***
ŞEYHİNDE KUSUR GÖRME,
MECLİSİNDE ÇOK DURMA,
NAFİLE YERE YORMA,
DERVİŞ OLAYIM DERSEN.
***
Bu bayram, ilk kez Azîz İstanbul’da Ebu’l Vefa Hz.lerini ziyâret etmek nasip oldu. Türbe girişinde şöyle bir dörtlük yazıyordu. Dörtlük, kısa ve netti. Lakin bu kelimelerle zihnime etkili bir tefekkür ile beraber bir feraset hissi nîmet oldu.
İnsanlar birbiri ile niye anlaşamazlar!? dedi iç sesim… neden?.. Bu konuda düşünürken, zaman!.. evet zaman dedim! Aynı zaman diliminde olmadıkları için. Ne demek aynı zamanda!? Yani aynı evrede olmayan insanlar. Kimisi çocukluğunu geride bırakmış, kimisi daha gençliğinin baharında. Bir başkası yeni evli, diğeri ise artık torun sevme devrinde.
Birisi söze başlıyor:
“Heyyy gidi biz çocukken büyüklerin yanında ağzımızı açamazdık.”
Bir diğeri söze giriyor sonra:
“Diyalog olmadan sorunlar asla çözülmez…” diyor.
Ve her biri kendi dünyasını, diğerinin dünyası ile haksız ve adaletsiz bir hükümle adeta çarpıştırıyor. Halbuki aynı olmadan olmaz! Aynı düzlemde olmadan anlaşılmaz! Aynı seviyeye çıkmadan, eşit olunmaz! Aynı olmadan, aynı olan farklı kalan ile ayırt edilmez! Aynı doğruya erişmek isteyen bunu talep etmeli önce. Sonra da bunun gereği olan bir yola girmeli. Ruhun beslenmesi ve bu beslenmenin cisme de sirâyet etmesi, doğrulara ulaşması için manevî bir rehbere ihtiyaç vardır.
Manevi rehber bulduysan ki, bunu da ruhuna daha önce yaptığın yatırımlar ile Allah Sana nasip etmiştir, Sen artık tâlipsin. Bilmeyen, bilmek isteyen, öğrenmeye istekli olana talip derler. Talip olmaya tâlip olana ise sâlik derler. Sâlik girilen manevi yolda yol almayı talep eder ve bu yolda ne istenirse onu kabul eder. Talip; talebe, salik; ameledir artık. İkisi de birden bu yolun cahili ve acemisidir. Bu nedenle hataları, eksik ve fazlalıkları çoktur. Belki kusurlarının farkında bile değildir. O nedenle mürşidinde kendi amatör terazisiyle ölçer, tartar değerlendirir ve kusur görür bazen. Belki bunu içinde hisseder, lâkin kendine dahi itiraf edemez. Bunlar, aslında kendi kusur ve yanlışlarıdır. Mürşid bir aynadır. Talip ve salik olan mürid ise ıslah edilmeyen duygu ve davranışları ile bugüne dek düzeltemediği kendi yanlışlarını, mürşidinin aynasında görür.
(Şeyhinde kusur görme)
***
Artık sâlik öğrenmeye başlamıştır. Tek tek farklı imtihanlardan geçirilir. Cahilliğiyle yüzleşmesi, nefsini al aşağı etmesi, dayanıklılığını artırması bu yolları tek tek aşması ile olur. Bu imtihanlar kolay değildir. Her mürid bunları başaramaz. Mürşidinin onda keşfettiği eksikliğe ya da fazlalığa göre, ona özgü, onun bu yönünü tamir etmesi, ıslah olması için ona vazifeler verilir. İlk imtihan konusunu alan mürid vazifesine uymaya, uygulamaya başlar. Bu vazifeyi başarmadan bir diğerine geçemez, geçirmezler!
Bu yüzden, aldığı vazifeyi hemen icra etmeye başlaması gerekir. Başka meclisler belki malayani ile doludur. O meclisin mensupları bu boş lakırdılardan memnundurlar. Onların ihtiyacı oyun ve oyalanmadır zaten. Uzun saatler otururlar, zevk ederler. Heva ve hevesin içi boş olduğu için, ruh gıdasız proteinsiz kalır, ruhun tatmin vakti belirsizdir; çünkü bu meclis onun, ruhun koordinatları ile örtüşmez! Ruhun asıl gıdası ilimdir, kalbin gıdası şeyhin kısa ama özlü iki üç sözüdür. Bu kısacık sohbet dahi kalbi mutmain etmeye kâfidir. O nedenle gıdasını alan mürid mecliste oturup kalmaz.
(Meclisinde çok durma)
***
İnsanın kalıbı bedenidir. O kalıba kıyafetler giyer, takar takıştırır karıştırır. Bazen giydiğinden hoşnut olur, iyi hisseder. Bazen boğazını tutamaz çok yer, mide fesadı geçirir. Ruh ise tüm bu olanların çoğundan haz etmez. Bedenin yaptıklarından takdıklarından bıkar, usanır. Hoşa gitmeyi de o hisseder, ikrah etmeyi de. Ruh sıkılır, bunalır. Ara vermek ister. Duygular yıpranır, dil yorulur, nefes daralır. Misafir olan kişi, oturacağı ve kalkacağı vakti kısa tutması gerekir. Çeşitli sebepler ile ilişki içinde olunan insanların sabrını zorlamamak gerek. Kendinizce iyi niyetli olduğunuzu düşünseniz bile, karşınızdaki Size yorulduğunu itiraf edemese de, Siz ayarınızı kaçırmayın. Kimseyi yormayın, tadını kaçırmayın, onu sömürmeyin. Bir süre uzaklaşın. Yenilenmesine müsaade edin. İlişkinize ara verin.
(Nafile yere yorma)
***
Süt önce pişirilir bir kaç taşım kaynatılır. Sonra altı kapatılır ve soğumaya bırakılır. Sütün başka bir hale dönüşmesi için, bileşenlerinden ayrılması gerekir. Mesela yoğurt! Parmağı yakmayacak ısıya düştüğünde, bu sıcaklık yoğurt yapmaya elverişlidir.
Yeni bir yoğurt yapmak üzere, sütün içine yine bir kaç kaşık yoğurt karıştırılır.
Sonra bir süre mayalanan süt kapları bu sıcaklığı koruyup, yoğurt kıvamına ulaşması için iyice kalın bir bez ile örtülür ya da sarılır ve yaklaşık 4-5 saat beklemeye bırakılır. Bir sütün yoğurt olması işin belli işlemlere, ara ara bekletilmeye, kıvama ulaşması için de ulaşılan aşamada mayalanması ve sonrasında da katılaşmaya bırakılması elzemdir.
***
Bazen bırakmak iyidir. Ara vermek elzemdir. Uzaklaşmak dinlenmektir.
Çileğin, yenecek kıvama gelmesi için, çapalanmalı, kenarında köşesindeki ayrık otları temizleyip, öylece köklerini özgür bırakmak gerekir. Önce çiçek açması, ardından meyveye durması ve yavaş yavaş pembeleşip kızarmaya başlaması için belli bir zaman, belli bir sıcaklık gerekir.
Ya insanlar!
İnsan, âlem ona adeta musahhardır, tüm varlıklar varlığı ile, ona hizmet etmektedir. Alemi suğra olan insanın, insanla olan muâşeretinde de belli aralıklarla ilişkiye ara verilmesi, duyguların yenilenmesine, yeniden yepyeni başlangıçlar yapılması için şarttır. Ara ara tecritte kalmak, yeniden yeşermek için iyidir, güzeldir.
Bir mürşidin önüne diz çöküp, derviş olayım diye niyet etmişsen de, eskiye ara verip, az ile yetinmeyi bileceksin. Az ile yetinenlerin, çok zamanları olur. Az isteyenler, hep tok gezerler. Aza kanaat edenler en mutlu insanlardır. Aza talip olanlara, Allah çok fazla verir. Azı tercih edenler, kazananların en çoğudur.
(Derviş olayım dersen)




