9.8 C
Bursa
27 Ocak 2026 Salı
spot_img
Ana SayfaİmanAlem-i Berzah

Alem-i Berzah

“Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında..” [1]

Evet, ölüm ne kadar gerçek ve yakın. Şâirin dediği gibi, bir gün uyudun, uyanmadın olacak. Bir başka şair de;

“Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta..
Bu bir lisan-ı hâfidir ki ruha dolmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…” [2]

dese de, kaç kez akşamların gelişini seyretmiş olsak da, bize uğramayacakmış gibidir.

Bir zamanlar mezar taşlarının üzerine yazılan; Âh min el mevt (ölüm yüzündendir), Hüvel Bâki (ölümsüz ve ebedî olan sadece Allah’tır), Hüvel Hayyü’l-Bâki – Hüvel Hallâgu’l-Bâki (O yaratıcı olan ve bâki olandır), Yâ Hû (Allah’a sesleniş) gibi giriş kelimeleri artık günümüzde bulunmasa ve tarzlar değişmiş olsa da, ölüm asla değişmedi. “Her canlı ölümü tadacaktır” (Enbiyâ 35). Bir gün dünyaya konan, elbet bir gün göçecektir. Artık berzah âleminde yaşayacaktır ve sonsuz hayata başlangıç yapmıştır. Allah rahmet eylesin. Âmin..

Hadis-i şeriflerde buyurulur ki;

“Bir kimse din kardeşinin kabrini ziyarete gider ve mezarı başında oturursa onu tanır ve selamına cevap verir.” (İbni Ebiddünya),

“Bir kimse tanıdığı kabir yanına gelip selam verirse, meyyit de onu tanır ve selam verir. Tanımadığı kabrin başına gelip selam verirse, selamına cevap verir.” (Beyhekî)

Yani meyyit görüyor ve tanıyor. Tanıdığının selamını bilerek, tanıyarak alıyor; tanımadığının da selamını yine alıyor. Çünkü ruh yaşıyor. Yarın yaşayacaklarımızı bugünden bilip, berzahtaki evimize şimdiden yatırım yapmalıyız.

İnsan ölünce, ceset yani beden çürüyünce, kalp ve ruh yok olmaz. Ölmek, kalbin ve ruhun bedenden ayrılması demektir. Ruh bedenden ayrılınca maddî olmayan âleme karışır, yok olmaz. Bu da demek oluyor ki, vefat etmiş yakınlarımızı sevindirebilir ya da üzebiliriz. Günahlardan kaçıp dine uygun yaşamak, onu sevindirmenin yollarından biridir. Bizim yaptıklarımızdan haberleri olur. “Ölüler, yaptığınız iyi işlerinize sevinir, kötü işlerinize üzülür.” (İbni Ebiddünya)

İnsana diri iken sıkıntı, eziyet veren şeyler, öldüğünde ve kabre konduğunda da kendisine sıkıntı ve eziyet verir. Bunun için çok sıcak veya soğuk suyla yıkanmaz.

Her Müslümanın ruhu ile kabri arasında devamlı bir bağlılık vardır. Şeyhülislâm Ahmet Efendi, “Ruhun bedene bağlanması kuvvetli bir aşk ile olmuştur. İnsanın ölmesi, ruhun bedenden ayrılması demektir. Fakat ruh ayrıldıktan sonra bu aşkı bitmez. Ruhun bedene olan sevgisi, kuvvetli çekmesi, öldükten sonra uzun zaman bitmez. Bunun içindir ki, ölülerin kemiğini kırmak, mezarı üzerine basmak yasaktır. Bir insan, kuvvetli, olgun ve tesiri çok olan bir zatın mezarı yanında durup, o toprağı ve o zatın bedenini düşünse, o zatın ruhunun bedenine ve dolayısıyla o toprağa bağlılığı olduğundan, bu iki ruh karşılaşır. Gelen insanın ruhu, o zatın ruhundan çok şeyler edinir ve güzelleşir, olgunlaşır.” der.

İmam-ı Fahreddin-i Râzî hazretleri de Metâlib-i Âliyye ve Zâd-ı Me’âd kitaplarında der ki; “Gelen insanın ruhu ile kabirdeki zâtın ruhu birer ayna gibidir. Birbirinin karşısına gelince, her birinin ışığı ötekinde akseder, yansır. Gelen kimse, o toprağa bakıp Hak Teâlâ’nın büyüklüğünü, öldürmesini, diriltmesini düşünüp kaza ve kaderine razı olup nefsi kırılırsa, ruhunda marifet, feyiz hâsıl olur. Bunlar o zatın ruhuna sirayet eder. Bunun gibi, o zât öldükten sonra ruh âleminden ve rahmet-i ilâhîden ona gelmiş olan ilimler, kuvvetli eserler onun ruhundan gelen insanın ruhuna sirâyet eder, geçer.” der. Demek ki, kabir ve türbe ziyaretlerinin tesiri bu ola..

İnsan bedeni, ruhuna bir kılıf mahiyetindedir. Bu bedenin keyfiyeti de dünyada iken ruhun kazandığı manevi seviyeye göre tezahür edecektir. Kabirde azap yapılması da ruhun ölmediğini gösterir. Allahü Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de Firavun’un adamları için “Onlara sabah akşam ateş gösterilir.” (Mü’min 46) buyurmuştur.

Resulullah Efendimiz (s.a.v.), Bedir’de öldürülen kâfirlerin gömüldüğü çukurun başına gelip, ölülerin ve babalarının isimlerini birer birer söyleyerek, “Rabbinizin size söz verdiğine kavuştunuz mu? Ben Rabbimin söz verdiği zafere kavuştum.” buyurdu. Hz. Ömer, “Yâ Resulullah, cansız ölülere neden söylüyorsun?” dedi. Resulullah, “Rabbimin hakkı için söylüyorum ki, siz beni onlardan daha iyi işitmezsiniz. Fakat cevap veremezler.” buyurdu. (Buhârî, Müslim)

“Ölü kabre konurken ayak seslerini işitir.” (Buhârî) Yine bir hadis-i şerifte, “Bir kimse öldükten sonra çoluk çocuğunu, başına gelenleri bilir. Kendisini yıkayanlara ve kefenleyenlere bakar.” buyurulmuştur.

Bugün nasıl yaşarsak, yarın o şekilde öleceğiz; sonra da aynı şekilde sonsuz hayatımız devam edecektir.

Belki de birçoğumuzun bildiği bu konuları tekrar ele alma sebebim; geçenlerde annesi yeni vefat etmiş bir hanımın, ilahiyatçı bir şahıstan tamamen yukarıdakilerin terslerini söyleyerek, ruhların hiçbir şey duymayacaklarını ve görmeyeceklerini belirtip, Şamanizm’den gelen kalıntılar olduğunu dile getirmiş olmasıdır.

Açıkça görüldüğü gibi, her şeyin yenisi makbul iken; âlimin ve kitapların eskisinin makbul olduğunu bu vesileyle hatırlatırım. Proje ve oyunlara yem olmayacak Müslümanların çoğalması ümit, arzu ve dileklerimle… Allah’a emanet olunuz.


[1] Cahit Sıtkı Tarancı
[2] Ahmet Haşim

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar