-2 C
Bursa
31 Ocak 2023 Salı
spot_img
Ana SayfaPeygamberimizNebevi Tıp Çerçevesinde Ruh ve Beden Sağlığı – 2

Nebevi Tıp Çerçevesinde Ruh ve Beden Sağlığı – 2

II- PEYGAMBER’İN (s.a.v) Tıp Bilgisinin Kaynakları

Peygamber (s.a.v)’in tıp bilgisinin kaynaklarını tespit etmek, sahip olduğu tıp bilgisinin değerini ortaya koyacaktır. Zira hadis musannefâtında, tıbbın sahasına giren azımsanmayacak miktarda rivâyet bulunmaktadır. Sadece Kutubi Sitte’de bulunan Tıb ve Merdâ (Tıp ve Hastalar) bölümlerindeki hadisleri dikkate alsak bile oldukça büyük bir yekünle karşılaşırız.[1] Ayrıca, hicrî 3. asırdan itibaren yalnızca tıpla ilgili hadisleri derleyen ve genel olarak Tıbb-ı Nebevî başlığı altında toplanan eserlerin varlığını;[2] yine Nebevî tıp üzerine zamanımızda da pek çok araştırmanın yapıldığını unutmamak gerekir.[3]

Peygamber (s.a.v)’den tıpla ilgili olarak nakledilen hadisler, erken dönemlerden itibaren birtakım tartışmaların yapılmasına neden olmuştur.[4] Biz de bu çalışmamızda, söz konusu meselelerden önemli gördüğümüz bazıları üzerinde durmaya çalışacağız.

Kanaatimizce bu meseleler içerisinde en önemlisi, Peygamber (s.a.v)’den tıpla ilgili olarak nakledilen hadislerin, Dinî hükümlere kaynaklık teşkil eden hadislerle aynı kategoride değerlendirilip değerlendirilemeyeceği meselesidir. Temelde bu konu, Allah Rasûlü (s.a.v)’in tıpla ilgili hadislerinin kaynağının vahiy olup olmadığı meselesidir.

Genel olarak Peygamber (s.a.v)’in Sünneti’nin, vahye ve Peygamber (s.a.v)’in kendi içtihatlarına dayanan Sünnet olmak üzere iki kısımda ele alınabileceği ifade edilmektedir. Bununla birlikte onun tüm tasarruflarının vahye dayalı olduğunu ileri süren âlimler de bulunmaktadır.[5] Âlimler, tıbb-ı nebevî hadislerini değerlendirirken de bu tasnifi göz önünde bulundurmaktadır. Söz gelimi ilk hadis şârihlerinden Hattâbî (v. 388/998) tıbbı, tıbb-ı kıyâsî ve tıbb-ı tecrubî olmak üzere iki grupta mütalaa etmektedir. Ona göre tıbb-ı kıyâsî, bugünkü tıp ilmine; tıbb-ı tecrubî ise Arap ve Hind orijinli tıbba tekabül etmektedir. Hattabî’ye göre, Peygamber (s.a.v)’in tedavi amaçlı zikrettiği metotların çoğu (tecrübeye dayalı) Arap tıbbına göredir.[6]

Şâtıbî (v. 790/1388) ise daha aydınlatıcı bir açıklama yapmaktadır:

“Araplar da ilk tabiplerden tecrübe edilen ve öncekilerin ortaya koyduğu tabiat ilimleri üzerine kurulu şekliyle değil de kendi ümmî tecrübelerinden yola çıkarak edindikleri bir takım tıbbî malumata sahip bulunuyorlardı. Şeriatta da tıp konusuyla ilgili birtakım atıflar yer almış; ancak bu konuda detaylı bilgiler verilmemiştir. Konu, her ne kadar derli toplu ve sadra şifa verecek ölçüde bilgiler verilmese de ehemmiyetini belirtecek ölçüde vurgulanmıştır. Nitekim Yüce Allah:

﴿…وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا…﴾

“Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz’ (el-A‘râf 7/31) buyurmuştur. Hadislerde de bazı dertlere karşı birtakım ilaçların tarifleri yapılmış, tıp olarak kabul edilen şeyler arasında batıl olanlar iptal edilmiştir. Şarapla tedavi, şer‘an caiz olmayan unsurları içeren Rukiye ile tedavi yöntemi bunlardan bir kaçıdır.” [7]

Ancak bu konudaki en açık ayırımı İbn Haldûn (v. 808/1406) yapmıştır. Ona göre Peygamber (s.a.v) bize ne tıbbı, ne de diğer bilimleri açıklamak için değil, yalnızca ve yalnızca dini öğretmek ve tebliğ etmek üzere gönderilmiştir. Bu bakımdan İbn Haldûn’a göre tıbb-ı nebevî ile ilgili hadislerin vahiyle alakası bulunmayıp, yalnızca zamanın adetlerini yansıttığından herhangi bir bağlayıcılıkları söz konusu olamaz.[8]

Naklettiğimiz bu görüşlere karşılık, özellikle Ehl-i Hadis ekolünden bazı âlimler Peygamber (s.a.v)’in tüm hadislerinin vahiy kaynaklı olduğunu ileri sürmüş ve tıp ilmi kapsamındaki bütün rivayetlerin de bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Mesela, İbn Kayyım el-Cevziyye (v. 751/1350) şunları söylemektedir:

“Peygamber (s.a.v)’in tıbbı, tabiblerin tıbbı gibi değildir. Çünkü Peygamber (s.a.v)’in tıbbı; kesindir, katîdir, ilâhîdir, vahiyden, nübüvvet nûrundan ve kâmil akıldan sadır olmuştur. Başkalarının tıbbı çoğunlukla zan, tahmin ve tecrübedir. Birçok hastanın nebevî tıbdan fayda görmedikleri doğrudur. Çünkü bundan, onu tam bir imân ve izân ile kabul eden ve bu yolla şifa bulacağına inanan kimseler fayda görür. Kur’ân kalplere şifadır ama o da kendisini bu yönüyle kabul etmeyenlere şifa vermez. Bilakis münafıkların küfrünü ve hastalıklarını artırır. Bu gibi kimselerin kalplerine şifa vermediği gibi bedenlerine de şifa olmaz. Kur’ân nasıl temiz rûhlara ve diri kalplere şifa veriyorsa, nebevî tıp da sadece temiz bedenlere münasiptir. İnsanların nebevî tıpdan yüz çevirmeleri, kendisi bizatihi şifa olan Kur’ân’dan şifa ummaktan yüz çevirmeleri gibidir. Bu, ilaçtaki kusurdan değil hastanın tabiatının elverişsizliğinden, hastalık mahallinin bozukluğundan ve ilacı kabul etmeyişindendir.” [9]

Şah Veliyyullâh Dehlevî (v.1176/1762) ise nispeten uzlaştırıcı bir görüş ileri sürmektedir. Ona göre Resûlüllah (s.a.v)’den rivâyet olunan ve hadis kitaplarından tedvin edilen Sünnet iki kısımdır. Bunlardan ilki, risalet görevinin tebliğine yönelik Sünnet’tir. İnanç ve ibadetle ilgili hadisler bu başlık altında değerlendirilmelidir. İkinci tür Sünnet ise Risalet görevinin tebliğine yönelik olmayan Sünnet’tir[10] ki bununla ilgili olarak Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Nihâyet ben de bir insanım; size dininiz’ den bir şey emrettiğim zaman onu alın; kendi görüşümden bir şey emrettiğim zaman ise (almayın), nihâyet ben de bir insanım.”[11]

İşte tıpla ilgili hadisler bu sınıfa girmektedir.[12]

Son dönem hadis Âlimlerinden Muhammed Ebû Şehbe, nebevî tıbbın vahiy ürünü olduğunu kabul etmektedir. Ona göre Peygamber (s.a.v)’den tıp konusunda rivâyet edilen hadislerdeki üslup, bu malzemenin vahiy ürünü olduğunun en güzel kanıtıdır:[13]

Tıbba ilişkin hadislerde kullanılan üslûp ile hurmaların aşılanması hadisindeki üslûp arasında büyük fark vardır. Zira Resûlüllah (s.a.v) hurmaların aşılanması olayında kesin bir ifade kullanmamış:

“Keşke böyle yapmasaydınız, daha iyi olurdu” demek suretiyle temennisini dile getirmiştir. Hâlbuki tıbbî hadislerin -hepsinde olmasa bile- büyük çoğunluğunda, bunların vahiy kaynaklı olduğunu gösteren son derece katî ifadeler kullanmıştır.

Nebevî tıp alanında çalışma yapmış günümüz araştırmacıların bir kısmı tıbbî hadislerin sahih olanlarının büyük bir kısmının vahiy değeri olduğunu önemle vurgulamaktadır.[14]

Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi yazarı Ali Rıza Karabulut da nebevî tıbbın kaynakları hakkında şu değerlendirmeyi yapar:

“Her zaman için vahyin kontrol ve irşadı altında bulunan Peygamber (s.a.v), yalnız şeriatı öğretmek için gönderilmiş değildir. Dünyevî konularda, bilhassa tıbbî konularda en güzel bir örnek teşkil etmiştir. Çünkü Peygamber (s.a.v), vahiy yoluyla aldığı emirler dışında, Araplar’ın o güne kadar uyguladıkları tıp bilgilerini aynen değil, tadil ve tashih ederek uygulamaya koymuştur. Böylece yeni bir tıbbı başlatmış ve birçok konuda da bir mucize olarak bugünün tıbbının dikkatini çekecek sözler söylemiş ve uygulamalarda bulunmuştur. Kendisinden sonra sahâbe ve tabi‘în de Dinî konularda olduğu gibi tıbbî konularda da onu örnek kabul etmişlerdir.” [15]

Bu açıklamalardan sonra, Tıbb-ı Nebevî’nin kaynaklarına dair örnekler vererek;

Kur’ân-ı Kerîm, vahye dayalı hadis-i şerifler, kıyâs, tecrübe, tadîl (değiştirme) ve tashîh (düzeltme) şekilde sıralar:

Diğer taraftan Peygamber (s.a.v)’in, nübüvvet öncesinde de tıpla ilgili konularda birtakım bilgilere sahip olduğu akıldan uzak tutulmamalıdır. Zira sağlık, her toplumun ortak konuları arasındadır ve her insan pek doğal olarak içinde yaşadığı toplumun tıp geleneğine ait bir takım malûmata sahip olabilir. Bu yüzden Peygamber (s.a.v)’in vahye muhatap olduktan sonra birçok konuda olduğu gibi tıp ilminin sahasına giren konularda da söz konusu geleneksel tıp bilgisinden ve deneyiminden faydalanarak bazı tedavi yöntemleri önermesi son derece olağan bir durumdur.[16]

Ancak burada vurgulanması gereken mühim bir nokta daha bulunmaktadır. Din, insanların dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmaları için Allah’ın Peygamber’ine (s.a.v) vahy ettiği emir-yasak ve tavsiyeler bütünü olduğuna göre hiç kuşku yok ki bir takım sağlık konularına da temas etmiştir. Bir başka ifadeyle, tıpla ilgili konuların vahye istinat eden yanları ve yönleri de bulunmaktadır.[17] Bu noktadan hareketle, tedavi olmanın Dinî hükmünü açıklayan ve şirk unsuru sayılan Rukiyeleri yasaklayan hadislerin vahye dayalı bilgiler ifade ettiğini söylemek mümkün görünmektedir.

Konuşmamızın bu kısmında nebevî tıpla ilgili hadisler, kaynakları bakımından bir değerlendirmeye tabi tutularak kaynağı vahiy olan ve kaynağı vahiy olmayan bilgiler şeklinde iki başlık altında incelenecektir.

III. TibbÎ HadİslerİN BAĞLAYICILIK DEĞERİ

Araştırmamızın bu kısmında, nebevî tıpla ilgili hadisler, bağlayıcılık bakımından bir değerlendirmeye tabi tutularak bağlayıcılık değeri olan ve olmayan tıbbi hadisler şeklinde iki başlık altında incelenecektir.

A- Bağlayıcılık Değeri Olan Tıbbı Hadisler

Yukarıda işaret edildiği üzere, Peygamber (s.a.v) esas itibarıyla Allah’ın emir ve yasaklarını tebliğ için gönderilmiştir. Ancak bunun yanında, dünyevî sahaya ait bazı konularda, mesela sağlık konularında da bir takım emir ve yasakları tebliğ edip bunları da yeterli ölçüde açıklaması makul bir durumdur.

Bu hususa en güzel örnek, ‘Avf b. Mâlik (r.a)’dan rivâyet edilen şu hadistir:

“Biz Cahiliye döneminde rukye yapardık ve (bir gün Peygamber (s.a.v)’e) dedik ki:

‘Ya Rasûlallâh! Rukyenin hükmü nedir?’. Bunun üzerine o şöyle buyurmuştur:

“Yaptığınız rukyeleri bana bildirin; şirk içermedikçe rukye yapmakta bir sakınca yoktur.” [18]

Görüldüğü üzere burada Allah’ın elçisine, Rukiye’nin yani; birtakım dualar okuyarak tedavi etmenin Dinî hükmü sorulmakta, Peygamber (s.a.v) de Rukiye’nin şirke götüren birtakım unsurlar içermemesi halinde yapılabileceğini beyan etmektedir. Söz konusu hadis, bir yönüyle tıpla ilgilidir ancak Peygamber (s.a.v)’in verdiği hükmün kaynağı da vahiy olmaktadır. Dolayısıyla bu hadis Dinî bir hüküm ifade etmektedir.

Bu itibarla hadis kaynaklarında, tedavi olmanın hükmünün yani; bir bakıma tıp ilminin Dinî açıdan durumunun ne olduğunun açıklandığını görmekteyiz. Üsâme b. Şerik’in (r.a) bildirdiğine göre, bir grup bedevî Peygamber (s.a.v)’e gelerek:

‘Tedavi olalım mı?’ diye sormuş, bunun üzerine Peygamber (s.a.v) de şu yanıtı vermiştir:

“Evet tedavi olunuz; Çünkü Allah, ölüm hariç her hastalığı yarattığı gibi o hastalığın ilacını da mutlaka yaratmıştır.” [19]

Özetlemek gerekirse, Dinî emir ve yasakların kapsamına giren bir takım tıbbî meselelerde, Din’in emir ve yasaklarını tebliğ için gönderilen Peygamber (s.a.v), tamamen vahye istinat ederek birtakım hükümler vazetmiştir ve Müslümanlar için bu hükümlerin bağlayıcılığı bulunmaktadır.[20]

Peygamber (s.a.v), Allah’tan aldığı vahyi tebliğ etmenin yanı sıra, İslâm toplumunun devlet başkanlığı görevini de yürütmüştür. Bu çerçevede sağlık alanında da yine vahyin denetiminde birtakım hükümler vazetmiştir.[21] Üsâme b. Zeyd (r.a)’dan nakledilen şu hadis, bunun çarpıcı bir örneğini teşkil etmektedir:

“Veba, ilâhî gazabın bir delilidir. Şanı Yüce Allah, kullarından birçok insanı onunla sınar. Bir yerde veba olduğunu duyarsanız (sakın) oraya gitmeyin. Eğer veba, sizin bulunduğunuz yerde çıkarsa (sakın) orayı terk etmeyin.” [22]

Peygamber (s.a.v) bu hadiste, karantina uygulamasını işaret etmekte ve kamu sağlığı açısından önemli bir tıbbî prensibe dikkat çekmektedir. Zira o, aynı zamanda bir devlet başkanıydı ve bu sıfatla bu kabil ilke ve esasları ortaya koyması son derece tabî bir durumdur. Bu konuyla ilgili olarak Ebû Hureyre (r.a)’dan nakledilen bir hadis de şöyledir:

“Advâ,[23] uğursuzluk, hâme[24] ve safer[25] diye bir şey yoktur. Cüzzamlıdan[26]ise aslandan kaçar gibi kaçın.” [27]

Peygamber (s.a.v)’in bu hadisinin, vahye dayalı tıp bilgilerini bünyesinde barındırdığını görüyoruz. Hadisin ilk bölümünde, Cahiliye döneminde inanılan bazı tıbbî yaklaşımların Dini açıdan batıl olduğu ifade edilmekte, ikinci bölümünde ise mümin bir toplumun önderi olarak Peygamber (s.a.v)’in karantinaya uyulmasını mutlak olarak talep ettiği görülmektedir. Ayrıca, cüzzâma (lepraya) yakalanan kişinin zamanla aslana benzediğini ve bu kimseden, aslandan kaçar gibi sakınılmasını emretmesi, Peygamber (s.a.v)’in tıp konusunda ilahî bir bilgilendirmeye muhatap olduğunu göstermektedir.[28]

B- Bağlayıcılık Değeri Olmayan Tıbbı Hadisler

Peygamber (s.a.v)’in hadisleri incelendiğinde, konusu tıp olan ancak vahye istinat etmeyen birçok rivayetin bulunduğu görülecektir. Kanaatimizce bu gibi hadisleri, kaynağı vahiy olan -dolayısıyla teşrî değeri bulunan- hadislerden dikkatli bir şekilde ayırmak gerekmektedir. Zira iyice incelendiğinde bu hadislerin, onun beşerî bilgi ve tecrübesinin bir ürünü olduğu fark edilecektir.

Resûlüllah (s.a.v)’ın şâri’ sıfatıyla üzerinde hassasiyetle durduğu en temel konular, ana başlıklar halinde şunlardır:

Hastalığa yakalanmamak için kişisel ve toplumsal tedbirlerin alınması; temizliğe riayet edilmesi, herhangi bir rahatsızlığın baş göstermesi halinde -tüm batıl inanışlardan sakınılarak- tedavi yollarının aranması.[29] Bütün bu genel konulara ait açıklanan hükümler sonuçları itibariyle yönetim yetki ve sorumluluğunu üstlenen kişinin alması gereken tedbirler kapsamında değerlendirilebilir.

Bütün bu anlatılanlardan yola çıkarak, Peygamber’in (s.a.v):

“Şu hind ödünü kullanın; onda zâtu’l-cenb dâhil yedi hastalığa şifa vardır.” [30] Yahut:

“Mantar veya yer elması (Kem’a) kudret helvasındandır; suyu da gözlere şifadır” [31] gibi hadislerinin, içinde yaşadığı toplumun bilgi ve tecrübe birikiminin bir yansıması olabileceğini her zaman göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Zaten daha önce naklettiğimiz:

“Nihâyet ben de bir insanım; size Dininiz’den bir şey emrettiğim zaman onu alın; kendi görüşümden bir şey emrettiğim zaman ise (almayın), nihâyet ben de bir insanım“ [32] hadisi bu kanaatimizi teyit etmektedir.

Hz. Peygamberin çeşitli hastalıklara dair tavsiye ettiği bazı ilâçlar ve tedavi yöntemleri, kaynağı vahiy olan bilgilerin yanında, vahiy eseri olmayan bazı bilgilerin de bulunduğu, ve bu bilgilerin o dönem Arap toplumunun bilgi ve tecrübesini yansıttığı görülmektedir. Ancak Tıbbın kullanışı ve tababet ilminin kurallarıyla ilgili hadislerin, hüküm ifade edip, bağlayıcı söz konusu olduğu ifade edilmiştir. Alternatif tıbba önem verildiği ve bu sahada araştırmalar yapılmak üzere akademik bölümlerinin açıldığı şu günümüzde, tıbbi hadisler konusunda daha kapsamlı bilimsel ve ciddi çalışmalar yapılmasının gerekli olduğunu burada vurgulamak isterim.

IV- TIBBÎ HADİSLERDE SAĞLIK VE TEDAVİYLE İLGİLİ KONULAR

Tıbbî hadisler, beden sağlığı ve tedavisiyle ilgili olarak çeşitli konuları içermektedir.

Söz konusu konuları şu ana başlıklar altında toplayabiliriz:

a- Hasta bakımı, diyet, hastayı tedavi yöntemleri, hekimin vasıfları:

Tıp öğrenimi ve buna teşvik edilmesi, tedavi maksadıyla doktora başvurma, hastalıkları tanıma ve tıpta bilginin önemi, karşı cinslerin birbirlerini tedavi etmelerinin meşruluğu, tedavinin gerekliliği, ehil olmayan hekime tedavi olmaktan sakınma ve hekimin sebep olduğu zararı karşılaması, haram nesnelerle tedavinin caiz olmaması, ilaçların özelliklerini tanımak, kişinin kendisini tabip olarak isimlendirmesinin mekruhluğu, tıp sanatında öngörü ve akıl yürütmenin önemi, hekimin ilaç karışımlarındaki maddeleri tanıması, iştahsız hastanın yemeğe zorlanmaması, iştah artırmak amacıyla hastaya sevdiği yemekleri yedirme, hastaya iştahı açıldıktan sonra yedirme, hastalık süresince aşırı hareketten kaçınılması, nekâhât (hastalıktan yeni kurtulmuş zayıf ve hâlsiz olan kimsenin) dönemindeki hastaya zarar veren gıdalardan sakındırılması ve hastanın rahat ettirilmesine ilişkin bilgilere yer verilmiştir.

b- Hıfz-ı Sıhha yani; beden sağlığı ve hastalıklardan korunma:

Sağlığın önemi ve korunması bağlamında oruç, gece namazı ve yolculuk sırasında sağlığın korunması, bu esnada ortaya çıkabilecek sıkıntıların giderilmesi, dengeli beslenme ve hijyen, ayrıca soğuk ve sıcaktan korunma, manzaralı mekânlarda oturma, sağlıklı ev ve memleketlerde yaşama, seyahat etme, kötü iklim koşullarında yolculuktan sakınma, salgın hastalıkların bulunduğu ortamlardan uzak durma, güneşte fazla kalmaktan kaçınma, şiddetli sıcaklarda beden ısısının düşürülmesi, düzenli uyku için uygun vakitleri seçme, zararlı yiyeceklerden kaçınma, sağlıklı kalmak için bal, turunç yeme, vücudu kuvvetlendirmek için özel hazırlanmış macunlar kullanma, mahiyeti bilinmeyen ve iştahı çekmeyen yiyeceklerden uzak durma, yiyeceklerden kaynaklanan bir takım zararları içeceklerle giderme, ishale karşı sinameki bitkisini kullanma, burun otu ve ağız ilacına devam etme, belirli aralıklarla hacamat yaptırma, vücut direncinin düşmesi durumunda besin değeri yüksek gıdalar alma, şifalı hamamlarda yıkanmanın yararları, ishal rahatsızlığında istifra etmenin faydaları, zehirlenmeye karşı acve hurmasını yeme, koku kullanma, göze sürme çekme, saç bakımı ve elbise temizliğine dikkat etme, gözü dinlendirici manzaralara bakma ve giyim kuşamda renk seçme gibi konular yer almaktadır.

c- Hastalık çeşitleri ve bunların tedavisi:

Hastalıkların temel nedeni olarak aşırı üzüntü oluşu, aşırı üzüntü ve bunalımın giderilmesi için bazı maddî ve manevî tedavi önerileri, rukye yoluyla tedavi, baş ağrısı ve migren rahatsızlığı, baş ağrısına sabretmenin mükafatı, baş ağrısı ile ilgili çeşitli ilaç ve hacamat gibi tedavi önerileri, göz ağrısı ve ilacı, göze sürme çekmek için uygun olan vakitler, bunun keyfiyeti ve faydaları, göz iltihabına karşı kullanacak Peygamber (s.a.v) tarafından önerilmiş tedavi ve bu durumda sakınılması gereken yiyecekler, nezle ve tedavisi, cüzzam hastalığının tedavi şekilleri ve cüzzamlı hastadan uzak durma, burun tedavisi ve burun kaplatma, dağlama yoluyla tedavi, kulak ve ağız sağlığı, boğaz ağrıları ve bunların tedavisi, diş sağlığı, kaplama ve takma diş, öksürük, bademcik rahatsızlığı ve tedavisi, göğüs, kalp, sırt, ciğer, mide, karın rahatsızlıkları, böbrek gibi iç organlardaki ağrı ve hastalıkların tedavisi, çıban ve iltihaplı yaranın ilacı, bağırsak ağrısı, düğümlenmesi ve sıkışması, kulunç rahatsızlığı, böbrek ağrıları ve tedavisi, kusma, zâtu’l-cenb ve tedavisi, ishal ve tedavisi, kırık ve çıkıkların tedavi yöntemi, hayız ve nifasla ilgili rahatsızlıklar, cinsel sorunlar, basur ve tedavisi, nikris, yara ve deri hastalıklarının tedavisi, sivilce, siğil, çıban gibi rahatsızlıkların tedavisi, siyatik ve mafsal ağrılarının tedavisi, bulaşıcı olan sedef hastalığının tedavisi ve buna karşı alınabilecek bazı tedbirler, bitlenme ve tedavisi, felç ve tedavisi, enjeksiyon tedavisinin hükmü, gıda zehirlenmesi ve zehirli hayvan sokmalarında başvurulacak tedavi, ateşli hastalıkları ve tüberkülozu tedaviyle ilgili rivayetlerdir.

d- Şifalı otlar ve bitkiler:

Sinameki yaprağı, pelin yaprağı, çörek otu, hanzal otu, kurumuş diken, yabanî kekik, ödağacı, çam sakızı, kına, pirinç, hardal tohumu, mersin otu, buhur otu reçinesinden yararlanılan lüban bitkisi, çemen otu, helile ağacının meyvesi, yermantarı, kebere otu, kimyon, kabak, safran otu, saç boyamada kullanılan ketem, mercanköşkü, bakla, hindiba yaprağı (frenk salatası), su teresi, kereviz, turp, zeytinyağı, mercimek ve baldır.

e- Sular ve faydalı içecekler:

En faydalı suyun hafif ve tatlı su oluşu, soğuk suyun faydaları ve suyun soğutulduğu yerler, büyük nehirlerin ve dinlendirilmiş suların makbul oluşu, güneyden gelen kaynak sularının nispeten kötü oluşu, depolarda fazla kalmadığı sürece yağmur suyunun en hafif su oluşu, güneş ışınlarıyla ısınan sularla sık yıkanmanın abraş hastalığına sebebiyet vermesi, yeraltı sularının ağır olup bazı hastalıklara yol açması, yıkanma suyu olarak tatlı suyun tuzlu sudan daha faydalı olması, balla karıştırılmış kaynamış suyun kulunca rahatsızlığına iyi gelmesi, sık yıkanmanın ten rengini değiştirerek sarartması, zemzemin tedavi maksadıyla kullanılan suların en iyisi olması, sıcak su içmenin keraheti, suyu üç nefeste ve cam bardakla içmenin uygunluğu gibi konular. İnek sütünün şifalı olması, koyun sütünün nispeten yoğun oluşu ve bunun suyla hafifletilmesi gerekeceği, keçi sütünün koyun sütünden daha iyi ve hafif olması, deve ve at sütünün şifalı oluşu. Diğer bazı faydalı içecekler ise şunlardır:

Üzüm hoşafının bedene kuvvet vermesi ve bağırsakları temizlemesi, hurma şırasının (nebizin) kanı tazelemesi, bal şerbetinin ve üzüm şırasının faydaları.

f- Bazı faydalı gıdalar, vitaminli meyveler ve proteinli etler:

Tereyağının temriye rahatsızlığına faydalı olması, eritilmiş yağın beden sertliklerini yumuşatması ve peynirin mideyi kuvvetlendirmesi ve tirit yemeği.

Ayrıca hadislerde zikredilen meyveler şunlardır:

Ayva, turunç, badem, nar, sidre (Arabistan kirazı), üzüm, kuru üzüm, Hindistan cevizi, ham hurma, taze hurma, kuru hurmadır.

Et çeşitlerine gelince; yenilebilecek hayvan uzuvları, etin beslenmedeki rolü, sığır eti, deve eti, at eti, koyunun boyun eti, ön iki bacak ve pazıları, sırt eti, böbrek ve dalak, tavşan eti, tavuk eti, toy kuşu eti ve bıldırcın eti ve serçe etidir.

V- RÛH VE BEDEN SAĞLIĞI İLE İLGİLİ TAVSİYE NİTELİKLİ HADİSLER

Tıp hadisleri içerisinde koruyucu hekimlik bağlamında beden sağlığını öngören tavsiye nitelikli önemli derecede hadis malzemesi bulunmaktadır. Bunlardan seçtiğim birkaç örneği yeri gelmişken zikretmek yararlı olacaktır. Resûlüllah (s.a.v) şöyle buyururlar:

“Yediklerinizi, Allah’ı zikredip namaz kılarak eritin, karın tokluğu üzerinize yatmayın ki kalpleriniz katılaşmasın.” [33]

Diğer bir hadiste Resûlüllah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Kim helal bir nesne ile tedavi olursa o, onun için bir şifa olur; kim de haram bir nesneyle tedavi olursa Allah o kimse için o nesnede herhangi bir şifa yaratmamıştır.” [34]

Resûlüllah (s.a.v)’in su içmesi keyfiyeti konusunda:

“Resûlüllah (s.a.v) su içeceği zaman üç nefeste içerdi, içmeye başlarken Allah’ın adını anar, bitirirken de O’na hamd ederdi “ [35] hadisi bizim için ne güzel bir örnek teşkil etmektedir.

SONUÇ

Söz konusu konuşmamızda tıpla ilgili hadislerin, vahye dayanmakla birlikte, tecrübeye dayalı tıbbın ürünü olduğu hadislerin var olduğunu görmüş olduk. Hadislerin fıkhıyla uğraşan her araştırmacı için bunların arasını ayıracak kesin ölçüler koymak kolay olmasa gerek. Nedeni ise İslâm dini’ nin şümuliyet prensibine dayalı olması sebebiyle hüküm ifade eden hadislerle, hüküm ifade etmeyen hadislerin belirlenmesinin zorluğu ile tıpla ilgili hadislerin sıhhatinin tespit edilmesinin zor olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü bu alanda azımsanmayacak derecede zayıf ve uydurma hadisler bulunmaktadır. Ayrıca günümüz şartlar içerisinde bu türden hadislerin doğru anlaşılması ve uygulanmasının her zaman kolay olmadığıdır.

Bilindiği üzere tıbbı hadisler; koruyucu hekimlik, ruhî tedavi yani; Rukiye ve dualarla tedavi usûlü, tabî ilaçların hazırlanmasında şifalı bitkilerden ve gıdalardan yararlanma gibi konuları içermektedir. Söz konusu hadisler; ister kaynağı vahiy olsun, isterse Peygamber (s.a.v)’in beşerî tecrübesinden kaynaklanmış olsun, her iki durumda da bu hadislerin Müslümanların nazarında ayrı bir değeri olmuştur. Özellikle de günümüzde, modern tıbbın bedensel hastalıkları tedavide kimyevî ve mürekkep ilaçlar yerine, alternatif adıyla bilinen bu tıbbın, tabî ve müfret ilaçlara yoğunlaşması nedeniyle ilgi odağı olmuştur. Çünkü hastalara verilen söz konusu ilaçların yan etkileri ya sıfır ya da diğerine nazaran çok düşük oranda olduğu bilinmektedir.


[1] Örneğin; Buhârî, Tıb ve Merdâ; Müslim, Selâm; Ebû Dâvud, Tıb; Tirmizî, Tıb; Nesâ‘î, Tıb ve İbn Mâce, Tıb gibi.
[2] Bu konudaki eserler için bkz. Kâtip Çelebi, Keşf (2/1095).
[3] Bkz. Karacabey, Salih, Hz. Peygamber (sy. 233).
[4] Bkz. Sancaklı, Saffet, Sünneti Doğru Anlamak (sy. 183, Sır Yay. İst. 2001).
[5] Bu konudaki tartışmalar için bkz. Sancaklı, Saffet, Sünnet (sy. 44-76); Ebû Şehbe, Muhammed, Difâ‘ (sy. 341-353).
[6] Bkz. Hattâbî, İ‘lâmu’l-Hadîs fî Şerhi Sahîhi’l-Buhârî (2/1108, thk. Muhammed b. Sa‘îd b. ‘Abdurrahman, Ummu’l-Kurâ Üniversitesi, Mekke, 1409-1988); İbn Hacer, Feth (10/170).
[7] Şâtıbî, Muvafakât (2/49).
[8] Bkz. İbn Haldûn, Mukaddime (2/1172, Dâru’ş-Şu‘ab, Kâhire, ts.)
[9] İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdu’l-Me‘âd (4/35-36, Mü’essesetu’r-Risâle, Beyrut, 1408-1988.)
[10] Bkz. Şâh Veliyyullâh Dehlevî, Huccetu’llâhi’l-Bâliga (1/128, Dâru’l-Fikr, Beyrut, ts).
[11] Müslim (Fedâ’il 140).
[12] Bkz. Şâh Veliyyullâh Dehlevî, Huccetu’llâhi’l-Bâliga (1/128, Dâru’l-Fikr, Beyrut, ts).
[13] Ebû Şehbe, Muhammed, Difâ (sy. 342).
[14] Bkz. Canan İbrahim, Hz Peygamber’in Sünnetinde Tıp (sy. 64, 257, Ank. 1995); Denizkuşları, Mahmud, Kur’ân-ı Kerîm ve Hadislerde Tıp (sy. 21-29).
[15] Karabulut, Ali Rıza, Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi (1/14-15, Mektebe Yay. Ank. 1994).
[16] Bkz. Karacabey, Salih, Hz. Peygamber (sy. 233).
[17] Bkz. Karacabey, Salih, Hz. Peygamber (sy. 236-237).
[18] Ebû Dâvud (Tıb 17).
[19] Ahmed b. Hanbel, Musned (4/278) ; et-Tıbbu’n-Nebevî (1/31).
[20] Bkz. Karacabey, Salih, Hz. Peygamber’de Nebevi ve Beşerî Bilgi (sy. 239).
[21] Bkz. Karacabey, Salih, a.g.e. (sy. 240).
[22] Müslim (Selâm 93); et-Tıbbu’n-Nebevî (1/98).
[23] ‘Advâ: Cahiliye Arapları, bir hastalığın -özellikle uyuzun- bir başkasına sirayet edeceğine inanır ve buna ‘advâ derlerdi. Bkz. İbnu’l-Esîr, en-Nihâye fî Garîbi’l-Hadîs (3/192, Dâru’l-Fikr, Beyrut, ts.); Fîrûzâbâdî, Kâmûsu’l-Muhît (sy. 1310, Mu’essesetu’r-Risâle, Beyrut, 1424-203).
[24] Hâme: Baykuş anlamındadır. Cahiliye Arapları, baykuşun birisinin evine konduğu zaman uğursuzluk getirdiğine, ölenin kemiklerinin veya öldürülenin rûhunun baykuşa dönüşüp uçtuğuna inanırlardı. Bkz. İbnu’l-Esîr, Nihâye (5/282); İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, (10/241, Dâru’l-Ma‘rife, Beyrut, ts.)
[25] Safer: Karında ağrıya neden olan bir rahatsızlıktır. Cahiliye Arapları insanın içine bir yılanın peyda olup kişiyi hastalandırdığına, acıktıkça da iç organları kemirip acı verdiğine inanır ve bu yılana safer adını verirlerdi. Bkz. İbnu’l-Esîr, Nihâye (3/35); İbn Hacer, Feth (10/171); Fîrûzâbâdî, Kâmûs (sy. 425).
[26] Cüzzam (lepra): Vücudun her tarafına yayılıp da azaların mizaç ve şeklini bozan pis bir hastalıktır. Bkz. İbn Hacer, Feth (10/158); Fîrûzâbâdî, Kâmûs (sy. 1086).
[27] Buhârî (Tıb 19); et-Tıbbu’n-Nebevî (1/187).
[28] Ağırakça, Ahmet, Tıp Tarihi (sy. 83).
[29] Bkz. Karacabey, Salih, Hz. Peygamber (sy. 243).
[30] Müslim (Selâm 4102-4103); et-Tıbbu’n-Nebevî (1/222).
[31] Müslim (Eşribe 157); et-Tıbbu’n-Nebevî (2/424-427).
[32] Müslim (Fedâ’il 140).
[33] Bkz. Ebû Nu‘aym, et-Tıbbu’n-Nebevî (1/108); ‘Abdullatîf el-Bagdâdî, et-Tıbbu mine’l-Kitâbi ve’s-Sünne (sy. 18).
[34] İbn Tûlûn el-Hanefî, el-Menhelu’r-Ravî fî’t-Tıbbi’n-Nebevî (sy.180).
[35] Ebû Nu‘aym, et-Tıbbu’n-Nebevî, 740 nolu hadis.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,399TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Popüler İçerikler

Son Yorumlar

Süheyla Durna yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
Ahmet Solmaz yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
Esra Göçmen yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
Kadriyle yılmaz yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
Şahin erdem yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
ümmügülsüm yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
ümmügülsüm yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
Ümmügülsüm yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
Rukiyeidil yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
Güneş yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
Habibe erdem yorumladı Lütfun da Hoş Kahrın da
Amine yorumladı Kadın
Serdal Akçay yorumladı İslam Birliği ve Ümmet Gençleri
Metin Yıldırım yorumladı Gönlünü Kirletme
İremsu Ş yorumladı Gerçekten de Dinde Zorlama Yok mu
İdil İdil yorumladı Hem Âfâkta Hem Enfüste
Onur yorumladı Rızkın Şifreleri
Fırat yorumladı Bir Dünya Uğruna
Mehmet Nuri YAZICI yorumladı Ademoğlunda Olması Gereken Artı Uçlar
İnci Özmen yorumladı Merhamet
Zahide küçük yorumladı Merhamet
Mehmet Nuri YAZICI yorumladı Çocukların Tanrısı
mehmetaluc yorumladı Fevkalbeşer
ismet yorumladı Çocukların Tanrısı
Pınar yorumladı Göz Toprağa Bakar
Erdal ÖZAYDIN yorumladı Adına Nefs Dedik
ESMA CAN YORGUN yorumladı Mübarek Aylar
Zehra yorumladı Binbir Düşünce