Ana SayfaTefekkürÖzü Iskalama Tehlikesi

Özü Iskalama Tehlikesi

İnsan, alışkanlıkların konforuna kolayca sığınan bir varlıktır. En yüce niyetlerle çıktığı yolda bile zamanla maksadını unutup, yolun kendisine; yani şekle takılıp kalabilir. İslam’ın temel direklerinden olan namaz ve oruç gibi ibadetler de bu tehlikeden azade değildir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.v.) uyardığı gibi, nice oruç tutanlar vardır ki nasipleri yalnızca açlık; nice namaz kılanlar vardır ki nasipleri yalnızca yorgunluktur. (İbn Mâce, Sıyâm, 21)

İbadetin yalnızca dış şartlarını yerine getirerek onu eda etmek, kulun sorumluluğunu yerine getirmesi bakımından kıymetlidir. Ancak ibadetin asıl gayesi, insanın kalbinde bir dönüşüm başlatmasıdır. Bu dönüşüm gerçekleşmediğinde, ibadet şeklen tamamlanmış olsa da beklenen derinliği her zaman doğurmayabilir. Çünkü ibadet, sadece bedensel bir eylem değil; niyet, bilinç ve kalbin iştirakiyle anlam kazanan bir yöneliştir.

Oruç, yalnızca mideyi aç bırakmak değildir. Asıl olan; dilin, elin ve kalbin de haramdan uzak durmasıdır. Gıybetle kirlenen bir dilin susuz kalması, kalbin susuzluğunu gidermeye yetmez. Bu durumda oruç, insanı arındıran bir ibadet olmaktan uzaklaşır; belirli saatlere sıkışmış bir açlık tecrübesine dönüşebilir.

Namaz da benzer bir hakikati hatırlatır. Kur’an’ın işaret ettiği üzere namaz, insanı kötülükten alıkoyma potansiyeline sahiptir. Ancak bu potansiyel, ancak kalbin iştirakiyle açığa çıkar. Sözlerin yalnızca dudakta kaldığı, bedenin alışkanlıkla hareket ettiği bir ibadette huşû eksik kalırsa; namaz, insanı dönüştüren bir miraca değil, yalnızca yerine getirilen bir göreve dönüşme riski taşır.

Tarih boyunca bazı dış gözlemciler, ibadetin bu iç boyutunu fark edememiş ve onu yalnızca şekilsel hareketler olarak değerlendirmiştir. Oysa İslam geleneğinde ibadetin değeri, sadece görünen fiillerle değil; o fiillere eşlik eden niyet, ihlas ve huşû ile ölçülür.

Bu noktada İslam düşüncesinin temel bir ayrımı hatırlamak gerekir: İbadetin sahih olması ile kâmil olması aynı şey değildir. Şartlarına uygun olarak yerine getirilen bir ibadet geçerlidir; ancak ihsan bilinciyle yapılan ibadet, insanı derinden dönüştüren ve Allah’a yakınlaştıran ibadettir.

Sonuç olarak ibadetler, insanı Allah’a yaklaştıran birer vesiledir. Vesileyi amaç hâline getirip asıl maksadı unutan kişi, yol alır ama menzile varamaz. Hakiki nasip; açlığın sabra, hareketin huzura ve şeklin ahlaka dönüşmesidir. Bunun için her rükûda kalbin de eğilmesi, her secdede insanın kendi iç dünyasına yönelmesi gerekir.

Aksi hâlde geriye, yerine getirilmiş ama iz bırakmamış ibadetler kalır. Oysa ibadetin en büyük işareti, insanın hayatında bıraktığı sessiz ama derin değişimdir.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar