14 C
Bursa
21 Nisan 2024 Pazar
spot_img
Ana Sayfaİslamİslam Hukukunda Niyetin Önemi

İslam Hukukunda Niyetin Önemi

Değerli Okuyucularım,

Bu aydaki yazımızda, İslam hukukunun en önemli konularından niyet konusu üzerinde durmak istiyoruz. Amellerde ihlas ne kadar önemli ise, niyetin sağlam olması da o kadar önemlidir. Aslında niyet ile ihlas birbirine bağlı konulardır. Nitekim kalpteki niyetimizin tashihi (düzeltilmesi) neticesinde amellerde ihlası elde ederiz. Niyet ibadette bir rükûndur. Hatta ve hatta İslam’ın üçte biri veya dörtte biri olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla niyetin kadri kıymeti büyüktür. Çünkü amellerimiz onunla ölçülür ve onunla değerlendirilir. Dolayısıyla Muhaddis Yahya b. Ebî Kesir şöyle demiştir:

” تعلموا النية فإنها أبلغ من العمل”

“Niyet etmeyi öğreniniz, çünkü niyet amelden daha anlamlıdır”.[1]

1. Niyet Kavramı:

  1. Sözlük anlamı: ” نوى    (Nawa) kökünden olup Arapça bir kelimedir. Bir şeyi kastetmek onu yapmaya azmetmek, talep etmek, iradeli ve ciddî olmak gibi anlamlara gelir. [2]
  2. Şer’i anlamı ise:هي عزم القلب على فعل العبادة تقربا إلى الله تعالى وهي الإرادة الجازمة”
    “Allah’a yaklaşma amacıyla kalbin ibadet eylemini gerçekleştirmeye azmetmesidir. Aslında niyet kesin iradedir”.[3]

Kuran-ı Kerim’de niyet ile ilgili zikredilen bazı ayeti kerimeler şöyledir:

.لن ينال الله لحومها ولا دماؤها، ولكن يناله التقوى منكم ” سورة الحج، 37.

“O kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Sizden Allah’a ulaşacak olan tek şey takvânızdır (niyetlerinizdir) ”.[4]

.قل إن تخفوا ما في صدوركم أو تبدوه يعلمه الله” سورة أل عمران، 29.

De ki: “İçinizdeki (niyetini)zi gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir .[5]

Zikrettiğimiz ayetin nüzûl sebebi şu hadis şerifte anlatılmaktadır. Şöyle ki;

عن أبي هريرة قال : لما نزلت على رسول الله صلى الله عليه وسلم هذه الآية، فاشتـد ذلك على أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم، فأتوا رسول الله صلى الله عليه وسلم ثم بركوا على الركب، فقالوا أي رسول الله، كلفنا من الأعمال ما نطيـق، الصلاة والصيام والجهاد والصدقة، وقد أنزلت عليك هذه الآية ولا نطيقها، قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: أتريدون أن تقولوا كما قال أهل الكتابيين من قبلكم سمعـنا وعصينا، بل قولوا : سمعنا وأطعنا غفرانك ربنا وإليك المصير، قالوا : سمعنا وأطعنا غفرانك ربنا وإليك المصير، فلما فعلوا ذلك نسخها الله تعالى، فانزل الله عز وجل : ” لا يكلف الله نفسا إلا وسعها، لها ما كسبت وعليها ما اكتسبت الخ.. أخرجه مسلم.

Ebu Hüreyre’den (r.a) rivayetle şöyle demiştir: “Bu ayet Allah Resul’üne (s.a.v) inince, Ashabına ağır geldi. Yola koyularak ona geldiler ve “Ey Allah’ın Resulü, gücümüzün yeteceği namaz, oruç, cihat ve sadaka gibi amellerle mükellef kılındık. Ancak sana inen bu ayete (uygulamaya) güç getiremiyoruz”, dediler. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v): “Sizden önce gelen kitap ehl-i gibi, işittik ve isyan ettik demek mi istiyorsunuz? Hayır öyle diyeceğinize; “İşittik ve itaat ettik, Rabbimiz bizi bağışla, dönüş Sanadır”, deyiniz. Onlar da “işittik ve itaat ettik, Rabbimiz bizi bağışla, dönüş Sanadır”, dediler. Bunun üzerine Allah Teala o ayetin yerine; “Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmaz. Herkesin yaptığı iyilik kendi yararına, işlediği günahlar da kendi zararınadır…” ayetini indirmiştir”. [6]

ليس عليكم جناح فيما أخطأتم، ولكن ما تعمدت قلوبكم ” سورة الأحزاب، 5.

Yanılarak yaptığınızdan dolayı size bir günah yoktur. Ancak kalplerinizin bile bile yaptığından dolayı (günah) vardır. [7] 

2. Amellerde Niyetin Esas Olmasıyla İlgili Hadisler

Bir birey olarak işlediğimiz amellerimizin her birinde niyetin esas olduğu bir gerçektir. Bunu vurgulayan birçok hadis varit olmuştur. Sözgelimi,

عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ” إن الله لا ينظر إلى أجسامكم ولا إلى صوركم، ولكن ينظر إلى قلوبكم وأعمالكم” أخرجه مسلم.

Ebu Hüreyre’den (r.a) rivayetle Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurur:” Allah sizin bedenlerinize ve suretlerinize bakmaz, ancak kalp ve amellerinize bakar”.[8]

Hz. Ömer’den (r.a) gelen diğer bir hadisi şerifte Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyururlar:

عن عمر بن الخطاب رضي الله عنه قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول:  “إنما الأعمال بالنيات وإنما لكل امرئ ما نوى، فمن كانت هجرته إلى الله ورسوله، فهجرته إلى الله ورسوله، ومن كانت هجرته لدنيا يصيبها أو امرأة ينكحها فهجرته إلى ما هاجر إليه”، رواه البخاري ومسلم.

“Ameller ancak niyetledir. Her kişiye niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti (niyet açısından) Allah ve Resulüne ise, onun hicreti (sevap yönüyle) Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti dünyadan bir şey elde etmek veya bir kadınla evlenmek için ise, onun hicreti hicret ettiği şey içindir”.[9]

İmam Şafii hadisle ilgili şunları söylemektedir: “Bu hadis ilmin üçte birisidir. Fıkıh ilminin yetmiş babına girmektedir”.[10]

Selef ve Halef alimleri eserlerini kaleme alırken bu hadisle başlatmayı müstehap görmüşlerdir. Bundan maksatları, ilim talep eden kişiyi işin başında niyetini düzeltmesi ve buna önem vermesi içindir. Söz konusu hadislerden alacağımız bazı hükümler şunlardır:

  1. Sıhhat, vebal, noksanlık ve sevap yönünden amellerin dayanağı niyettir.
  2. Amelde niyet en temel şarttır yani niyetsiz bir amel olmaz.
  3. Niyetin mahalli kalptir yani kalple ilgili amellerdendir, lisan ve azaların amelleri ne olursa itibar edilen kalbdeki niyettir.
    Dolayısıyla, telaffuzu bidat sayılmıştır. Yalnız, Hac veya umre gibi ibadetlerde telaffuz edilir.
  4. Hadis aynı zamanda ibadeti ifsat eden, riya, sum’a veya dünyalık bir amel yapma gibi niyetlerden kaçınmanın vücûbiyyeti gibi hükümleri içermektedir.

Şer’i ilimlerde niyet bahsi veya konusuyla ilgilenen iki bilim dalı bulunmaktadır:

  1. Birisi, tek olan Allah için amelde ihlası elde etmektir ki, en kıymetli ve değerli amaç budur, Bununla Tevhit, Siyer ve Ahlak bilginleri ilgilenir.
  2. Diğeri, ibadetleri niyet yönüyle birbirinden ayırmak yani ibadeti adetlerden temyiz etmektir ki, bu konu fıkıh alimlerin alanıdır. Her iki bilim dalının meseleye bakış açıları farklıdır.

3. Niyetin Faziletiyle İlgili Bazı Hadisler:

Niyetin faziletiyle ilgili çok sayıda hadis rivayet edilmiştir. Birkaçını zikretmemiz yararlı olacaktır.

عن جابر بن عبد الله الأنصاري قال كنا مع النبي صلى الله عليه وسلم في غزاة (عزوة تبوك في السنة التاسعة للهجرة وهي أخر غزوة) فقال: ” إن بالمدينة رجالا ما سرتم مسيرة ولا قطعتم واديا إلا كانوا معكم، حبسهم المرض (وفي رواية) إلا شركوكم في الأجر”. أخرجه مسلم.

Cabir b. Abdullah El-Ensari’den (r.a) rivayetle o şöyle demiştir: “Nebi (s.a.v) ile savaşların (Hicretin 9. Yılı en son savaş olan Tebûk savaşında) birinde idik. Bunun üzerine şöyle demiştir: “Medine’de öyle kişiler vardır ki, hangi yolu alır ve hangi vadiyi aşarsanız, illaki onlar sizinle beraberdir. Hastalık özrü onları hapsetmiştir”. (Diğer bir rivayette ise) “Ecirde sizinle ortak olmuşlardır”.[11]

Bu hadiste özür anında bile iyi niyetin kişiye fayda vereceğine işaret edilmektedir.

عن زيد بن ثابت رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: ” من كانت همه الدنيا فرق الله شمله (وفي رواية) أمره وجعل فقره بين عينيه، ولم يأت من الدنيا إلا ما كتب له، ومن كانت الآخرة همه، جمع الله له أمره وجعل غناه في قلبه وأتته الدنيا وهي راغمه”. أخرجه أحمد وابن ماجه وهو لفظه.

Zeyd b. Sabit’ten (r.a) rivayetle, Nebi (s.a.v) buyururlar ki: “Kimin derdi dünya ise Allah onun işini dağıtsın ve fakirliği iki gözü arasında kılsın, nitekim dünyadan kendisine ancak yazılanı nasip olur. Kimin de derdi Ahiret ise, Allah işini birleştirsin, zenginliği de kalbinde yer etsin, Dünya zaten kendisine isteyerek gelir”.[12]

عن جابر بن عبد الله رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: ” يحشر الناس على نياتهم”. أخرجه ابن ماجه.

Cabir b. Abdullah’tan (r.a) rivayetle Nebi (s.a.v) şöyle demiştir: “İnsanlar niyetleri üzere haşr olunurlar”.[13]

عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال:” إنما يبعث الناس على نياتهم”. أخرجه ابن ماجه.

Ebu Hüreyre’den (r.a) rivayetle Nebi (s.a.v) şöyle buyurur:” İnsanlar niyetleri üzere tekrar dirilirler”.[14]

عن عمر ابن الخطاب رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال:” إنما يبعث المقتتلون على نياتهم”. أخرجه ابن أبي الدنيا في كتابه الإخلاص والنية.

Ömer b. El-Hattâb’ dan (r.a) rivayetle Nebi (s.a.v) şöyle buyururlar:” Öldürülenler niyetleri üzere tekrar dirilirler”.[15]

عن عبد الله بن عباس رضي الله عنهما عن رسول الله صلى الله عليه وسلم فيما يروي عن ربه تبارك وتعالى قال: ” إن الله كتب الحسنات والسيئات ثم بين ذلك، فمن هم بحسنة فلم يعملها كتبها الله تبارك وتعالى عنده حسنة كاملة، وان هم بها فعملها كتبها الله عشر حسنات إلى سبعمائة ضعف إلى أضعاف كثيرة، وإن هم بسيئة فلم يعملها كتبها الله تعالى عنده حسنة كاملة، وإن هم بها فعملها كتبها الله سيئة”. رواه البخاري ومسلم.

Abdullah b. Abbas’tan (r.a), Allah Resulü’nün (s.a.v) Rabbi sinden rivayetle Allah Tebâreke ve Teâla şöyle buyurur: “Allah iyilik ve kötülükleri kaydeder, sonra da açıklar. Kim bir iyilik işlemeye yeltenir de işlemez ise, Allah bu iyi niyetinden dolayı ona tam bir iyilik yazar. Kim de bir iyilik işlemeye yeltenir de onu işlerse, Allah ona on iyilik hatta yedi yüzden kat kat yüze kadar iyilik yazar. Eğer bir kötülük işlemeye yeltenir de onu işlemez ise, işlemediği için karşılığında Allah ona bir sevap yazar. Şayet onu işlerse, ona sadece bir günah yazar”.[16]

Varit olan hadislerde, herkes sahip olduğu niyetin karşılığını göreceği ifade edilmektedir.

Ahmed b. Hanbel konuyla ilgili olarak şunları söyler:” İslam’ın temeli üç hadis üzerine bina edilmiştir: “Niyet konusunda Ömer hadisi, dinde ihdas etmenin reddi konusunda Aişe hadisi, helal ve haram konusunda da Numan b. Beşir hadisi”.[17]

Abdullah b. El-Mübarek de şöyle söyler: “Olur ki, küçük bir amelin, niyeti sebebiyle mükafatı büyür. Olur ki büyük bir amelin, niyeti sebebiyle mükafatı küçülür”.[18]

4. Niyeti Düzeltmenin veya Güzelleştirmenin Önemi:

Bazı hadislerde, niyetimizin yanlış olduğunda düzeltilmesi ya da güzelleştirilmesinin önemine işaret edilmiştir.

عن أبي موسى الأشعري قال: سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الرجل يقاتل شجاعة ويقاتل حمية ويقاتل رياء، أي ذلك في سبيل الله؟ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم:” من قاتل لتكون كلمة الله هي العليا فهو في سبيل الله”. رواه البخاري ومسلم.

Ebu Musa el-Eş’arî’ den (r.a) rivayetle: Allah Resul’üne (s.a.v); “bir adam ki şecaati nedeniyle, biri de hamiyeti diğeri de gösteriş için savaşıyor, bunların hangisi Allah yolunda savaşmakta diye soruldu” Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurdular:” Kim Allah’ın sözünün yücelmesi için savaşıyorsa, Allah yolunda olan odur”.[19]

عن أبي هريرة رضي الله عنه، عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال:” من تزوج امرأة على صداق وهو لا ينوي أدائه فهو زان، ومن اقترض دينا وهو لا ينوي قضاءه فهو سارق”. أخرجه الأمام أحمد في مسنده وابن ماجه في سننه.

Ebu Hüreyre’den (r.a) rivayetle Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurur: “Kim bir kadına mehrini vermemek üzere evlenir de mehrini vermez ise, o kimse zina kârdır. Kim de geri vermeme niyetiyle borç alır da onu iade etmez ise, o kimse hırsızdır”. [20]

Davud et-Tâî, şöyle buyurur: “Güzel niyetin her hayrı topladığını gördüm, ona isabet edemesen bile sana hayır olarak yeter”. [21]

Yusuf b. Esbât da niyet konusunda şöyle demiştir: “Amel sahiplerinin, niyet fasitliğinden kurtulmaları, amel için çaba göstermelerinden daha zordur”. [22]

Mutarrif b. Abdullah ise şunu söyler: “Kalbin salahı amelin salahına bağlıdır. Amelin salahı da niyetin salahına bağlıdır”.[23]

Bazı selef alimlerinden şu tavsiye nakledilmiştir: “Kim ki amelinin tam olmasını arzu ediyorsa niyetini düzeltsin, çünkü Allah Teala niyetini güzelleştireni mükafatlandırır. Hatta yemek yediğinde bile”. [24]

Muhammed b.’Aclân niyet konusunda şuna dikkat çeker: “Amel ancak üç şeyle salah bulur: Allah korkusu, güzel bir niyet ve amelin isabetli olanının yapılması”.[25]

Konuyu Fudayl b. İyâd’ın sözüyle noktalayalım o şöyle der: “Allah Celle Celâlühü senin ancak niyet ve iradeni ölçer”.[26]

5. Niyet Alanına Giren Amellerin Çeşitleri:

Ameller üç çeşittir. Eylemlerimizin tamamı bunların dışına çıkmaz. Söz konusu ameller sırasıyla şöyledir: 1.Taatler, 2. Masiyetler, 3. Mubahlar.

Hiçbir amel bu üç çeşidin dışına çıkmaz. İyi bir niyet olsa da masiyeti hükmen değiştirmez, yani iyi niyet kötü ameli ibadete dönüştürmez. Örneğin, başkasını memnun etmek için birisinin gıybetini yapmak veya başkasının malından birisini doyurmak, ya da haram malla okul, cami yaptırmak. Bunlar hayır kastıyla olsa da cehalettir. İyi niyetin, bir günahı, zulüm ve düşmanlığı, masiyeti, kötü amel oluşlarından çıkarması konusunda hiçbir etkisi yoktur. Çünkü şerle hayır kastetmek, İslam’ın tersine yapılmış ayrı bir şerdir. Eğer bunu bilerek yaparsa hükmen âsi sayılmıştır.

İbadetlerin sıhhatli oluşu niyetlere irtibatlıdır. İbadette asıl olan, riyadan uzak olarak sadece Allah için yapıldığına niyet edilmesidir. Kalpteki niyet gösteriş için ise, masiyete neden olur. İbadetteki faziletlerin kat kat artması da sahibinin iyi niyetli olmasına bağlıdır. Öyle ki bir ibadet işlerken birçok hayra niyet edilebilir, böylelikle her niyete ayrı bir sevap yazılır.

Örneğin; Camide oturmak ibadettir, böyle münezzeh bir yerde birçok şeyin eda edilmesine niyet yapabilir. Namazdan sonra diğer namazı beklemek, zikirle meşgul olmak, Kuran-ı kerim okumak, ilim öğrenmek, dışarıda günah işlememek için mescitte oturmak, mescide hizmet etmek gibi ameller sayılabilir.

Mubah olan şeyler, bir niyeti veya birçok niyeti içerir. Allah’a yaklaşma ve ibadet haline gelebilir. Örneğin, koku kullanmak helaldir. Bunu telezzüz kastıyla yaparken, aynı zamanda Hz. Peygamber’e tabi olma maksadını taşısa, ya da başkalarını rahatsız etmemek için kötü kokuyu defetmek niyetiyle yaparsa ecir elde eder. Yalnız maksadı riyâ, ya zenginliğini göstermek, ya da gururu yüzünden yahut yabancı kadınlara kendini beğendirmek için yapıyorsa, bu kokulanma işi günaha dönüşür. [27]

Başka bir örnek verecek olursak, cima konusunda rivayet edilen hadis bunun en açık örneğidir. Şöyle ki,

عن أبي ذر الغفاري قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ” وفي بضعة أحدكم صدقة، قالوا يا رسول الله: أيأتي أحدنا شهوته ويكون له فيها أجر؟ قال: أريتم لو وضعها في حرام أكان عليه فيها وزر فكذلك إذا وضعها في الحلال كان له أجر”. أخرجه مسلم.

Ebu Zer El-Gifâri’den (r.a) rivayetle Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurdular:” Biriniz hanımıyla birlikte olması bir sadakadır. Bunun üzerine dediler ki: Ey Allah’ın Resulü, birimiz hanımına şehvetiyle yaklaşmasından dolayı nasıl ecir sahibi olur? Deyince şu cevabı verir: “Şayet biriniz bunu haramda yapsaydı günahı olmaz mıydı? Dolayısıyla bunu helal olarak yaptığında ecir sahibi olur”.[28]

Konuyla ilgili olarak İmam Nevevî Sahih Müslim’in şerhi olan el-Minhâc kitabında şunları söyler; “Bu hadiste mübah olan şeylerin sadık niyetlerle yapıldığında ibadete dönüşeceğine delil vardır. Dolayısıyla kişi ailesinin hakkını yerine getirmesi, Allah’ın emrettiği iyilikle geçinmesi veya salih bir evlat talep etmesi için yahut kendisinin ve ailesinin namus ve iffetini koruma amacına yönelik bir takım maslahat güderek ailesiyle cinsi münasebete girmesi durumunda bu eylem ibadete dönüşür”.

Sahabî Muâz b. Cebel ne güzel söylemiş;

“إني لاحتسب نومتي كما احتسب قومتي”

“Kulluğumun ecrini umduğum gibi, uyku halinde iken de ecrimi ummaktayım”.[29]

Yani Muâz b. Cebel, kulluğunda Rabbisine sunduğu amellerde sürekli bir şekilde iyi niyeti esas aldığını düşünerek bunun karşılığını Ondan umduğu gibi, aynı niyeti uyku halinde iken de esas aldığı için bundan ecir umduğunu ifade etmektedir.

6. Yeminde Niyet Meselesi:

Bu mesele iki duruma göre değerlendirilmelidir:

  1. Yemin eden kimsenin niyetine gelince, bu da iki türlü gerçekleşir şöyle ki;
    Niyetin girmediği, söz ve laf arasında kişinin kalbi kasıt olmadan dillerde cari olan yemini lavğdır, Vallah, Billah Böyle bir niyetin girdiği yemini eden kimse; bu meselede işin ciddiliğini ve bunda samîmi oluşunu göstermek ve karşısındakini inandırma ve ikna etmek için Allah’a yemin ederek kalbinde o meseleyi kastedip niyet ederse yapılan yemin sayılır.Böyle bir durumda yemin, yemin edenin niyetine, yeminiyle kastettiği ne ise ona döner.Konuyla ilgili olarak şu hadis zikredebiliriz:

    عن أبي هريرة رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: ” يمينك على ما
       يصدقك عليه صاحبك”. أخرجه مسلم.

    Ebu Hüreyre’den (r.h) rivayetle Nebi (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Yeminin, arkadaşının seni tasdik ettiği şey üzerine yapılan yemindir”.[30]
  2. Niyet yemin ettiren kimsenin niyetine göredir, yani buna itibar edilir.
    Yoksa yemin edeninkine değil, genellikle bu durumlarda mahkemelerde davacının delil yetersizliğine yahut şahidin bulunmayışına bakılarak dava edilen kimsenin suçsuzluğuna dair talep edilen yemindir. Örneğin, resmi kuruluşlara kayıt veya görev alma konusunda yemin ettirilir. Bu konu hassastır, yemin edenin dikkat etmesi gerekir.

Sonuç

Konumuzu şu hadisle sonlandıralım:

عن كبشة الأنماري عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: ” إنما الدنيا لأربعة نفر، عبد رزقه الله مالا وعلما فهو يتقي ربه ويصل رحمه ويعلم لله فيه حقا، فهذا أفضل المنازل، وعبد رزقه الله علما ولم يرزقه مالا فهو صادق النية، يقول: لو أن لي مالا لعملت بعمل فلان فهو بنيته، فأجرهما سواء. وعبد رزقه الله مالا ولم يرزقه علما فهو يخبط فيه بغير علم ولا يتقي فيه ربه ولا يصل فيه رحمه ولا يعلم لله فيه حقا، فهذا أخبث المنازل، وعبد لم يرزقه الله مالا ولا علما فهو يقول: لو أن لي مالا لعملت فيه بعمل فلان، فهو بنيته فوزرهما سواء”. أخرجه الترمذي بسند صحيح.

Kebşetü’l-Enmarî ‘den (r.a) rivayetle Nebi (s.a.v.) şöyle buyururlar:

”Dünya ancak dört çeşit kişiyi barındırır: 1) Bir kul ki, Allah ona hem mal hem de ilim vermiş, böylece Allah’tan korkar, akrabayı gözetir ve Allah’ın hakkını bilir ki, bu mertebelerin en üstünüdür. 2) Diğer bir kul ki, Allah ona ilim vermiş, ama mal vermemiştir. Sadık bir niyetle der ki: Eğer malım olsaydı, falan kişi gibi amel ederdim. Bu kimse niyeti üzerinedir. Her ikisinin de mükafatı aynıdır. 3) Başka bir kul ki, Allah ona mal vermiş, ama ilim vermemiştir. İlimsiz bir şekilde bocalar, Rabbinden korkmaz, akrabayı gözetmez ve Allah’ın hakkını bilmez ki, bu mertebelerin en kötüsüdür. 4) Bir de bir kul var ki, Allah ona ne mal ne de ilim vermemiştir. Ve der ki, eğer malım olsaydı, falan kişi gibi amel ederdim. Bu kimse niyeti üzerinedir. Her ikisinin de günahı aynıdır”. [31]

Rabbim cümlemizi iyi niyet sahibi kullarından eylesin. Sahip olduğumuz imkanlarımızı Rabbimizin bize ihsan ettiği bilgi ışığında, Onun rızasına uygun ameller işleyerek cennetini kazananlardan kılsın.


[1] Bkz. İbn Kayyım El-Cevziyye, Tezkiyetü’n-Nüfûs, 15.
[2] Bkz. Mu’cem Mekayisi’lluğah, 6/ 366; El- Kasani, Bedai’s-Sanai’, 1/ 127.
[3] Bkz. İbn Abidin, Haşiyetu İbn Abidin, 1/105.
[4] Haç Suresi, 37.
[5] Al-i İmrân Suresi, 29.
[6] Sahih Müslim Ebu Hüreyre’den rivayetle.
[7] Ahzâb Suresi, 5.
[8] Sahih Müslim, Ebu Hüreyre’den rivayetle.
[9] Buhari ve Müslim, Hz. Ömer’den gelen rivayetle…
[10] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’ul-Ulûm ve’l-Hikem, s. 10.
[11] Sahih Müslim, Cabir b. Abdullah El-Ensarî’den rivayetle.
[12] İmam Ahmed Müsned; İbn Mace, Sünen, Zeyd b. Sabit’ten rivayetle.
[13] İbn Mace, Sünen, Cabir b. Abdullah’dan rivayetle.
[14] İbn Mace, Sünen, Ebu Hüreyre’den rivayetle.
[15] İbn Ebi’d-Dünya, el-İhlasu ve’n-Niye, Hz. Ömer’den gelen rivayetle.
[16] Buhari ve Müslim, Abdullah b. Abbas’tan rivayetle.
[17] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’ul-Ulûm ve’l-Hikem, s. 10.
[18] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’ul-Ulûm ve’l-Hikem, s. 10.
[19] Buhari ve Müslim, Ebu Musa el-Eş’ari’den rivayetle.
[20] İbn Mace, Sünen, Ebu Hüreyre’den rivayetle.
[21] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’ul-Ulûm ve’l-Hikem, s. 10.
[22] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’ul-Ulûm ve’l-Hikem, s. 10.
[23] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’ul-Ulûm ve’l-Hikem, s. 10.
[24] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’ul-Ulûm ve’l-Hikem, s. 10.
[25] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’ul-Ulûm ve’l-Hikem, s. 10.
[26] İbn Receb el-Hanbelî, Câmi’ul-Ulûm ve’l-Hikem, s. 10.
[27] Cemâluddîn el-Kâsimî, Mev’izatu’l-Müminin min İhyâ Ulûmi’d-Din, 440-441.
[28] Sahih Müslim, Ebu Zer El-Gifari’den rivayetle.
[29] İbn Kayyım el-Cevziyye, Tezkiyetü’n-Nüfûs, 15.
[30] Sahih Müslim, Ebu Hüreyre’den rivayetle.
[31] Tirmizi, Sünen, sahih bir senedle Kebşetü’l-Enmarî ‘den rivayet etmiştir.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar

Nisa yorumladı Karınca Kararınca
ummugulsumsolmaz6565@gmail.com yorumladı İnsan ve Mana
Ümmü Gülsüm Solmaz yorumladı İnsan ve Mana
Süheyla Durna yorumladı İnsan ve Mana
Rukiye yorumladı İnsan ve Mana