Ana SayfaAhlakYormadan ve Tekrara Düşmeden

Yormadan ve Tekrara Düşmeden

İşe yaramayacağını bile bile aynı tavsiyeyi tekrarlayıp duruyorsun; bunun sana nasıl bir yorgunluk verdiğini biliyorsun, değil mi?

Aynı kelimeleri tekrar etmek, bir yerden sonra insanın canını sıkıyor. Sanki kurabiye yedikten hemen sonra sana baklava ikram ediyorlar ama dilinin o fazla tatlıdan yandığını bir tek sen biliyorsun. İşte bile isteye aynı şeyi, aynı ızdırabı kendine yaşatmak tam olarak böyle bir şey.

Tekrara düşmek; bir aracı gereksiz yere geri geri sürmek, hep yanlış park etmek ya da sürekli yanlış yola girmek gibidir. Yavaş ve dikkatli olmak her ne kadar can sıkıcı gelse de asıl yol katettiren işte bu emniyettir.

Biliyorum, tavsiye vermeyi özellikle en yakınlarına yapıyorsun. Senin iyi bildiğin bilgileri ve edindiğin tecrübeleri onların da pratiğe dökmesini arzu ediyorsun. Bu; kilo sorunu yaşayan birine doğru beslenme, su içme veya günlük yürüyüş yapma önerisi olabileceği gibi daha pek çok farklı alanda da olabilir. Halbuki karşındaki muhatabın, senin onda bir “arıza” ya da “fazlalık” olarak gördüğün o durumla henüz yüzleşmemiş olabilir; hatta bu durumu olumsuz bile algılamıyor olabilir. İnsanın içinden kendine, “Ee, sana ne?” diyesi geliyor bazen.

Dur ve bekle; onun talep etmediği bir alana girme. Bahçesine çit çekmiş ve kapısına kilit vurmuş bir komşunun kilidini kırıp, çitinden atlayarak içeri girmek gibi bir şey bu, bir düşün. Sen sadece kendi bahçeni imar etmekle uğraşmaya devam et, kaldırıp başını bakma bile. Kendi bahçene komşunun bahçesinden ağaç dalları sarksa bile, sen o dalların üzerindeki meyvelere dahi el sürme. Git sahibini çağır, gelsin ve meyvelerini toplayıp alsın. Bunu yaparken de olumsuz bir iletişim kurma; de ki: “Kökleri benim toprağımdan çıkmayan bir ağacın meyveleri bana ait değildir.” Bunu sakin ve nazik bir dille yap ki bu söz ne işe yaramayan bir tavsiye olsun ne de kalbini yorsun.

Unutma, bedenin yıprandığını ve buruştuğunu gördüğünde sadece onun yaşlandığını zannediyorsun. Halbuki kalbini bir görebilseydin, onu ellerinin arasına alabilseydin, belki de en çok ona acırdın. Kalbin inişli çıkışlı değil, zikzaklar çizen bir hareketle çalışıyor ve her zikzakta sanki biraz daha yırtılıyor, zarar görüyor. Üstelik çatlayan ellerine sürdüğün o kremleri kalbine süremiyorsun. Onun kremi de, merhemi de, devası da sadece Zikrullah’tır. Kalpler ancak Zikrullah ile tedavi olur, sakinleşir; işte bunun adına Kur’an “mutmain olmak” diyor.

الا بذكر الله تطمئن القلوب…
Rad Sûresi/28

Zikretmek; hatırdan hiç çıkarmamak, hatırlamak ve o hatıra dosyasını arka planda her daim çalıştırmaktır. Bir sahibinin olduğunu bilmektir. Her şeyin sahibinin, senin de sahibin olduğunu kavramaktır. Minik bir böceğin kanatlarını farklı renklerle tek tek süsleyip boyayan Rabbinin, senin de her anında seninle olduğunu bilmektir. O’nun varlığı ile boyanmaktır.

Seni yaratan, “Önce kendini tehlikeye atmayacaksın,” ferman ediyor.

وَلَا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِۛ

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın”. (Bakara 195):

Başkalarına tavsiye etmek; ancak sabır yetisini ve adalesini geliştirmekle, kişinin kendi sağlamlığını ortaya koymasıyla hakikat kazanır. İşte o zaman o söz “hakkı tavsiye” olur ki Asr Suresi’ni bu şekilde tefekkuh etmek istiyorum: {tefekkuh = fıkh etmek = Kur’ânî bir anlayış}

“والعصر… اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَواصَوْا بِالْحَقِّ وَتَواصَوْا بِالصَّبْرِ”

(Ancak iman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır.)

Yine kendime hatırlatıyorum; başkalarına dağıtacak kadar sabır ve hak üzere olmak çok yüksek bir rütbedir. İşe yaramayan bir tavsiyeyi tekrar etmek, boşa kürek çekmek kadar anlamsız bir güç kaybıdır.

Biliyorum, özellikle çok yakınlarınla fazla vakit geçirdiğinde ve onlar seninle aynı doğrulara bakmadığında, suskunluktan maraz doğmasın endişesiyle tekrar eden bir tavsiye verme hâli, ruhunu adeta bir kadavra masasına hapsediyor.

Halbuki ruh, cisim gibi somut değildir ki iki fincan çaya kansın. Ruhun gözü yükseklerde, onun memleketi semayı delip geçiyor. Sen ise içinden çıkılmaz bir girdap gibi onu boğan, kısıtlayan birkaç ortak kelimenin döngüsünde ruhunun etrafına çit çekiyorsun.

Vaktini ve gücünü bütünüyle başkasına aktarmayı terk edip; potansiyelini, kendi varlığını sağlıklı yürütmeyi nasıl başaracağın üzerinde yoğunlaştırmalısın.

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

Önceki İçerik
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar