Site icon İslam & İslamiyet – Kevser.Org

Kişileri Değerlendirirken Müspet ve Menfi Yönleri Arasındaki Dengeyi Nasıl Sağlayabiliriz?

Osman Ali HASAN

Çev. Mustafa DÖNMEZ

Giriş

Makam ve derecesi ne olursa olsun, her insan hata ve günah işlemekle karşı karşıyadır. Bu nedenle biz insanların her söz ve davranışını olduğu gibi kabul etmek yerine, doğru ve sağlam olanlarına değer verir, yanlış olanlarını ise bir kenara bırakırız.  Ancak insanları değerlendirirken, kötülükleri ve iyilikleri arasındaki dengeyi adil ve insaflı bir şekilde nasıl sağlayabiliriz? Bu sorunun cevabını delilleriyle birlikte göreceğiz:

  1. Delil: Allah Teala şöyle buyurur

 (من أهل الكتاب من إن تأمنه بقنطار يؤده إليك ومنهم من إن تأمنه بدينار لا يؤده إليك إلا ما دمت عليه قائما، ذلك بأنهم قالوا ليس علينا في الأميين سبيل، ويقولون على الله الكذب وهم يعلمون).

Ehl-i Kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana eksiksiz iade eder. Ancak onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bırakırsan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez.  Bu da onların -Ümmilere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur-demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar”. [1]

Yukarıdaki ayeti kerime’de Allah-u Teâlâ genel anlamda Kitap ehlini eleştirirken, içlerinden bazılarının kendilerine emanet edilen malları eksiksiz sahiplerine iade ettiklerini bildirmektedir. Dolayısıyla bu bağlamda Rabbimiz şöyle buyurur:

لا يجرمنكم شنأن قوم على ألا تعدلوا، اعدلوا هو أقرب للتقوى).)

“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun; bu, takvaya daha yakındır. Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.[2]

İmam İbn Teymiye bu hususta şöyle der:

“Ehl-i sünnet alimleri, kelamcıların görüşlerinin şer’i delillere ve akla, filozoflarınkinden daha yakın olduğunu bilir. Ancak filozoflar da zaman zaman doğruyu bulabilirler. Aynı şekilde Müslümanlar, Yahudi ve Hristiyanlardan daha hayırlıdır. Buna rağmen Ehli Kitap içerisinde de bazı Müslümanlarda bulunmayan akıl, doğruluk ve güvenilirlik gibi güzel vasıflar bulunabilir”.

Kur’an Kerim’de belirtildiği gibi:                                

 (ومن أهل الكتاب من إن تأمنه بقنطار يؤده إليك)                                                 

Ehli-i Kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana eksiksiz iade eder”.[3]

  1. Delil: Başka bir ayeti Kerime’de şöyle buyrulur:

و(يسألونك عن الخمر والميسر، قل فيهما إثم كبير ومنافع للناس واثمهما أكبر من نفعهما).)

“Sana, şarap ve kumar hakkında soru soruyorlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür”. [4]

Allah Teâlâ içkiyi haram kılmasına rağmen, onda bazı faydalar bulunduğunu da zikretmiştir. Ancak zararının faydasından fazla olması sebebiyle haram kılınmıştır. Bu da bir şeyin değerlendirilmesinde sadece tek yönlü değil, bütün yönleriyle bakılması gerektiğini gösterir.

  1. Delil: Hüzeyfe b. Yeman (r.a) şöyle demektedir:

Görüldüğü gibi bu hadis, bir topluluğun tamamen kötü ya da tamamen iyi olarak değerlendirilemeyeceğini; iyilik ve kötülüğün birlikte bulunabileceğini açıkça ortaya koyar.

  1. Delil: Ömer b. Hattab’ın (r.a) rivayet ettiğine göre:

“Resûlullah (s.a.v) döneminde Abdullah adında, içki içtiği için cezalandırılan bir kişi vardı. Bir gün yine aynı sebeple getirildiğinde, oradakilerden biri:

Bu olay bize, bir kimsenin bazı hatalar işlemesinden dolayı onun tamamen kötü olduğu anlamına gelmediğini gösterir. Bilakis onda sevmemizi ve dost edinmemizi gerektiren birçok güzel sıfatlar bulunabilir. Adalet ve insafın yerini bulması için, iyilerin iyilikleri, kötülüklerin de kötülükleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu nedenle insanların kötülükleri de iyilikleri de adalet ve insaf terazisinde eşit bir şekilde ölçülmeli ve karara varılmalıdır.

  1. Delil: Ebu Hüreyre’nin rivayetine göre:

Resulüllah (s.a.v) kendisine şeytandan korunması için ayetü’l-Kürsiyi öğreten şeytan hakkında şöyle demiştir:

(صدقك وهو كذوب).

“O (Şeytan), çok yalancı olduğu hâlde bu sefer doğru söylemiştir.” [7]

Resûlullah (s.a.v), şeytan gibi yalancılığıyla bilinen bir varlığın bile doğru söylediği bir durumda bunu kabul etmiş ve doğrunun neticesinde gelecek hayra engel olmamıştır.

Hafız İbn Hacer bu hadisin faydalarını zikrederken şöyle demiştir:

“Günahkâr bir kimse, hikmeti (doğruyu) bulsa da olur ki, ondan yararlanamaz olsa bile ondan bu doğru alınır ve başkaları yararlanabilir. Yalancılar da bazen doğruyu söyleyebilirler”.

Doğru ve yanlış, olumlu ve olumsuz olanı ifade eden ve durumu değerlendirmedeki dengenin ne derece önemli olduğunu iyi bilen Selef âlimleri bizlere bu konuda sayfalarca en güzel örnekleri sunmuşlardır. Konuyla ilgili onların bazı sözlerini aktarmamız yararlı olacaktır. Şöyle ki;

İmam Said b. Müseyyib, şöyle der:

“Kusuru ve hatası olmayan ne bir soylu ne bir alim ne de şerefli bir kimse yoktur. Ancak öyle insanlar vardır ki, hatalarının zikredilmesi hiç de uygun değildir. Bunlar, iyilikleri ve sevapları hatalarından daha fazla olan kimselerdir”.

İmam Muhammed b. Sirin de şöyle demiştir:

“Kardeşinde gördüğün hatalarını bildirip de iyiliklerini gizlemen zulümdür”.

İmam İbn Teymiye de bu konuda şunları söyler:

” … Bu konuyla ilgili olarak bilinmelidir ki, ister ehl-i Beyt’en, ister sahabilerden, isterse tabiin döneminden ve daha sonra gelen alimlerden olsun, bir kimse din ve ilimde ne kadar yükselirse yükselsin, hataya maruz kalarak yaptığı içtihadında yanılgıya düşebilir ve takip edilmesi uygun olmayan bir vaziyet alabilir. Böyle bir durum ortaya çıktığı zaman iki grup arasında fitneye neden olabilir.  Bir grup yapılan hatayı doğruymuş gibi gösterip onu takip etme yolunu tutarken diğer grup ta, yapılan bu içtihadı kötüleyerek içtihat sahibinin dostluğunu ve takvasını zedeleyici hareketler içerisine girerler. Bundan daha da ileri giderek hata yapan içtihat sahibinin imandan çıktığını ve cehennemlik olduğunu savunurlar. Her iki grup temsilcilerinin görüşleri de fasittir, bozuktur. Hâricî ve Râfizîler (fanatik Şi’a) de bu sebepten dolayı yanılgıya düşmüşlerdir”. Halbuki yukarıdaki konuda orta yolu seçip dengeli davrananlar, bir müçtehit isabet ettiği zaman onu yüceltip severler ve dost edinirler.  Çünkü onlar bilirler ki, bir kişinin hem iyilikleri hem de bazı hataları bulunabilir. Bu kimseler hem övülürler hem de kötülenebilirler. Hem sevap kazanırlar hem cezalandırırlar. Bu konuda sevilirken bir başka konuda buğz edilirler. Evet, bu yol Ehli- sünnetin yolu ve mezhebidir”.

İbn Kayyım Cevziyye ise önemli bir hususa dikkat çekmiştir:

“Eğer insanların hataları yüzünden bütün iyilikleri yok sayılsaydı, ilimler, sanatlar ve hayatın düzeni bozulurdu.”

Sonuç

Buraya kadar yazdıklarımızı ve âlimlerin sözlerini aktardıktan sonra, insanların güzel yönlerini ve iyiliklerini göz ardı edip sadece hatalarını avlamak, zayıf noktalarını, boş anlarını araştırıp bulmak ve gözler önüne sermek, o insanın dinî yönden zayıflığına ve kötü niyetli olduğuna işarettir.

Allah, İmam Eş-Şâbi’ye rahmet eylesin, ne güzel de söylemiş: “Doksan dokuz kez doğru, bir defa hata yapsam, doksan dokuz doğru unutulur, bir tek olan hatam söylenir”.

Rabbimiz bizleri, hakkı hak bilip ona uymayı, batılı da batıl bilip, ondan sakınmayı nasibi müyesser kılsın, bizleri adalet ve insaftan ayırmasın (Amin).


[1] Al-i İmran, 75.
[2] Maide, 8.
[3] Al-i İmran, 75.
[4] Bakara, 219.
[5] Buharî, el-Câmiu’s- Sahîh, no: 7084; Müslim, el-Câmiu’s- Sahîh, no: 1847.
[6] Buharî, el-Câmiu’s- Sahîh, no: 6780.
[7] İmam Ahmed, el-Müsned, no: 23592, Tirmizî, es-Sünen, no: 2880.

Exit mobile version