Arkadaşının evine ziyarete gittiğinde çok dikkat ediyordu, hakkını üzmemeye. İlk defasında elinde bardak mutfağa girmiş ve sıkıla sıkıla, “Dolabını açabilir miyim?” diye bilmişti. Arkadaşı, bu kadar hassas olmasının kendini yoracağını, azıcık rahatlaması gerektiğini söylemişti.
Dolabında aradığı kitabı bulamayınca kafası karışıp bir yerde unuttuğuna kanaat getirmişti. Aynı kitaptan tekrar aldı ancak okurken hissettiğini not aldığı yerler kaybettiği kitabındaydı.
Bir ay sonra işyerinde arkadaşında kitabını gördü. Çok garip bir hisle, tereddüt bile etmeden kitabına uzandı. Çocuğunu görmüş anne gibi sarıldı. Masanın üzerinde yeni kitabı duruyordu. Arkadaşı okumak için aldığını söyledi. Kalmaya geldiği gece uyku tutmamış, masanın üzerinde bulmuş ve okumaya başlamıştı. Sabah da bitiririm diye çantasına koyup götürmüştü. Öyle masum ve normal bir hâl içinde anlatıyordu ki hak verecekti neredeyse.
Ona endişesini, unuttuğu için kendisini suçlayışını, kitabı tekrar alıp yeniden okumaya başladığını acı çekerek anlattı. Sakin bir şekilde dinledikten sonra, “Abartmışsın sen de.” dedi.
Sınırları vardı insanın ve öylece geçip girilmezdi. Özeli, kişiyi özgür ve farklı kılıyordu. Bu esas ölçü ne kadar da ucuza satılmıştı.
Varlığının devamı, huzurun, sağlığın, neşen, keyfin, inancın, doğruların; hasılı, seni sen yapan ve seni özgür bırakacak olan sınırların vardır. Bunları zaman içinde yavaş yavaş eritiriz. Kimini biz görünmez kılarız, kimini çevremiz zamanla görünmez yapar.
Kıymetinde etkiler bizi. Yorar, bezdirir, sonunda fiziki veya psişik hasta ederler.
En belirgin sınırlarımızın başında dinî sınırlarımız gelir. Günahlar… Zihnimizde yüksek yüksek duvarlar örer ve bizim en güçlü oto kontrol sistemimizi oluştururlar. Yanlıştan beri kılan, doğruya sadık kalmamızı sağlayan bu ölçüler, bizi aynı zamanda Allah’ın rızasına da kavuşturur.
Bireysel olarak yapılan ibadetin faydası kendine olsa da toplumda sağladığı nizam sebebiyle geneldir de. Allah korkusu, kulun insani değerlerinin gün yüzüne çıkma sebebidir. Onu olgun bir meyve gibi tatlandırır. Kul hakkının Allah’ın rızası önünde ne derece bir kıymet arz ettiğini bilmeyen yoktur.
Yaptığı haksızlıktan arınmadan ölenin, mahşerde razı edene kadar hayır ve hasenatından vereceği bir ince hesaplaşma beklemektedir. Hadi taşıyorsa yüreğin, yap bakalım ne yapabileceksin.
Dünya sınırları içinde en sert sınırları çizen bir başka sistem de hukuktur. Hakların belirlenip sabitlendiği, insan olarak can bulduğun andan itibaren elde ettiğin en kutsal hakların tescilidir hukuk. Seni olman gereken yerde mutlu ve huzurlu kılabilmek için belirlenmiş ihtiyaçlar listesidir, diğer açıdan.
Alanın, verenin, yapanın, edenin ölçüye tabi tutulduğu ince ayarlar sistemidir hukuk. Bireysel olarak elindeki hakları, başına bir sıkıntı gelmeden öğrenemediğin; öğrendiğinde de yeniden kazanmak için savaş verdiğin bir sistemdir hukuk.
Bir de psikolojik sınırlar var. İçinin özünde seni saklayan ince desenler… Seni birey yapan kişisel dünyanda, kendi kurallarının olduğu sükûnet tapınağı yüreğinin habitatıdır o. Duygu geçişlerin, korkuların, beklentilerin, hayallerin, kemale giden yolun patikalarıdır aynı zamanda.
Seni kabul edip içinden yokmuş gibi bahsedenlere görünür kılınacak şeffaf sınırlardır esasında. Korkularının mimarları sende saklıyken, onu koruyabilen sınırlar da yine sende belirgin olmalıdır.
Kendinden başka herkesi kusurlu ve yetersiz gören narsist kişilikler üretti zaman. İçlerindeki canavarları görmekten aciz bir kalabalık giderek büyüyor.
Anlattığın konunun içine öylece dalıp ahkâm kesene hicap duyarak bakıp susuyorsan, bu senin nezaketin ve sabrındır. Eşyanı izin bile almadan alıp kullanan ve bunu çok çirkin bir tavırla hakkıymış gibi ifade eden canlılarla aynı dünyadayız.
Hayatının merkezine koşarak girip, geleceğe dair tüm listenin tozunu silkeleyip yeniden yazan ve sonra da o hızla çekip gidenler de bu kalabalıktadır aslında.
Sınırlar hudut, had olarak da ifade edilir. Haddi aşmak buradan gelir. Bunu çok yapana da hadsiz denir.
İyiliği bile rızayı gözeterek yapmaya bağlamış bir dinimiz var. Sevmeden izin istemenin edep olduğu, dualarda anılmak için istek ve talebin ile zorlayıcı bulunduğu bir incelik dinimiz var. Ne konuda olduğunun çok önemi yok. İyiliği yapmak istediğin kişinin rızasını almadan yapamazsın. Sınırlar, onu senin kafana göre muamele etmenden korumak içindir. Aynı kalkan seni de diğerlerinden muhafaza eder.
Olağanüstü, muhteşem ve kusursuz olduğuna inanan insanlar giderek çoğalıyorlar. Âlemin onların hürmetine yaratıldığına olan tam inançları, herkesin hayatına öylece bakıp, hiç ölçüsüz dilediğince yorum ve eleştiri yapıp sert müdahalelerde bulunma hakları olduğuna inanmalarını sağlıyor.
Aklı muhafaza edebilmek için haddi aşırmamak gerekir. Ayarlar devre dışı kalıp sistem çökmeden, sınırların hepsinin pırıl pırıl ve güçlü olduğu bir durumu oluşturup muhafaza edebilmelidir, sağlıklı kalabilmek için birey.
Doğruların karmaşık bilgi sarmalında hızla öğütüldüğü günümüzde, seni inşa etmen, sınırlarını çizmen, karşındakinin varlığını görüp sınırlarına sahip çıkmanı sağlayacaktır.
İzin almak, karşındakinin insan olma nimetini kabul etmektir. Onu bir birey olarak kendi tasarrufundaki dünyada daha sakin ve sağlıklı olarak görebilmektir. Sınırların varlığını kabul eden gerekeni yapabilir. Görmeyenlere anlatmak için çırpınmak yeterli gelmez. İnsan olmanın en tatlı yanını keşfedenlerin ileri sanatıdır izin alabilmek.
Menfaatin sığ dünyasında boğulmadan, nezaket ve hakkaniyetle ömrümüzü tamamlamayı nasip eyle Allah’ım hepimize…
