapmak istedikleri şeyle baş başa bırakırlarsa hepsi birden helak olur; ama ellerinden tutarlar (ve engellerler) ise, kendileri ile başkaları hep birlikte kurtulmuş olurlar.” Burada görüldüğü gibi, topluca kurtuluşa ermek uğruna bazı kişisel konfor alanlarımızdan vazgeçebilmemiz gerekebilir. Yolda gördüğümüz bir çukura bir başkasının da düşebileceği sorumluluğuyla, arabamızdan inip oraya bir uyarı işareti bırakmamız, birçok canın yanmasına engel olacaktır. İnsanlar, çevrelerinde işlenen bir şiddeti veya bir zararı gördüklerinde, duruma göre uyarmaları ya da fiilen müdahale ederek engel olmaları, birçok felaketin önüne geçecektir. Aksi takdirde, çok haklı gerekçelere bağlayarak savunduğumuz konfor alanlarımız bizleri toplu bir helake sürükleyebilir.
Özetle, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak (emri bi’l-ma’rûf ve nehyi ‘ani’l-münker), toplumsal huzurun, yardımlaşmanın ve İslam’ın temel direklerinden biridir. Bireysel duyarlılık ve çevremize karşı hissettiğimiz sorumluluk, yalnızca kişisel bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal kurtuluşa vesile olan imani bir gerekliliktir. Her birey kendi etki alanından sorumludur. Bu bilincin diri tutulması, hep birlikte huzurlu ve adil bir toplum inşa etmenin en yegâne yoludur.
Yazımın bu kısmında, “din nasihattir” hadis-i şerifindeki olgu ve mefhumları deşifre etmeye ihtiyaç duymaktayım. Ancak bunu da bi-iznillah başka bir yazıya bırakıyorum. Son sözlerimi Şeyh Salih ibn Useymin’in değerli nasihatleriyle noktalıyorum:
Allah’tan sakın ve bu görevin hesabı sorulmadan önce cevaplarını hazırla. Allah’tan bizi dosdoğru yoluna iletmesini, dinini ikame etme konusunda muvaffak kılmasını, iyiliği emredip kötülükten sakınanlardan eylemesini dileriz. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ve tüm müminlerin üzerine olsun.
[1] Alegori, soyut bir kavramın, fikrin veya toplumsal olayın, yazınsal ya da görsel eserlerde somut simgeler, karakterler ve nesneler aracılığıyla dolaylı olarak anlatılması sanatıdır. Türk Dil Kurumu’na göre “sıvı, sembollerle anlatım” veya “tasvir” anlamına gelir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Alegori
[2] https://islamansiklopedisi.org.tr/kura




