Ana SayfaTefekkürPozitif Ayrımcılık

Pozitif Ayrımcılık

Babasının işyerinde ilk iş günüydü. Her şey onun için hazırlanmış, yoktan bir pozisyon oluşturulmuş, hatta külliyen ona iş ortamı kurulmuş ve külliyen tüm ekip hazır, bir tek onun sabah uyanıp işe iştiraki bekleniyordu.

Saat dokuza yaklaşınca babası biraz tenhaya gidip aradı. Sessiz sessiz nerede kaldığını sordu. Azıcık geç kalsam, dedi küçük prens, bahane söylemeden. Babası sert bir dille gelmesi gerektiğini söyledi. Motivasyonum düşük, ortamın dışında kalırım, tutunma enerjim yok, dedi. Baba, en iyi motivasyonun hareket etmek olduğunu, durursa motivasyonunun hiç olmayacağını söyledi. Saat ilerledi, baba yine aradı. İyi hissetmiyorum, gelemeyeceğim.

Yüreği, ortamda iş üzerine fiil üretecek iradeyi bulamamıştı.

Bir evin bir çocuğu olmak, atadan dededen sevgiye boğulmak, azıcık fazla hoşgörü, abartılı ilgi; sonuç, başa bela bir şımarık.

Saraylarda olurdu önceden, koca ülke, koca saray, koca kral ve koskocaman bir şımarık, elin alemin başına dert.

Ne oldu da bu hale geldik, kim var kim yok prens, prenses şimdi. Kimsenin eli suya değmiyor, kimsenin beli yüke eğilmiyor, kimse zora uzanmıyor, zahmete gelemiyor.

Yerimiz yurdumuz, sağımız solumuz hep bunlarla dolu.

Yirmi yıl sonra temizlik için devletten maaş alanlar yaşlandığında sokakları temizleyecek eleman bulamayacak insanlık. Tarlalar kurak, işletmeler virane kalacak. Sabah uyanan olmadığı için külliyen mezarlıklara dönecek tüm yaşam alanlarımız.

Önce herkes kendini kayırdı. Açılımı, hakkını yüksek tutup azıcık nefsinin isteklerini kolladı. Caiz dedi içten içe, içine. Bir de etrafındakilerin. “Kılıfı tamamsa minareyi sökmekte sıkıntı yok.” söylemlerini de özümseyerek, açtı yelkenini hayat okyanusunda, habire süzüldü arzular şelalesine.

Netice; sürekli kurulup bozulan sistemler, sürekli bozulup dağılan insanlık. Tüm erdemlerin bir bir eridiği bir vurdumduymazlık ve yok saymacılıkla, sonu gelmez bir dejenerasyon toplumda.

Hak, sana düşen payındır. Haksızlık, payının dışından istemendir. Hukuk, bu ölçünün koruyanıdır. (Kelimelerin lügat manalarını irdelemiyoruz.) Hırs, sınırları yok sayma isteği, güç ise istediğini istediğince alabilmektir.

Bunu diye bağırır bebek beş yaşından önce; anne veya hizmet veren kimse verir istediğini. Büyüdükçe yüreği, idraki, intibakı da büyür. O şımarık çocuk tavırları ölçülü ve yetişkin hali alır. İşte tam burada olgunlaşmaya, evrilmeye, kıymet bulmaya başlar. Kandırılması, yönetilmesi, güdülmesi zorlaşır, kişi dolgun birey olmaya başladıkça. Onun iç hazinelerini, yüksek değerlerini, ilahi ve kutsal yönelişlerini bloke edip tek tip duyarsız canavarlara doğru yöneltirler. Zira bir iki subliminal komutla olmuş armut gibi avuçlarına düşer. Sonrası çocuk oyunu. Sen alemin kralısın, dünya sana hizmet etsin diye yaratıldı. Her şey sana amade. Kılını kıpırdatma, sadece iste. Derin derin söyle, en güzeli benim, en iyisi benim, en sağlamı benim. Kıymetli ne varsa sadece benim. Kim tutar seni, kimin gücü yetebilir. Yetmiyor mu yasaların verdiği yol, sıkıntı mı, al eline dozeri, yık ne kadar engel varsa, alem ayaklarına serilsin. Ahmet mi, o da kim. Hepsi, hepsi, hepsi benim.

“Asıl iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanan; malını sevdiği halde akrabasına, yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, dilenenlere… verenlerin yaptığıdır.” Bakara Suresi, 177. Ayet:

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça, iyiliğe asla erişemezsiniz.”

Âl-i İmrân Suresi, 92. Ayet:

“Mallarınızı Allah yolunda harcayın ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. Bir de iyilik edin ve yaptığınızı güzel yapın.” Bakara Suresi, 195. Ayet:

Kadın olduğu için esnet, zengin olduğu için onun için bunun için, o öyle, bu böyle diye başlar ayrımcılık ve sonu gelmeyen bir delik açılır sallanan teknede. Hadi gel de bir çare bul bu tükenişe.

“Kıyamet gününde hakları mutlaka sahiplerine vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas (hakkı) alınacaktır.” (Buhari)

Akıl matematiğe yatkındır, hayatın matematiği için yeterli değildir. Bir insan bir hata yapar, hatalı bir sistem ise sürekli devam eden birçok hatayı devamlı kılar.

Pozitif, olumlu; ayrımcılık, olumsuz ifadelerdir. Pozitif ayrımcılık diye bir doğruluk söz konusu olamaz. Akıl oyunları ile doğru ve huzur bulunamaz. Hile yapan zahmetli ölür, hileye kapı açan kaos üretir. Ömür kısa, kul aciz. Zavallı ruhun içinde karanlık dehlizler oluşturmak, sığ sulara itip ışıksız bırakmak zamansız kıyamet getirir.

Ölçülerin kaldırıldığı yerde, anneyi öldüren çocuk haberleri alt yazılı yemek tarifleri kadar ilgi çekemez olur. Savrulup giden bu değerler selinde kavrulup yanan yine insanın aziz varlığı olur. Ne ahı olur, ne eyvahı duyulur.

Gün ola, harman dönenin unu elenmiş, eleği toprakta toz olmuş bile.

Kimin elinde bir tutam sevgisi kalmışsa gün ışığında sulayıp çiçek açtırsın. Kimin ruhunda azıcık inancı varsa Yaradan’a sığınıp kulluğunu ihya eylesin. Şeytanların korkup saklandığı, bayrağı insanın alıp havalandığı, ahir zamanın ahirindeyiz.

Bundan sonra güneş, bugün yarın batıdan doğar. Alametleri bitirdik neredeyse. Mahşerin karmaşasında, kabrin karanlığında, Rabbinden ayrıcalık isteyenlerin gayretlerinin derdine düş. Ola ki bir işaret, bir davet bulursun.

Yol çetrefilli, yol uzun. Sınav zorlayıcı ve nefs azgın. Ömür sınırlı ve beden bezgin. Rabbim rahmetiyle muamele eylesin hepimize.

Hasbiyallah ve nimel vekil.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Vakit…Dir

İzin Alma Sanatı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz