Aralık ayı yazımızda İkindi Vakti Bağlamında Zaman Bilincini, Hz. Peygamber’in “İkindi Vakti” Temsili Bağlamında İslâm Düşüncesinde Zaman Bilinci: Kıyamet, Tarih ve Ahlâk Arasında Bir Denge Arayışı başlığı altında ele almıştık. Bu yazımızda ise Kur’an’da Zaman Tasavvuru’nu konu edineceğiz.
- Kur’an’da Zaman Tasavvuru ve “İkindi” Anlam Alanı
1.1. Asr Sûresi: Zaman/Asr, Zarar/Husr ve Kurtuluş (İman-Amel-Hakk-Sabr)
Kur’an’da zamana yemin eden sûrelerin başında Asr sûresi gelmektedir. “Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyandadır” ifadesi, zamanın insan için bir imtihan alanı olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Müfessirlerin önemli bir kısmı, “asr” kelimesini yalnızca mutlak zaman olarak değil; insanlık tarihi ve ömrünün sonuna yaklaşan kritik eşik olarak yorumlamıştır.[1]
Fahreddin er-Râzî’ye göre Asr sûresi, zamanın geçişiyle birlikte insanın telafi imkânlarını kaybettiğine dikkat çekmekte; kurtuluşun ise ancak yoğun ahlâkî şartlarla mümkün olacağını bildirmektedir.[2] Bu yaklaşım, ikindi vakti temsiliyle doğrudan örtüşmektedir.
1.2. Asr Sûresi ile İkindi Hadisi Arasındaki İlişki
Asr sûresinde kurtuluşun dört şartla sınırlandırılması (iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye), zamanın daraldığı bir bağlamda ahlâkî yoğunluğu zorunlu kılmaktadır. İkindi hadisi de benzer biçimde, kısa bir zaman diliminde yoğun bir sorumluluğu ifade etmektedir.
Bu iki metin birlikte okunduğunda, İslâm düşüncesinde zamanın nicel değil; nitel bir değer taşıdığı açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Az zaman, az sorumluluk değil; aksine yüksek bilinç ve yoğun amel gerektiren bir durumdur.
1.3. Duha ve Leyl Sûreleri Bağlamında Zamanın Son Safhası
Duha sûresi, Hz. Peygamber’in risalet sürecinde yaşanan fetret dönemine cevap olarak nazil olmuş; gecikmenin ilâhî terk anlamına gelmediğini vurgulamıştır.[3] Bu bağlamda ümmet-i Muhammed’in geç bir vakitte gelmesi, değersizlik değil; bilinçli bir seçilmişliktir.
Leyl sûresi ise zaman ilerledikçe insanların yollarının kesin biçimde ayrıldığını ortaya koymaktadır. Gece metaforu, ahlâkî tercihlerin netleştiği bir dönemi ifade eder. İkindi vakti, bu ayrışmanın başladığı kritik eşik olarak okunabilir.
- İslâm Düşüncesinde Zaman Metafiziği
2.1. Zamanın Ontolojik Statüsü
İslâm düşüncesinde zaman, bağımsız ve mutlak bir varlık alanı olarak değil; yaratılmış âlemin bir niteliği olarak ele alınmıştır. Kelâm ekollerinin büyük çoğunluğu, zamanın hâdis olduğu konusunda ittifak etmiş; ezeliyet ve ebediyet sıfatlarını yalnızca Allah’a nispet etmiştir.[4] Bu yaklaşım, zamanın mutlaklaştırılmasını engelleyen temel metafizik ilkelerden biridir.
Eş‘arî ve Mâtürîdî gelenekte zaman, fiillerin gerçekleşme zemini olarak değerlendirilmiş; zamanın kendisine ontolojik bir kudret atfedilmesi reddedilmiştir. Bu bağlamda zaman, insan için bir imtihan alanı, Allah için ise kudret ve ilmin kuşattığı bir mahlûk olarak konumlandırılmıştır.[5]
Bu metafizik çerçeve, “ikindi vakti” temsilinin anlamını derinleştirmektedir. Zira hadiste vurgulanan sonluluk, zamanın tükenişi değil; yaratılmış bir sürecin hesapla sonuçlanacak olmasıdır.
2.2. Dehr – Asr – Vakit Ayrımı
İslâm düşüncesinde zaman, tek boyutlu bir kavram olarak ele alınmamış; farklı düzeylerde anlamlandırılmıştır. Bu bağlamda özellikle dehr, asr ve vakit kavramları ayırt edici bir işleve sahiptir.
- Dehr, Allah’ın kuşatıcı fiillerine nispet edilen, insan idrakinin ötesindeki sürekliliği ifade eder.
- Asr, insanlık tarihi ve toplumsal zamanla ilişkilidir.
- Vakit ise kulun sorumluluk yüklendiği somut anı temsil eder.[6]
Hadiste geçen ikindi vakti, bu tasnifte açık biçimde “vakit” kavramına karşılık gelmektedir. Bu, artık ertelenemeyecek olan sorumluluk anıdır. Dolayısıyla ikindi, metafizik olarak zamanın “sonu”nu değil; ahlâkî olarak zamanın en yoğun hâlini ifade etmektedir.
2.3. Lineer Zaman Anlayışına Eleştiri
Modern düşüncede zaman, çoğunlukla lineer, ilerlemeci ve değerden bağımsız bir çizgi olarak tasavvur edilmiştir. Bu anlayışta zaman, yalnızca “geçen” ve “tüketilen” bir nicelik olarak değerlendirilir.
İslâm düşüncesi ise zamanı telos (gaye) merkezli ele alır. Zamanın değeri, sona doğru ilerlemesinden değil; insanın o zaman içinde gerçekleştirdiği ahlâkî fiillerden kaynaklanır. Bu nedenle ikindi vakti, modern anlamda bir “geç kalmışlık” değil; amaçla yüzleşme anıdır.
[1] İbn Atıyye, el-Muharrerü’l-Vecîz, 5/487.
[2] Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, 32/88.
[3] Kuşeyrî, er-Risâle, 214.
[4] Sa‘deddin et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid, 62–63.
[5] Eş‘arî, el-Lüma‘, 118.
[6] İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, 2/325.




