Ana Sayfaİslam GündemiOrtak Hafıza, Kitlesel Gençlik Duruşu

Ortak Hafıza, Kitlesel Gençlik Duruşu

Tarihin akışı gösteriyor ki bir toplumun varlığını, hafızasını ve inancını yok etmek isteyen küresel odaklar, işe doğrudan o toplumun zihnini, mukaddesatını ve sembollerini hedef alarak başlar. Türk ve İslam coğrafyasının son yüz yıllık geçmişine baktığımızda bu kirli planın farklı zamanlarda, farklı kisveler ve süslü kavramlar altında ama hep aynı yozlaştırıcı gayeyle sahneye konduğunu açıkça görüyoruz.

​1980’li yıllarda Bulgaristan’da komünist rejim tarafından Türklerin isimleri zorla değiştirilmiş, Türkçe konuşulması yasaklanmış, ibadetler ve dini sünnetler suç sayılarak soydaşlarımızın tarihsel ve manevi kökleriyle olan bağı koparılmak istenmiştir. Bugün Doğu Türkistan’da Çin yönetimi, Uygur Türklerinin camilerini yıkarak, ibadet etmeyi radikalizm sayarak ve toplama kampları vasıtasıyla bir milleti hem dininden hem de soyundan koparma gayretindedir. Yakın geçmişte Azerbaycan dâhil birçok Müslüman ülkede veya Batı merkezli yapıların nüfuz ettiği alanlarda başörtüsünün engellenmesi, Müslüman kadının İslami kimliğiyle kamusal alanda var olmasının önüne geçme çabasıydı. Tüm bunlar, Müslüman Türk kimliğini silikleştirmek, bizi kendi değerlerimize yabancılaştırmak ve özgüvensiz yığınlar haline getirmek için yürütülen çok boyutlu bir kültürel savaştır.

​Bugün bu savaş, sadece askeri ya da idari baskılarla değil; Batı merkezli seküler dayatmalar, siyonist kültür emperyalizmi, küresel dijital medya ve popüler kültür vasıtasıyla çok daha sinsice yürütülmektedir. İslami simgeler kasıtlı olarak alaya alınmakta, başörtüsü, mahremiyet ve hayâ duygusu birer “çağ dışılık” gibi sunulmakta, aile yapımız ve ahlaki direklerimiz çökertilmeye çalışılmaktadır. İşte bu kuşatma karşısında en kritik ve tarihi görev, bu coğrafyanın istikbalini taşıyan gençliğe düşmektedir. Münferit çıkışlar, cılız itirazlar veya anlık tepkiler bu devasa küresel dalgayı durdurmaya yetmemektedir. Asıl ihtiyacımız olan şey, gençlerin İslami simge ve değerleri koruma noktasında ortak bir paydada buluşması, toplu, planlı ve yüksek bir şuurla hareket etmesidir.

– ​Değerlerimizi Korumak Bireysel Değil, Kitlesel Bir Sorumluluktur.

​Gençliğin İslami değerleri ve milli simgeleri muhafaza etme mücadelesi, sadece şahsi ibadetlerini yerine getirmekle sınırlandırılamaz. Bir gencin başörtüsüne, ezana, camiye, aile mahremiyetine ya da herhangi bir İslami sembole yönelik bir saldırı gerçekleştiğinde, bunu sadece olayı yaşayan kişinin meselesi olarak görmemesi gerekir. İstanbul’daki ya da Sakarya’daki bir gencin, Doğu Türkistan’da ibadeti yasaklanan soydaşının derdiyle dertlenmesi; Bakü’deki bir gencin, başörtüsü engeline takılan kardeşinin hakkını kendi hakikati sayması toplu şuurun ilk adımıdır.

​Küresel kültür dayatmaları gençliği kasıtlı olarak yalnızlaştırmaya, bireyselleştirmeye, bencil bir tüketim nesnesine dönüştürmeye ve “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışına hapsetmeye çalışır. Oysa İslami simgeler ve medeniyet değerlerimiz bizim ortak sığınağımızdır. Bu sığınaktan tek bir tuğlanın sökülmesine göz yummak, zamanla bütün çatının çökmesine razı olmak demektir. Bu yüzden gençler; lise sıralarından üniversite amfilerine, sivil toplum çalışmalarından dijital mecralara kadar her alanda yan yana gelmeli, İslami değerlerin savunulmasında sarsılmaz bir barikat kurmalıdır.

-​ İnandığı Değerleri Birlikte Yaşayan ve Savunan Bir Gençlik.

​Toplu hareket etmek, sadece bir haksızlık yaşandığında tepki göstermekten ibaret değildir; asıl mesele, İslami değerleri ve simgeleri günlük hayatın merkezine topluca yerleştirmek ve onları hayatın her alanında temsil etmektir. Gençler, inançlarını münzevi bir şekilde tek başlarına yaşamak yerine, sosyal hayatın her kulvarında bu değerleri omuz omuza taşımak zorundadır.

​Fikri ve Manevi Kenetlenme: Gençler kendi aralarında kuracakları okuma grupları, sohbet halkaları, fikir ve sanat kulüpleriyle zihinsel savunma hatları oluşturmalıdır. Batı’nın yozlaşmış değer yargıları ve siyonist medyanın algı operasyonları karşısında, kendi medeniyet birikimini iyi bilen, derinlikli gençler yetişmelidir. Bir arada okuyan, bir arada düşünen ve hakikati birlikte arayan gençler, dışarıdan gelecek hiçbir fikri sömürgeciliğe geçit vermez.

​Meydanlarda ve Dijitalde Ortak Ses Olabilmek: Bugün dünyanın neresinde olursa olsun, İslami bir simgeye ya da bir Müslümanın hakkına tecavüz edildiğinde milyonlarca gencin aynı anda, tek bir dille ve kararlılıkla tepki vermesi gerekir. Sosyal medyayı ve dijital araçları yüzeysel bir eğlence mecrası olmaktan çıkarıp, adalet ve hakikat namına organize bir kamuoyu oluşturma gücüne dönüştürmeliyiz. Doğu Türkistan’daki zulmü de, Filistin’deki işgali de, başörtüsü ve simge dayatmalarını da dünya gündemine oturtacak olan bu toplu dijital ve sosyal kararlılıktır.

​Gündelik Hayatta İslami Kimliği Gururla Taşımak: Gençlerin topluca hareket etmesinin en etkili yolu, İslami simgeleri bir çekince vesilesi değil, bir şeref nişanesi olarak hayatın her alanında görünür kılmasıdır. Başörtülü genç kızların, inancından ve kimliğinden taviz vermeden akademide, ilimde, sanatta ve sosyal hayatta önemli saflarda yer alması; genç erkeklerin edebi, dürüstlüğü ve adaleti kitlesel bir duruş olarak sergilemesi, dayatılan seküler kültüre verilecek en güçlü ve kalıcı cevaptır.

​Sivil Ağlar ve Ortak Platformlar Kurmak:

Türk ve İslam dünyasındaki gençlik teşkilatları, öğrenci kulüpleri ve sivil toplum kuruluşları doğrudan birbiriyle entegre olmalıdır. Bir coğrafyadaki gencin bilgi, tecrübe ve imkânı, diğer coğrafyadaki kardeşinin imkânıyla birleştiğinde ortaya çıkacak sinerji, küresel kültür emperyalizminin karşısındaki en büyük güç olacaktır.

-​ Sınırları Aşan Kardeşlik Hukuku ve Gelecek Vizyonu.

​Bakü’den Taşkent’e, İstanbul’dan Urumçi’ye, Balkanlar’dan Doğu Türkistan’a ve Gazze’ye kadar gençliğin kalbi aynı değerler için çarpmalıdır. Coğrafi sınırlar, idari engeller veya ufak tefek üslup farklılıkları, ortak inanç ve medeniyet değerlerimizin önüne asla geçmemelidir. Doğu Türkistan’daki bir Uygur gencinin duası ile Türkiye’deki bir gencin gayreti birleştiğinde, Bulgaristan’daki asimilasyona direnen tarihi hafıza ile Azerbaycan’daki ve Kafkasya’daki gencin şuuru tek bir vücut olduğunda, hiçbir küresel dayatma dikiş tutturamaz.

​Sonuç olarak; Türk ve İslam dünyasının geleceği, Batılı odakların veya siyonist merkezlerin dizayn ettiği sığ bir dünyada pasif birer seyirci olmak değildir. Gelecek; geçmişte yaşanan asimilasyonlardan, yasaklardan ve baskılardan ders çıkaran, İslami simgelere ve değerlere yapılan en ufak bir müdahalede tek bir yürek gibi çarpan, toplu ve şuurlu hareket etmeyi bir hayat düsturu haline getiren gençliğin omuzlarında yükselecektir. Bu gençlik kenetlendiğinde, hakikatin gür sesi karşısında hiçbir batıl dayatma ve hiçbir baskıcı rejim varlığını sürdüremeyecektir.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar