10 C
Bursa
20 Nisan 2024 Cumartesi
spot_img
Ana SayfaİslamSünnet Bilinci Üzerine Notlar - 1

Sünnet Bilinci Üzerine Notlar – 1

GİRİŞ

İslam’ın çeşitli konularının tartışıldığı günümüzde bazı araştırmacı yazarlar; Sünnet’in vahiyliği konusunda yeni şüpheler gündeme getirerek, hadis ulemasının sahih gördüğü hadisleri bile sorgulama veya reddetme noktasına gelmiş veya farklı anlamlar yüklemişlerdir.

Bu olumsuz tavır, bu tür Müslümanların Sünnet karşısındaki tefrit boyutunu temsil ederken, birçok Müslümanın zihnine, Sünnet denildiğinde akıllarına, ya kılınan revatib sünnet ve teravih namazları ya da sarık sarmak, sakal bırakmak, cübbe giymek ve misvak kullanmak veya çocukları sünnet ettirme ve cemaatle namaz kılma gibi uygulamalar şeklinde yerleşmiş olması, bunun ifrat boyutunu temsil etmektedir. Bu iki aşırı dengesiz boyutun varlıkları dün olduğu gibi bugün de Sünnet’in doğru bir biçimde anlaşılmasına engel olmaktadır.

Şüphesiz söz konusu uygulamaların büyük bir kısmı Sünnet kavramı içerisinde değerlendirilmiş olsa bile, İslâm hukukunda Sünnet’in içerdiği hükümlerin bundan daha etraflı ve daha kapsamlı boyutta olduğu düşünülmelidir. Bu bakımdan Müslümanların hayatlarına yön veren Sünnet algısının aydınlatılması kaçınılmazdır.

Günümüz Müslümanın Nebevî Sünnet konusunda sahip olduğu yanlış bilgilerin düzeltilmesi, onların Sünnetle ilgili bilinçlerinin arttırılması ve bu kavramın içerdiği unsurları doğru bir şekilde algılamalarının sağlanmasına yönelik çalışmalar önem arz etmektedir. ‘Sünnet Bilinci Üzerine Notlar’ başlığı altında bu makaleyi hazırlanan yazımızın amacı, Sünnet konusunda bilinçsiz olan toplumumuzu bilinçli hale getirmek ve Sünneti doğru bir şekilde anlamalarını sağlamaktır.

Yazımızda öncelikle Sünnet’in kavramı üzerine durulmuş, akabinde Sünnet’in vahyiliği delillerle ele alınmış, vahyin kapsamına giren ve girmeyen kısımları araştırılmıştır. Ayrıca en can alıcı başlık olarak hukuki değeri açısından Sünnetin işlevi ele alınacaktır.

Umarız ki Sünnet’in doğru anlaşılarak günümüze intikali, İslâm’ın doğru bir şekilde yaşanmasına vesile olacaktır.

I. KAVRAM OLARAK VAHİY, SÜNNET ve HADİS

Bu bahiste vahiy, sünnet ve hadis kavramları hem dil hem de terim açısından etraflı bir şekilde ele alınacak, Sünnet ile hadisin arasında herhangi bir farkın bulunup bulunmadığı incelenecektir.

A. Vahyin Tanımı

Arapça dilinde v-h-y harflerinden meydana gelen vahiy lafzı, aslında “süratli bir tarzda işaret etmek” anlamına gelir[1]. Vahiy kelimesinin süratlilik-acele anlamıyla birlikte ikinci temel özelliği gizliliktir. Bundan dolayı vahiy, “Başkasının anlamayacağı tarzda muhataba has olan, gizli, süratli haber verme” şeklinde anlaşılmaktadır[2].

Istılahı olarak vahiy, “Allah Teala’nın, peygamberlerine yazı (kitap) ile melek vasıtasıyla, rüyada veya ilham ile bir şeyi bildirmesidir”[3] diye tarif edilmiştir. Vahyin hem kelime anlamını hem de dindeki kullanımı dikkate alınarak başka tarifler yapılmıştır[4]. Söz konusu tariflerde vahyin peygamberlere has bir olgu olduğuna işaret edilmiş ve “peygamberlerine” ifadesi ile ilham kavramı, vahiy kavramının dışına çıkarılmıştır. Nitekim İslam alimlerinin ekserisi, vahyin sadece peygamberlere has bir özellik olduğu görüşündedirler. Bilhassa Hadis şârihlerinden Kirmânî (ö. 786/1384), İbn Hacer (ö. 852/1449), Aynî (ö. 855/1451) ve Kastallânî (ö. 923/1517) gibi âlimler, vahyin bu yönüne dikkat çekmişlerdir[5]. Vahiy kelimesinin Kur’an’daki yaygın kullanımı da zaten bu yöndedir.

Sonuç olarak vahiy, hızlı ve gizli bir tarzda bir şeyin bildirimi olup İslâmî terminolojide, Allah Teâlâ’nın, tebliğini istediği hükümleri ve diğer haberleri gizli bir yolla peygamberlerine bildirmesi anlamında kullanılmaktadır[6]. Allah’tan gelmesi bakımından vahiy gibi kabul eden bazı âlimler, bu nedenle vahiy kavramı içine ilhamı da dâhil etmişlerdir. Ancak bu, çoğunluk tarafından benimsenmemiş, genel olarak vahyin peygamberlere has bir durum olduğu kabul edilmiştir[7].

B. Sünnet’in Tanımı

Sözlük anlamı olarak; Sünen kelimesinden alınıp, yol, vecih, kast anlamında kullanılmıştır.[8] Bundan başka kullanılan manalar şunlardır:

  1. Siret (çığır):[9] İster iyi isterse kötü anlamda kullanılmıştır. Ayrıca bu manada kullanıldığını gösteren şiirler bulunmaktadır. Bu anlamda delil olarak kullanılan hadis de şudur:
    ‘Kim İslâm’da güzel bir çığır açarsa, ona, o açtığı çığırın sevabı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin sevabı da verilir. Kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, ona, o açtığı çığırın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahı da verilir.’[10]
  2. Karakter, yaratılış ve şekil.[11]
  3. Uyulan imam.
  4. Ümmet veya evvelkilerin sünneti.
  5. Uyulan adet (Kur’ân ifadesi) bu ister iyi ister kötü olsun.
  6. Merkebin sırtındaki siyah çizgi.[12]
  7. Medine’de bilinen bir hurma türü.[13]
  8. Sünnetullah: İlahî kanun, nizam, hikmet gibi anlamlarda kullanılmıştır.[14]

Hadis âlimlerinin örfünde itikatta gidilen yola bu isim verilmiş, bu ümmetin ilk gelenleri olan sahâbe, tabi‘în ve onların yolundan gidenlerin adı olmuştur.

İstılah anlamına gelince:

  1. Genel anlamda: Kur’ân’da olmayıp Nebî (s.a.v)’den sadır olan söz ve fiil anlamındaki emir ve yasaklar veya mendup olan şeylere denilir.[15]
  2. Şayet bu lafız Nebî (s.a.v)’den başkasının Sünneti kastedilirse kayıtlandırılır.[16]
  3. Bazen sahabînin ameli de -ki bu amelin ister Sünnet ‘te delili bulunsun, isterse bulunmasın Sünnet kapsamına girmektedir. Çünkü söz konusu amel sahabî indinde sabit olup da bize nakledilmemiş bir sünnet olabilir. Buna örnek olarak; içki içenin haddi, Mushaf’ın toplanması ve divanların tedvini edilmesi gibi.[17] Bunun delili ise İrbâz b. Sâriye (r.a)’dan rivayetle:

    فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِى وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ
    ‘Size benim ve Râşid Halifelerin Sünnetini tavsiye ederim’ hadisidir.[18]
  4. Bid‘at karşılığında kullanılan Sünnet:[19] Örneğin, Sünnet‘e uygun amel eden kimseye, falan Sünnet üzerinedir. Dinde sabit olmayan bir amel ihdas eden kimseye de falan bid‘at üzerinedir denilmesi gibi.[20]
  5. Farz olmayıp nafile cinsinden olan ibadetlere, ister müekked olsun isterse olmasın Sünnet denilmiştir. [21]

C. Hadis’in Tanımı:

Sözlükte hadis; eskinin karşıtı yeni, söylenen söz veya haber anlamında kullanılmıştır. Hadisi Şerifte:

“Sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabıdır”[22] ifadesinde hadis lafzı söz anlamında kullanılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de:

‘Sana Musa’nın haberi gelmedi mi?’[23] ayeti kerimesinde hadis lafzı haber anlamında kullanılmıştır.

İstılah anlamı ise; Allah Rasûlü (s.a.v)’in söz, fiil ve takrirlerine ait haberlerdir.[24]

Sünnet ile Hadis arasındaki farka gelince; hadis âlimlerinin çoğuna göre her ikisi de müteradif anlamda kullanılmıştır. Bazıları ise ikisini ayırmıştır. Şöyle ki: Hadis; nakledilen kavli, fiili ve takriri şeylerdir. Sünnet ise; Nebî (s.a.v) döneminde sahabînin son dönemine kadar Dini uygulamadaki keyfiyet anlamında algılanmıştır.[25]

Sünnet ile Hadis’in farkını ortaya koyan açıklamalar arasında kayda değer olanı şudur:

“Sünnet, Allah’ın Kitabı’nın, Allah’ın Rasûlü (s.a.v) tarafından evrensel planda yapılmış beyanıdır. Hadis ise; bu beyanın yazılı belgeleridir”[26].

II. VAHİY AÇIDAN SÜNNET

Bu başlık altında Sünnet’in vahiy yönü delilleriyle ele alınacaktır. Akabinde Sünnet’in hangi kısımlarının vahiy kapsamına girdiğini ve hangilerinin de bu kapsamın dışında kaldığı belirtilecektir.

Öncelikle iyice belirtilmesi gerekir ki, şeri hükümleri açıklama noktasında Sünnet, hiç şüphesiz vahiy mahsulü kabul edilmiştir. Hiç mümkün müdür ki, Kur’ân-ı Kerîm vahiy olsun da hükümlerinin beyanı ve ona göre uygulama şekli beşerî bir keyfiyete bırakılmış olsun. Böyle bir eyleme müsaade edilseydi, vazedilen hükümlerin vahiy olmaktan çıkması için yeterli bir sebep olurdu ki, bu da uygulama şekliyle beraber Allah’ın (c.c.) dini olmazdı. Kaldı ki Hz. Peygamber’e Kur’an dışı vahiy geldiğini ifade eden birçok ayeti kerimeler bulunmaktadır. Öncelikle konuyla ilgili ayeti kerimeleri ele alıp, bunların analizini yapmaya çalışalım.

A. Hz. Peygamber’e Kur’an Dışı Vahiy Geldiğini Bildiren Ayetler

Hz. Peygamber’e Kur’an dışı vahiy geldiğini ifade eden birden fazla ayet-i kerime bulunmaktadır. Fikir vermesi açısından konuyla ilgili bazı ayetleri zikredip, analizini yapmaya çalışacağız.

  1. Cenâb-ı Hak Kur’an’ı Kerîm’de şöyle buyurmuştur:

﴿وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا.﴾

‘(Ey Peygamber hanımları!) Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve Hikmetini hatırlayın…’ (Ahzâb 33/34)

Ayetten anlaşıldığına göre Hikmet; ayetlerden ayrı bir şeydir ve okunmaktadır. Buradaki Hikmet’in Sünnet ’ten başka bir şey olması düşünülemez. Çünkü Peygamber (s.a.v)’in hanesinde Kur’ân ve hadislerden başka bir şey okunmuyordu:

  1. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

﴿…وَأَنزَلَ اللَّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ…﴾

‘Allah sana Kitabı ve Hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir.’ (Nisâ’ 4/113)

İkinci ayette ise Hikmet; Kur’ân gibi indirilmektedir. Öyleyse Sünnet’in karşılığı olan bu Hikmet, anlaşıldığı üzere vahiy edilmektedir.

  1. Yüce Allah şöyle buyurur:

﴿لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ. إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ. فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ. ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ.﴾

‘(Ey Rasûlum!) Onu (vahyi) çabucak almak için dilini kımıldatma. Muhakkak ki onu (Kur’an’ı) toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. Sonra hiç şüphe yok ki onu açıklamak da bize aittir.’ (Kıyâme 75/16-19)

Burada çok açık bir ifade ile Cenâb-ı Hak, vahiy yoluyla Kur’an’ı, Nebî (s.a.v)’e ilkâ ettirdikten sonra yine o Kur’an’ın açıklanmasını Nebî (s.a.v) vasıtasıyla ona ait olduğunu vurgulamıştır. Böylelikle Kur’an’ın beyanı olan Sünnetin de vahiy yoluyla geldiği anlaşılmaktadır.

  1. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

﴿إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ…﴾

‘Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab’ı hak ile indirdik…’ (Nisâ’ 4/105)

Yine bu ayette Allah (c.c) indirmiş olduğu Kitabı, Nebî (s.a.v)’e gösterdiği şekilde hükmedebilsin diye gönderildiğini bildirirken Kur’an’ı Kerîm’e izafeten hüküm verme şekli Allah tarafından gösterilmesi, Sünnet’in vahiy mahsulü oluşunu gösterir.

  1. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

﴿وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى. إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَى.﴾

‘O hevasına göre konuşmaz. O’nun konuşması, kendisine vahyedilenden başka bir şey değildir.’ (Necm 53/3-4)

Bu ayetin şümulüne Kur’ân âyetleri girdiği gibi Sünnet te girmektedir. Buna delil olarak söz konusu ayetin tefsiri sadedinde İbn Kesîr’in Ebû Dâvud’un Süneni’nden naklettiği şu hadistir:

‘Abdullah b. ‘Amr (r.a) şöyle der:

“Ezberlemek maksadıyla Allah Rasûlü (s.a.v)’den duyduğum her şeyi yazıyordum, Kureyşliler bunu yapmaktan beni yasaklayarak:

‘Sen Rasûlullah (s.a.v)’den duyduğun her şeyi yazıyorsun. Halbuki o da bir insandır ve kızgınlık anında konuştuğu şeyler olur’ dediler. Bu yüzden yazmayı bıraktım ve durumu Rasûlullah (s.a.v)’e anlatınca bana şöyle dedi:

“Yaz! Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, benim ağzımdan haktan başka bir şey çıkmaz.[27]

Yine İbn Kesîr, Tefsirinde İmâm Ahmed’in Musnedi’nden yaptığı nakilde Ebû Hureyre (r.a) söyle demiştir:

“Allah Rasûlü (s.a.v) ben haktan başka bir şey söylemem dediğinde, sahabîler:

‘Bizimle bazen şakalaşıyorsun ey Allah’ın Rasûlü!’ dediler, bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v):

‘Muhakkak ki ben haktan başka bir şey söylemem’ diyerek sözünü tekrarlamıştır.[28]

  1. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

﴿…فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ اْلآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً.﴾

‘…Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz. -Allah’a ve Ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasûl’e havale edin (yani onların talimatına göre uygulayın.)’ (Nisâ’ 4/59)

Buna göre, ihtilaf ve çekişmenin bu iki vahyin dışında olduğunu ve bunun ancak vahyi mahsulü olan kaynaklarla çözüleceğini bildiriyor. Eğer Sünnet vahiy olmayıp Kur’an’ın beşerî bir yorumu olsaydı, beşerin ihtilafını çözmek için ona havale etmezdi. Bilakis Kur’an’ın vahiyle yetinirdi.

B. Sünnet’in Kaynak Değerini Ortaya Koyan Bazı Hadisler

  1. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurur:

“Size Allah’ın (c.c) Kitabı ve onun elçisinin Sünnet’i olmak üzere iki şey bıraktım. Onlara sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa düşmezsiniz”[29].

Rasûlullah (s.a.v) bu sözüyle Kur’ân ve Sünnet’in Din’in iki temel vahiy kaynağı olduğunu vurgular. Çünkü Sünnet’in Kur’an’dan sonra kendisine sarıldığında sapıtmama garantisi olarak gösterilmesi, ancak vahiy ve hidâyet kaynağı olmasıyla izah edilebilir.

  1. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Haberiniz olsun, bana Kur’ân ve onunla birlikte misli verildi”.[30]

Bu hadis, Kur’an dışı Hz. Peygamber’e vahyi geldiğini Hz. Peygamber’in kendisinin bildirmesi önemli bir delildir.

  1. İmrân b. Husayn şöyle demiştir: “Kur’ân nazil oldu, Rasûlullah’a (s.a.v) sünnetler vaz etti”[31]
  2. Evzâ ‘î (öl .187), Hasan b. ‘Atiyye’den şöyle dediğini nakleder:

“Kur’ân, Rasûlullah (s.a.v)’e inerdi. Sünnet’i de ona Cebrail (a.s) indirirdi”.[32]

Diğer bir rivayette ise şöyle gelmiştir:

“Cebrail (a.s), Rasûlullah (s.a.v)’e aynen Kur’an’ı indirdiği gibi Sünnet’i de indirdi ve ona Kur’an’ı öğrettiği gibi onu da öğretirdi”.[33]

Gerek Sahabe gerekse Selef ulemasından nakledilen bu rivayetlerde Sünnet’in ne şekilde vahyedildiği konusunda bize fikir vermektedir.

C. Peygamber (s.a.v)’in Nebevî ve Beşerî Bilgisi ve Vahyin Alanları

Kur’an dışında vahyedilen sünneti bize öğreten Hz. Peygamber’in aynı zamanda bir beşer olarak dünya görüşüne sahip olması yaşamış olduğu hayatın bir gereğidir. Dolayısıyla kendisinde bazı beşerî hallerin bulunması insan olduğunun bir göstergesidir. Bunların vahiy dışında kalması gayet tabidir. [34] Binaenaleyh nebevî sünnetin nelerin vahiyden olduğu ve nelerin de vahyin dışında kaldığını [35] bilmek için sünnetin sahibi olan Hz. Peygamber’le ilgili aşağıdaki ayırıma gitmemiz kaçınılmazdır.

  1. Peygamber (Nebî) olarak Muhammed (s.a.v)
  2. Beşer olarak Muhammed (s.a.v)

Bu şekilde yaptığımız ayırımının delili, şu ayette yer almaktadır:

﴿قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا.﴾

“(Ey Rasûlüm!) Deki: ‘Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim, (şu var ki) bana İlahınız ’ın, sadece bir İlah olduğu vahyolunuyor.’” (Kehf 18/110)

Görüldüğü gibi ayetin birinci kısmı onun insan olma yönünü, ikinci kısmı ise kendisine vahyedilmesi hasebiyle Peygamber (Nebî) olma yönünü ele almaktadır.

Dolayısıyla Peygamber (s.a.v)’in sahip olduğu bilgi Nebevî ve Beşerî bilgi olmak üzere ikiye ayrılmasına gidilmiştir. Bunlar da vahye dayanan bilgi ve yaşadığı toplumdan aldığı bilgiyle kendi akıl ve tecrübesine dayanan bilgidir[36]. Bu bağlamda sünnetin vahiyle ilişkisi ve alanlarına paralel olarak bağlayıcılığı açısından birçok sınıflandırmalar yapılmıştır.[37]

1. Vahyin Kapsamına Giren Alanlar:

Yazımızda üçlü bir sınıflandırma hazırlayarak vahyin alanları konusunda bir tasnif geliştirmeyi amaçladık. Bu tasnifin kapsayıcı olduğunu düşünüyoruz. Sözgelimi;

  1. Akâid, metafizik alemi ve gaybiyata ait haber verdiği haberler. Çünkü beşerin bu konuları aklıyla bilmesi ve bulması mümkün değildir.)
  2. Helâl ve Haram yiyeceklerle ilgili hükümler.
  3. Emir ve nehiylere dahil olan uygulamalar.
  4. Hz. Peygamber’in kavli ve sükûti takrirleri (onayları).
  5. İbadetler (tevkifidir).
  6. Ukubât. (Ceza hadleri).
  7. Hasaisü’n-Nebi (Hz. Peygamber’in (s.a.v) hususî halleri), visal orucu tutması, gece namazının kendisine vacip olması, ganimet ve fey gelirleri almasının caiz oluşu, dörtten fazla kadınla evlenmesi, kendisine ve ailesine zekâtın almasının haramlığı, hanımlarıyla evliliğin haramlığı, ona ait şeylerle teberrük edilmesi, ezcümle konuyla ilgili olarak hadislerde geçen hususiyetler vs…

Söz konusu konular Kur’an-ı Kerim’de geçmesine rağmen bunların tafsilatı ve beyan edilmesi Sünnete bırakılmıştır.

2. Vahyin Kapsamına Girmeyen Alanlar:

  1. Hz. Peygamber’in (s.a.v) fıtri ve cibillî fiilleri; oturup kalkma, yeme içme, nefsi ve bedenî ihtiyaçları karşılaması vb. durumlardır.
  1. İdari ve müşavereye açık alanlar. Hakkında herhangi bir nas gelmemiş ve Müslümanların karar ve istişaresine bırakılmış idarî yaptırımlar ve uygulamalar.
  2. Kazâ-î hükümlerde içtihada dayalı tasarruflar, maslahata dayalı hukuki yaptırımlar.
  3. Tababet ve koruyucu hekimlik ile ilgili uygulamalar, tıbbi kural ve tedavi buyrukları tavsiye niteliğindedir. Bunlar genelde tecrübeye dayanır.
  4. Ahlaki değer ve ölçüler, adabı muaşeret.
  5. Adet ve gelenekler, giyim kuşam ve beden bakımı, herhangi bir bölgenin şartlarına bağlı uygulamalar, Belirli bir zamana bağlı fiiller.
  6. Dünya işleri: Siyaset ve yönetim, ordu ve askeri tanzimi ve kullanılan silah ve araçlar, sanat ve meslekle ilgili alanlar, Ticaret ve çeşitli geçim yolları, ziraatla ilgili uygulamalar, eğitim ve öğretim metot ve araçları, tıbbî müdahaleler ve tedavi yöntemleri, çağdaş teknolojiden yararlanılan alanlar.

Dünya işleriyle ilgili olarak, hurma ağaçlarını aşılama kıssasında: Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz”.[38] veya: “Ben ancak bir beşerim, dininizden bir şey emrettiğim zaman onu alınız, kendi görüşümden bir şey emrettiğim zaman ise ben de bir insanım”[39] demiştir. Zira Peygamber (s.a.v), söz konusu alanları vahyin dışına çıkarmıştır.

Yine başka bir delilde; Bedir Savaşı’na giderken Peygamber (s.a.v)’in orduyu indirdiği mevkiinin vahye dayanmadığını öğrenen ve akabinde Hz. Peygamber’in bunun kendi görüşü olduğunu bildirdikten sonra; Hubâb b. el-Münzirî’nin itirazı dolayısıyla Hz. Peygamber’in ordunun mevkiini değiştirmesi [40] gibi benzeri hadisler delil getirilmiştir. Zira dünya işiyle ilgili olayların ve alanların vahyin dışında kalması gayet tabiidir. Çünkü dünyevi işler, her toplumun yaşadığı bölgeye göre hayat şartlarının farklılık arz etmesiyle farklı uygulamaları zorunlu hale getirmiştir. Ayrıca yaşadığımız modern dünyada bilgi ve tecrübenin gelişmesiyle teknolojinin getirdiği yeniliklerin ortaya çıkması ve seçeneklerin çoğalmasıyla, daha önceleri kullanılan araç, imkân ve klasik yöntemlerin değişmesini gerekli kılmıştır.

3. Hem Vahye Hem de İçtihada Dayalı Alanlar

  1. Sosyal ihtiyaçların karşılanması konusunda yollarının belirlemesine yönelik uygulamalar (Bunun bir kısmı vahye, bir kısmı içtihada dayalıdır).
  2. Faziletli ve güzel ameller ve menkıbelerle ilgi sünnetler. Bunların bir kısmı vahye bir kısmının da içtihada dayanır.[41]
  3. Hukuki Düzenlemeler: Medeni, muamelât hukuku ve akitler ile ilgili hükümlerde bağlayıcı olanların yanında içtihadî olan durumlar da bulunmaktadır.
  4. d. Hz. Peygamber’in içtihat ve tasarrufları içerisinde vahiy tarafından tashih edilenler bağlayıcı kısmına girer. Tashih edilmeyen kısım ise bu alanın dışındadır.
  5. Tıbbî tedavi ile ilgili uygulamalar her ne kadar tecrübeye dayansa da manevi hastalıkları Rukiye yoluyla, Kur’an ve şifalı dualar ile tedavi etme ameliyesinin vahye dayandığı söylenebilir.

Ancak mubah hükmüne dayalı cibillî, geleneksel ve dünyevi işlere ait fiillerde iki şart oluşursa, işlenilen fiilin ve uygulamanın hükmü değişebilir. 1) Bu fiil ve uygulamayı emreden kavli bir emir, 2) Ya da yasaklayan kavli bir nehiy, 3) Veya dini bir hükümle ilişkili olduğuna dair bir karine bulunursa şayet bu durumda şer’i müdahale söz konusudur[42]. İşlenilen fiil veya uygulama sünnetin bağlayıcı kapsamına girmesiyle dini bir hükmün sınıfına dahil olacaktır. Örneğin, yemek yerken ya da bir şey içerken, sağ elle yenilmesi ve içilmesini emreden kavli bir emir neticesinde mubah olan yeme ve içme fiilinin keyfiyeti şer’i bir hükümle belirlenmektedir.

Dolayısıyla vahyin bağlayıcılık değerinin doğru tespit edilmesi gerekir. Çünkü Şâri’in, mükelleften bir fiilin yapılıp yapılmaması konusundaki talebi, teklifi hüküm çerçevesinde tanımlanarak, vacip, mendup (müstehap), haram, mekruh ve mubah olmak üzere beş farklı kategoriden birisine dahil olmasıyla gerçekleşir.[43]

Ayrıca hadislerin bir kısmı, sadece haber nitelikli olup bilgi ifade ederken, diğer bir kısmı da doğrudan amelle ilgilidir.[44] İbn Teymiye’nin ifadesiyle, haber niteliğinde olanlar tasdik edilir; farz yahut haram veya mubah gibi teşri yönü olanlara ise uyulması gerekir.[45]

Sonuç

Bir sonraki başlığımızda Sünnet’in vahyiliği konusu kadar önem arz eden Sünnet’in hukuki (bağlayıcılık) değeri konusu ele alınacaktır. Bu bağlamda Rasûlullah (s.a.v)’in tebliğ, mesel olma ve beyan gibi görevleri üzerinde durulacak, daha sonra onun tek başına hüküm koyma yetkisinin olup olmadığı incelenerek getirdiği hükümlere dair hadislerden bazı örnekler sunulacaktır.


[1] Bkz. Râgib İsfehanî, el-Müfredât fî garîbi’l-Kur’ân, Mektebetü’l- Mısriyye, Kâhire,1970, 809; M. Zebîdî, Tâcü’l-‘arûs min cevâhiri’l-Kâmûs. I- X, Kahire, 1886, X, 385.
[2] Bkz. Ezherî, a.g.e., V. 297, 385; İbn Manzûr, Lisânu’l-‘Arab, XV, Dâr Sâdır, Beyrut, 1990, XV, 381.
[3] Bkz. Kastallânî, Ahmed, İrşâdu’s-sârî li şerhi sahîhi’l-Buhârî, Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrût, ts., I. 48)
[4] Bkz. Aslan, A., Kur’ân’da Vahiy, Ankara Okulu Yayınları, 2000, 48.
[5] Bkz. Kirmânî M., el-Kevâkibu’d-derârî fî şerhi  sahîhi’l-Buhârî,  Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrut, 1981, I. 14; İbn Hacer Askalânî,  Fethu’l-Bârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Dâru’l-Kütübi’l İlmiyye, Beyrut, 2003, II. 11; Aynî Muhammed. B. Hanefî, Umdetu’l-kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî. I-XV, Mektebetü ve Matbaatu Mustafa el-Bâbî el-Halebî, Kahire, 1972, I. 15; Kastallânî, a.g.e., I. 48.
[6] Bkz. Ebû Zehv Muhammed, Hadis ve Hadisçiler, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2007, 32.
[7] Bkz. Akçaoğlu F., Hz. Peygamber’in Kur’an Vahyi Dışında Bilgilendirilmesi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,  2019, 18.
[8] Bkz. İbn Manzûr, a.g.e., 13/226.
[9] Bkz. İbn Manzûr, a.g.e., 13/225.
[10] Muslim, Zekât, 20.
[11] Bkz. İbn Manzûr, Lisânu’l-‘Arab, 13/225.
[12] Bkz. Ezherî, Tehzîbu’l-Luga, 12/304.
[13] Bkz. Ezherî, a.g.e., 12/306.
[14] Bkz. Fetih, 23; Fâtır, 43.
[15] Bkz. İbnu’l-Esîr, en-Nihâye fî Garîbi’l-Hadîs, 2/409.
[16] Bkz. el-Emîn es-Sâdık, Mevkıfu’l-Medreseti’l-Akliyye, 1/25.
[17] Bkz. el-Emîn es-Sâdık, age., 1/27.
[18] Bkz. Tirmizî, İlm, 16; İbn Mâce, Mukaddime, 6; Dârimî, Mukaddime, 6.
[19] Bkz. Fevzî, Tevsîku’s-Sünne, s. 16.
[20] Bkz. Şâtibî, el-Muvafakât, 4/2.
[21] Bkz. Fewzî, Tevsîku’s-Sünne, s. 16.
[22] Müslim, Cuma, 13.
[23] Tâhâ, 29.
[24] Bkz. Başaran Selman, Sönmez M. Ali, Hadis Usûlü ve Tarihi, s. 2.
[25] Bkz. M. Lutfi es-Sabbâğ, Edebu’l-Hadis, s. 10.
[26] Bkz. Çakan İ. Lütfi, Hadis Usûlü, 23, 43.
[27] İbn Kesîr, Tefsîr; 4/260.
[28] İbn Kesîr, a.g.e., 4/260.
[29] Hâkim, el-Müstedrek, 1/171-172.
[30] Ebû Dâvud, Sünen, 4604; Dârimî, Sünen, 606.
[31] İbn Hanbel, Müsned, 4, 445.
[32] Dârimî, Sünen, 607.
[33] Suyûtî, Miftâhu’l-Cenne, s. 53.
[34] Bkz. Erdoğan, Vahiy-Akıl Dengesi Açısından Sünnet, İFAV Yayınları, İstanbul, 222-225.
[35] Bkz. ‘Abdülganî ‘Abdulhâlık, Hücciyetu’s-Sünne, s. 334-341.
[36] Bkz. Karacabey Salih, Hz. Peygamber’de Nebevi ve Beşerî Bilgi, Sır yayıncılık, İstanbul, 2002, 177-178; Sancaklı Saffet, Sünnet Vahiy İlişkisi, Diyanet İlmi Dergi, cilt. 34. sayı.3. yıl. 1998, 64.
[37] Bkz. Sakallı, T., Hadisler ve Yorumları, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2014, 511.
[38] Müslim, 2363.
[39] Müslim, 2362.
[40] Bkz. Hâkim, el-Müstedrek, 3/482.
[41] Bkz. Dehlevî Şah, Huccetullâhi’l-bâliga, I-II, Dâru ihyâi’l-Ulûm Beyrut, 2001, I, 471-473.
[42] Bkz. Sakallı Talat, Hadisler ve Yorumları. Rağbet Yayınları, İstanbul, 2014, s. 551.
[43]  Bkz. Şa’bân Zekiyyuddin, Usûlü’l- Fikh, Beyrut, 1971, s. 225.
[44] Bkz. Sem’ânî, Kavaidu’l-edille fi’l-usûl. (thk. Muhammed Hasan Heytu), Müessesetü’r-Risâle, Beyrut, 1996: 52.
[45] Bkz. İbn Teymiye A. Harranî, Mecmûu fetâvâ, (thk. A. El-Cezzar-Enver el-Baz). I-XXXVII, Dar İbn Hazm, Beyrut, 1997, XVIII, 8.

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar

Nisa yorumladı Karınca Kararınca
ummugulsumsolmaz6565@gmail.com yorumladı İnsan ve Mana
Ümmü Gülsüm Solmaz yorumladı İnsan ve Mana
Süheyla Durna yorumladı İnsan ve Mana
Rukiye yorumladı İnsan ve Mana