Ana SayfaAileVahyin Pusulasında Aile: Meşru Çerçeve ve Hududullah (Nikâh)

Vahyin Pusulasında Aile: Meşru Çerçeve ve Hududullah (Nikâh)

İnsandaki eş ihtiyacını fıtrî bir gerçeklik olarak yaratan Rabbimiz, bu ihtiyacın karşılanmasını ve doğru bir istikamet kazanmasını nikâh şartına bağlamıştır.

Modern dünyada hız, bireyselleşme ve sorumluluktan kaçış üzerine kurulan ilişki biçimleri, insanı ruhen yalnızlaştırırken toplumsal dokuyu da aşındırmaktadır. İlâhî kılavuzdan uzaklaşan her tanım, insan fıtratını zorlamakta ve en güvenli liman olan aileyi belirsizliğe sürüklemektedir.

İşte bu belirsizlik karşında İslâm, aileyi nikâh adı verilen bağ ile koruma altına almıştır. Nikâh, sadece sivil bir sözleşme ya da duygusal bir ortaklık değildir; Allah’ın adıyla kurulan ve O’nun şahit tutulduğu bir akittir.

Kur’ân-ı Kerîm, nikâh bağını ifade ederken şöyle buyurur:

وَكَيْفَ تَاْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ مٖيثَاقًا غَلٖيظًا

“Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir söz almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız! “  (Nisâ, 21)

Kur’an’da “misak” kelimesi, insanın Allah’a verdiği kulluk sözü ve Resul ve Nebilerin sorumlulukları için kullanılır. Yanına gelen “ğalîz” kelimesi ise bu sözün pekiştirilmiş olduğunu ifade eder. Yani nikâhın “mîsâkan galîzâ” olarak nitelendirilmesi, onun sıradan bir birliktelik olmadığını; Allah’ın belirlediği sınırlar içerisinde bir sorumluluk taşıdığını gösterir.

Bu noktada Hududullah (Allah’ın sınırları), ayrı bir önem kazanır. Çünkü nikâh yalnızca bir bağı kurmaz; o bağı koruyacak sınırları da beraberinde getirir. Ailenin güvenliğini sağlayan da bu sınırların gözetilmesidir.

Bu sınırları maddeler halinde ele alırsak:

  1. Nikâhın Açtığı Helal Daire

İslâm, insanın sevilme, sığınma ve neslini sürdürme gibi fıtri isteklerini yok saymaz. Ancak fıtrî bir ihtiyacın varlığı, o ihtiyacın her şekilde karşılanabileceği anlamına gelmez. İhtiyaç fıtrîdir; fakat ihtiyacın karşılanma biçimi Allah’ın hükmüne tabidir.

Nikâhın açtığı helal daire, insani ihtiyaçların kulluk bilinciyle karşılanmasıdır.

Bu bağlamda, eşine güler yüz göstermek, ailenin rızkı için çalışmak ve sevgiyi helal sınırlar içinde yaşamak insana hem huzur verir hem de Allah için yapılan bir ibadet eylemine dönüşür.

Nitekim, Ebû Zer radıyallahu anh şöyle rivayet etmiştir: Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

” …Şüphesiz her tesbih bir sadakadır, her tekbir bir sadakadır, her tahmid bir sadakadır, her tehlil bir sadakadır. İyiliği emretmek sadakadır, kötülükten sakındırmak sadakadır. Sizden birinizin eşiyle olan birlikteliğinde de sadaka vardır.”
Sahabeler: “Ey Allah’ın Resulü! Birimiz şehvetini giderdiğinde bunda onun için bir sevap mı vardır?” diye sordular.                   Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Ne dersiniz, onu haramda giderseydi bundan dolayı ona bir günah olmaz mıydı? Aynı şekilde onu helalde gerçekleştirdiğinde de onun için bir sevap vardır.”
(Müslim, Zekât)

  1. Kavramlar Değişse de Sınırlar Değişmez

Günümüzde evlilik dışı ilişkiler için pek çok farklı isim kullanılıyor. Flört, sevgililik ya da yakın arkadaşlık gibi ifadeler, evlilik dışı ilişkileri normal göstermeye çalışabiliyor. Oysa bir ilişkinin adı değişince onun dinî hükmü değişmez. İslâm’ın ölçüleri, insanların verdiği isimlere göre değil, Allah’ın koyduğu kurallara ve sınırlara göre belirlenir.

Bir insandan hoşlanmak (beğenmek)her zaman elimizde olmayabilir; fakat beğendiğimizde, ilgi duyduğumuzda nasıl davranacağımız tamamen bizim sorumluluğumuzdadır.

Nikâh, insanın bu ihtiyacını güvenli, açık ve sorumluluk içeren net bir zemine oturtur. Böylece insan sadece geçici bir hevese değil, hak ve sorumlulukların belli olduğu gerçek bir aile hayatına adım atar.

  1. Sorumluluk Bilinci

Nikâh denince akla ilk olarak “helal olmak” gelir. Ancak nikâh sadece bundan ibaret değildir. Nikâh, helal kılarken aynı zamanda eşlerin birbirine karşı hak ve ödevlerini de başlatır.

Evlenen bir insan artık sadece “Ben ne istiyorum?” diye düşünemez. Zira nikâh, kişisel isteklerin ötesinde karşılıklı sorumluluğu beraberinde getiren bir bağdır.

Bu sebepledir ki, evlilik romantik bir hikâyeden daha fazlasıdır.

Evliliği yalnızca duygular üzerinden anlamak, onun önemli bir yönünü eksik bırakır. Evet, duygular elbette önemlidir hatta Allah’u Teâlâ eşler arasındaki mevedde ve rahmeti kendi ayetlerinden biri olarak zikreder.

Fakat evlilik hayatı her zaman aynı duygusal yoğunlukta sürmez. İnsan değişebilir, yorulabilir, hata yapabilir hatta bazen anlaşmazlıklar yaşayabilir. Böyle zamanlarda evliliği ayakta tutan şey sorumluluk bilinci, sabır ve Allah korkusudur.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي لله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
لَا يَفْرَكْ مُؤْمِنٌ مُؤْمِنَةً، إِنْ كَرِهَ مِنْهَا خُلُقًا رَضِيَ مِنْهَا آخَرَ» أَوْ قَالَ: «غَيْرَهُ.

Ebû Hureyre -radıyallahu anh-‘dan rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“İnanmış hiçbir erkek, inanmış hiçbir kadına (eşine) kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmediyse, başka bir huyundan hoşnut olabilir.” (Müslim, Nikâh)

Bu hadis bize, hatasız insan aramak yerine, eşlerin birbirinde güzel olan yanlarını öne almayı ve hayatı anlayış çerçevesinde yaşamak gerektiğini öğretir.

  1. Nesep ve Sıhriyetle Aileden Ailelere

Nikah yalnızca iki insanın bir akitle birbirine bağlanmasından ibaret değildir. Evlilikle başlayan bu bağ, zamanla nesep ve sıhriyet bağlarıyla genişleyerek iki insanı iki aileye, iki aileyi de daha büyük bir topluluğa bağlar. Böylece insan, yalnızca kendi dünyası içinde yaşayan bir fert olmaktan çıkar; akrabalık bağlarının oluşturduğu geniş bir topluluğun bir ferdi, üyesi olur.

Bu hususta Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

وَهُوَ الَّذٖى خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدٖيرًا

“Suyu yaratan, ondan bir insan meydana getirip onu nesep ve sıhriyet sahibi kılan da O’dur.” (Furkan, 54)

Dolayısıyla aile, insanın kendi duyguları, tercihleri veya görüşleri doğrultusunda rastgele oluşturduğu bir yaşam biçimi değildir. Bu kıymetli müessese; insan fıtratının korunması, neslin salih bir şekilde devam etmesi, nesep ve sıhriyet bağlarının kurulması ve insanlar arasındaki huzur ve emniyetin sağlanması açısından Kevni düzenin bir parçasıdır.

Bu düzeni koruyan sınırlar ise Hududullah, yani Allah’ın belirlediği sınırlardır.

Son olarak: Nikâh, fıtrî ihtiyacın meşru yolla karşılanmasıdır. O, aynı zamanda Resul ve nebilerin sünneti, iffetin muhafızı ve aileleri birbirine bağlayan sıhriyet bağıdır.

İlahi yönlendirmeyle kurulan bu nikâh akdinden sonra evlilik müessesesi nasıl devam edecektir?

Vahyin rehberliğinde eşlerin birbirlerine karşı sorumlulukları nelerdir?

Bir sonraki yazımızda, bu hususları ele alacağız.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

1 Yorum

  1. Kaleminize sağlık hocam. Evlilik kavramının çöküntüye uğradığı şu asırda makalelerinizin evli çiftlerin veya evliliğe aday olacak çiftlere yol göstereceğini umuyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar