بسم الله الرحمن الرحيم
Ailenin toplumun geleceğindeki belirleyici rolünün yeniden gündeme gelmesi ve 2026-2035 döneminin Aile Yılı olarak ilan edilmesi, aile müessesesini yeniden ele almak ve hayatımızdaki yerini düşünmek için önemli bir fırsat sunmaktadır.
Çünkü insanın hayatında aile kadar yakın, aile kadar etkili ve aile kadar uzun süreli başka bir çevre bulmak zordur.
Fakat bir müslüman için aile, yalnızca toplumun devamını sağlayan bir müessese değildir. Aile; Allah’ın insana verdiği nimetlerin, yüklediği sorumlulukların ve kulluk imtihanının yaşandığı en yakın alandır.
Bu sebeple aileyi konuşurken yalnızca toplumun geleceğini değil, kendi kulluğumuzu da konuşuyoruz.
Ancak aileyi doğru anlayabilmek için işe biraz daha temelden başlamamız gerekiyor.
İnsan neden aileye ihtiyaç duyar? Neden bir eş ister?
Neden yalnız kalmak yerine kendisine yakın olacak, onunla hayatını paylaşacak birine ihtiyaç hisseder?
Bu ihtiyaç sadece toplumların zaman içerisinde oluşturduğu bir alışkanlık mıdır?
Yoksa bunun insanın yaratılışıyla, yani fıtratıyla bir ilgisi var mıdır?
İlk olarak buradan başlamamız gerekiyor.
İnsan İhtiyaç Sahibi Olarak Yaratılmıştır
İnsan kendi kendine yeterli bir varlık değildir. Dünyaya geldiği andan itibaren acıkır, susar, uykuya, dinlenmeye, korunmaya ve barınmaya ihtiyaç duyar. Üstelik insanın ihtiyaçları yalnızca maddî değildir. İnsan; sevilmeye, yakınlığa, ünsiyete, güvene ve huzura da ihtiyaç duyar. Bütün bunlar insanın sonradan keşfettiği veya kendi oluşturduğu ihtiyaçlar değildir. Allah’u Teâlâ insanı yaratmış ve onun neye ihtiyaç duyacağını da bilmiştir. Bu sebeple insanın ihtiyaçlarıyla onları karşılayacak nimetler arasında bir uyum yaratmıştır.İnsan acıkacak; Allah onun için rızık yaratmıştır. Susayacak; Allah suyu yaratmıştır. Barınmaya ihtiyaç duyacak; Allah yeryüzünü onun hayatını sürdürebileceği bir yer olarak hazırlamıştır.
İlk insan olan Âdem aleyhisselam henüz yeryüzüne gönderilmeden önce, onun ve neslinin yaşayacağı dünya hayatlarını sürdürebilmelerine uygun şekilde tanzim edilmiştir. Allah’u Teâlâ yeryüzünü insan için bir müstakar, yani belli bir süre kalacağı ve hayatını sürdüreceği bir yer kılmıştır.
Rabbimiz şöyle buyurur:
﴿وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَىٰ حِينٍ﴾
“Yeryüzünde sizin için bir süreye kadar yerleşme ve yararlanma vardır.” (A‘râf, 24)
İnsan daha suya ihtiyaç duyacağını bilmiyorken su vardı. Daha rızka ihtiyaç duyacağını bilmiyorken rızık vardı. Çünkü insanın ihtiyaçlarını bilen ve bu ihtiyaçları karşılayacak nimetleri yaratan Allah’tır.
İşte bütün bunlar bize, Allah’ın Rab oluşunun göstergelerindendir.
Rab; yaratan, rızık veren, sahip olan, yöneten, tedbir eden ve kullarının ihtiyaçlarını karşılayandır. Kul ise muhtaçtır.
Dolayısıyla insanın ihtiyaç sahibi olması bir eksiklik değil, onun yaratılmış ve Allah’a muhtaç bir kul olduğunun göstergesidir. Allah ise hiçbir şeye muhtaç olmayan, kullarını ihtiyaçlarıyla baş başa bırakmayan ve onları sayısız nimetlerle rızıklandıran Rezzaktır.
İnsanın çoğu zaman farkına bile varmadığı bedenî ihtiyaçlarının karşılanması dahi Allah’ın bir nimetidir. İnsan, sahip olduğu nimeti çoğu zaman sıradanlaştırır; fakat bir ihtiyacını gidermeye güç yetiremediğinde, daha önce fark etmeden içerisinde bulunduğu nimetin değerini anlar.
Bu sebeple Allah Teâlâ nimetlerini düşünmeye, üzerimizdeki nimetlerini hatırlamaya ve şükretmeye çağırır:
“Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız, onu sayamazsınız.” (Nahl, 18)
Öyleyse insanın ihtiyaçlarını küçümsememek gerekir.
Zira ihtiyaç, kulun Rabbine olan muhtaçlığını; nimet ise Rabbinin kuluna olan lütfunu gösterir.
İşte insanın eşe duyduğu ihtiyaç da bu çerçevede değerlendirilmelidir. İnsan nasıl ki yaşayabilmesi için yemeğe, suya, uykuya ve barınmaya ihtiyaç duyacak şekilde yaratılmışsa; aynı şekilde hayatında ünsiyete, yakınlığa, huzura ve kendisiyle hayatını paylaşacağı bir eşe ihtiyaç duyacak şekilde yaratılmıştır.
Öyleyse şimdi şu soruyu sormamız gerekir:
Allah insanın maddî ihtiyaçlarını daha insan onları hissetmeden bilmiş ve bunlara karşılık gelecek nimetleri yaratmışsa, insanın eşe ve ünsiyete olan ihtiyacını da onun fıtratına yerleştirmiş midir?
İşte aileyi anlamaya buradan başlamamız gerekiyor.
Âdem Aleyhisselam Yalnız Değildi
İnsanlığın başlangıcına baktığımızda bunun çok açık bir örneğini görürüz.
Allah Teâlâ Âdem aleyhisselamı yarattığında onu yalnız bırakmamış, onun için kendi cinsinden bir eş yaratmıştır.
Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinizden sakının.”(Nisâ, 1)
Bir başka ayette ise şöyle buyurur:
“Sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisiyle huzur bulması için ondan da eşini yaratan O’dur.”
(A‘râf, 189)
Burada üzerinde durmamız gereken önemli bir nokta var:
Allah’u Teâlâ insanın eşe olan ihtiyacından söz ederken yalnızca neslin devamından bahsetmemektedir.
“Kendisiyle huzur bulması için…”buyurmaktadır.
Demek ki insanın eşe duyduğu ihtiyaç, sadece biyolojik bir ihtiyaç değildir. İnsanın yaratılışında ünsiyete, yakınlığa, sükûna ve eşe meyletmeye dair bir ihtiyaç vardır.
Bu nedenle “insan neden evlenmek ister?” sorusunun cevabını yalnızca toplumun oluşturduğu alışkanlıklarda aramak doğru değildir. İnsan evlenme arzusunu kendisi icat etmemiştir, bu onun yaratılışında vardır.
Kur’an’ın ortaya koyduğu bu hakikat, âlimlerin tefsirlerinde de açıkça görülmektedir.
İbn Kesîr, A‘râf sûresi 189. ayetini açıklarken Allah’ın insan için kendi cinsinden bir eş yaratmasını, onunla ülfet etmesi ve sükûn bulması şeklinde açıklar:
«أي: ليألفها ويسكن بها»
“Onunla ülfet etmesi ve onunla sükûn bulması için.”
Yine Rûm sûresi 21. ayetin tefsirinde, eşlerin aynı cinsten yaratılmış olmasının aralarındaki yakınlık ve ülfetin oluşmasındaki hikmetine dikkat çekerek:
Eğer insanlardan biri erkek, diğeri ise tamamen başka bir türden yaratılmış olsaydı, aralarında bu ülfet ve yakınlığın meydana gelmeyeceğini belirtir.
Ardından Allah’ın eşler arasında:
«مودة وهي المحبة، ورحمة وهي الرأفة» muhabbet ve merhamet yarattığını ifade eder.
“Kendileriyle huzur bulmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”
Dikkat edelim: “O’nun ayetlerindendir.”
Yani bir erkeğin bir kadına meyli, kadının erkeğe ihtiyaç duyması, iki insanın birbirinde huzur bulması ve aralarında sevgi ve merhametin meydana gelmesi sıradan bir hadise değildir. Bunlar üzerinde düşünülmesi gereken kevni ayetlerdir.
Eşe Duyulan Sevgi Sadece Şehevi Değildir
Burada önemli bir yanlış anlamanın da önüne geçmek gerekir.
Eşe duyulan meyli yalnızca şehvet olarak değerlendirmek doğru değildir.
Elbette insanın yaratılışında karşı cinse yönelik bir ilgi vardır. Allah Teâlâ Âl-i İmrân sûresi 14. ayette şöyle buyurur:
“Kadınlara, oğullara, yığın yığın altın ve gümüşe, salma atlara, davarlara ve ekinlere duyulan sevgi insanlara süslü gösterildi…”
Dolayısıyla eş istemek, evlenmeyi arzulamak ve eşine sevgi duymak tek başına kınanacak bir durum değildir. Problem, fıtrî olan bu ihtiyacın Allah’ın koyduğu sınırların dışına taşınmasıdır. İhtiyacın kendisi değil, nasıl karşılandığı önemlidir.
Allah insanın açlık ihtiyacını yaratmış, fakat haramı helal kılmamıştır. İnsana mal sevgisi vermiş, fakat hırsızlığı meşru kılmamıştır. Karşı cinse yönelik meyil vermiş, fakat bunun karşılanması için zinayı değil, nikâhı meşru kılmıştır.
Burada çok önemli bir ilke ortaya çıkmaktadır:
Allah insanın fıtratına bir ihtiyaç yerleştirmiş ve o ihtiyacın meşru şekilde karşılanacağı yolu da göstermiştir.
İşte aile meselesi burada doğrudan kullukla bağlantılı hâle gelir. Çünkü müslüman, sahip olduğu hiçbir ihtiyacı Allah’tan bağımsız düşünmez. Acıkır ve rızkı Allah’tan bilir. Hastalanır ve şifayı Allah’tan bilir. Eşe ihtiyaç duyar ve bu ihtiyacı da Allah’ın yaratılışında var ettiği bir ihtiyaç olarak görür. Bu nedenle evlilik, müslüman bir erkek ve kadın açısından yalnızca “İhtiyacımı nasıl gideririm?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl soru şudur:
Allah bana bu ihtiyacı vermiş. Peki ben bu ihtiyacı O’nun razı olacağı şekilde nasıl karşılayacağım?
İşte imani kulluk burada başlar.
İnsan yalnızca camide namaz kılarken Allah’ın kulu değildir.
Eş ararken de Allah’ın kuludur.
Eşini seçerken de Allah’ın kuludur.
Evlendiğinde de Allah’ın kuludur.
Eşine karşı sevgisinde de Allah’ın kuludur.
Aralarındaki anlaşmazlıkta da Allah’ın kuludur.
Öfkelendiğinde de Allah’ın kuludur.
Affettiğinde de Allah’ın kuludur.
Dolayısıyla aile hayatı, müslümanın kulluğundan ayrı bir alan değildir. Bu bağlamda ele alındığında fıtrî ihtiyaçlarımızın tamamı bizi Allah’a yakınlaştıran birer vesile hâline gelebilir. Yeter ki insan ihtiyacını tanısın, nimetini bilsin ve onu Allah’ın çizdiği sınırlar içerisinde karşılasın.
Sonuç
Aileyi anlamanın ilk adımı, insanın fıtratını ve eşe duyduğu ihtiyacın Allah tarafından yaratılmış bir ihtiyaç olduğunu anlamaktır.
Eşler arasındaki sükûn, mevedde ve rahmet ise Allah’ın kevni ayetlerindendir.
Buradan sonra cevaplanması gereken soru şudur:
Allah insanın fıtrî eş ihtiyacını nasıl bir yol ile karşılamıştır? İslâm bu ihtiyaca nasıl bir istikamet vermiştir?
Bir sonraki yazımızda bu sorunun cevabını ele alacağız.

Allah’ım razi olsun
Amiin ecmain
Esselamu aleyküm ve rahmetullah Merve hocam
Kaleme alınması son derece kıymetli ve ihtiyaç duyulan bir konuya değinmişsiniz.
Ailenin insan hayatındaki yerini yalnızca toplumsal bir kurum olarak değil, insanın yaratılışına yerleştirilmiş fıtrî bir ihtiyaç olarak ele almanız yazıyı ayrıca değerli kılmış. İnsanın bir eşe duyduğu ihtiyaç, onunla kurduğu ünsiyet, huzur ve tamamlanma duygusu; aslında insanın yaratılışındaki hikmeti anlamamız açısından üzerinde yeniden düşünmemiz gereken hakikatlerden olduğunu hatırlamış olduk.
Aile kavramının giderek farklı şekillerde yorumlandığı ve fıtratın tam olarak fark edilemediği bir dönemde, bu hakikatleri sade, anlaşılır bir dilde ele almanız gerçekten önemli bir ihtiyaç. Özellikle evliliğin yalnızca bir “hayat ortaklığı” değil, insanın fıtrî ihtiyaçlarına cevap veren, huzur ve ünsiyetin kaynağı olan bir nimet olduğunun hatırlatılması çok kıymetli.
Bu güzel ve ihtiyaç duyulan konuyu gündeme taşıdığınız için tebrik ediyor, emeğinize bereket diliyorum. Rabbim aile kavramının hakikatini doğru anlamayı ve ailelerimizi O’nun razı olacağı şekilde kurup muhafaza etmeyi hepimize nasip etsin. Amiin
Aleykum selam ve rahmetullah
Allah razı olsun değerli kardesim. Rabbim bütün okurlar için temenni ettiğiniz faydaya ulaştırsın
Kıymetli Merve Hocam, aileyi sadece toplumsal bir kurum olarak değil, kulluğumuzun da bir parçası olarak ele almanız çok güzel olmuş. Özellikle eşe duyulan ihtiyacın fıtrî oluşu ve sevgi, huzur ve merhametin Allah’ın ayetlerinden olduğuna dikkat çekmeniz çok kıymetli. Devamını merakla bekliyorum, Allah ilmininizi artırsın emeğinize sağlık. ❣️
Teşekkür ederim değerli kardeşim.
Amiin ecmain
Esselamu aleykum Merve hocam. Yaratılıştan sahip olarak dünyaya geldiğimiz değerlerimizin farkına bile varmadan harcandığı şu zamanda ideal ailenin nasıl tesis edileceğini anlatan yazınızı çok faydalı buldum. Devamını merakla bekleyeceğim.
Aleykum selam
Değerli kardeşim, teşekkür ederim. Rabbim ümmetin ve toplumumuzun ihtiyaç duydudu Salih aile müesseselerinin oluşumunda bizi de payidar kılsın
İçinde bulunduğumuz toplumun, evlilik müessesesinin ifsada uğradığı Aile kavramını yitirdiğimiz bu zamanlarda makalenizin pusulasını kaybetmişlere yön vereceğini umuyorum. Makalenizin devamını heyecanla bekliyorum. Kıymetli hocam
Rabbim ümit ettiğiniz hususta bizi muvaffak kılsın değerli kardeşim
Subhanallah !
Aileyi , eşlerin birbiri için ne ifade ettiğini, kim neye neden ihtiyaç duyar ve bunu en iyi kim bilir, bu ihtiyaç nasıl giderilir ? Tüm soruların cevaplarını fıtrata dönük gündeme getirmek ve kulluğun mevzudaki önemine değinmek ufuk açıcı olmuş. Allah razı olsun. Rabbim ilmimizi artırsın.
Amiin ecmain değerli kardeşim
Allah razı olsun kaleminize sağlık yazınlarınızın devamını bekliyoruz
Amiin ecmain kardeşim
Fıtratlar bozulduğu için ailelerin bozulduğunu, kulluğun her an her alanda olduğunu unutup anlık duygulara kapıldığımızı bu yazıyla tekrar hatırlamış oldum. Halbuki fıtrata uygun bir aile hayati ve kulluk bilinci ile yerine getirilen sorumluluklar olsa hayat cok daha güzel olur.
Allah sizden ebeden razı olsun hocam. Rabbim istifade edeceğimiz nice makaleler yazmanızı nasip etsin. Amin
Amiin ecmain kardeşim
Merve hocam bu konuyu bu kadar açıklamalı anlattigin için Allah razı olsun Allah’ın bize verdiği nimetlere göre ihtiyaclarimizi belirlemesi özellikle aile hakkındaki anlayışımızı bu yazinizla dahada iyi anlıyoruz ♥️
Teşekkür ederim değerli kardeşim
Ne yazık ki bugünkü insanlar ve bir çok müslümanlar bile dahi evlenmeyi farklı bir bakış açısından görüyor. Boşanmalar arttı. Artık evlenmeyi yuva kurmayı bile gerek görünmemeye başlanmak üzereyiz. Batının hastalıkları bize de bulaştı. Islami kavramların içi boşandı
Rabbim müslümanların basiretini artırsın
Maşaallah barekallah Merve hocam çok güzel bir makale olmuş ağzına yüreğine sağlık Rabbim ilmini arttırsın bizleride bundan hakkıyla yararlanıp hayatımıza geçirmeyi,anlayıp amel etmeyi nasip etsin.Rabbim razı olsun.
Amiin ecmain değerli kardeşim
Cok güzel bir yazı olmuş..
Toplumun ihtiyacını karşılayacaktır insaallah.. Böyle nasihatlere öncelik olarak gençler düşünülsede uzun yıllardır evli fakat evliliğin amacını bilmeyen erkek ve kadınların daha çok ihtiyacı olduğu aşikar.. Topluma faydalı olmasın duası ile Allah razı olsun
Amiin ecmain değerli kardeşim
Toplumun en önemli birimi aile kavramına çok başka bir pencereden bakmamı sağladığı için yazara teşekkür ederim … gelecek yazıları bekliyorum inşallah .
Allah bizleri birbirimiz için hayırlı ve faydalı kılsın kardeşim
Selamün aleyküm rahmetullahi ve berakatuhu Merve hocam. Yıllardır derslerinizi takip ediyorum Rabbim sizden razı olsun bizlere faydalı oluyorsunuz. Gündeme dair konuları bizlerin göremediği yerlerden bakıp o açıdan aydınlatıyorsuz.
Genç nesillerin içinde olduğu büyük bir kafa karışıklığını ortadan kaldıracak rehber niteliğinde bir yazı olmuş Elhamdülillah. Devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.
Allah razı olsun Merve hocam. Çok önemli bir konuya değinmişsiniz. Rabbimizin verdiği bizim fark ettiğimiz, etmediğimiz (sizin de yazıda dile getirdiğiniz gibi) her nimete şükürler olsun. Bu konunun devamını merakla ve heyecanla bekliyoruz:)
Kaleminize sağlık Merve Hocam.Sıcacık bir yazı olmuş.İnsan yazıyı okurken,rabbin razı olacağı şekilde yaşayabildiği takdirde bu dünyada da tadabileceği nimetlerin güzelliğini hissedebiliyor.Bu hatırlatmanız, okuyucunun bu bilinçle seçimler yapabilmesine vesile olsun.
Selamun Aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh Merve hocam Allahım razı olsun..Rabbim bizlere okuyup anlamayı ve anlatmayı nasip etsin..Allahumme Amin