Her sabah işe gitmek için gerekenden çok daha erken kalkıyordu. Akşam eve döndüğünde uğraşması gereken işlerin çoğunluğunu tamamlıyordu. Eşi sessizce gidişini izledi her sabah olduğu gibi.
Yorgun gözlerle arkasına dönüp baktı. “Allah’a emanet ol, günün güzel geçsin, kolay gelsin” gibi iyi niyet barındıran bir şeyler duymak istiyordu içi. Yavaşça kapandı kapı yine tek kelime etmeden. Yüreği yana yana yürüdü gitti karanlık sokakta.
Dili gün için güzel şeyler diliyor, canından sıcak sıcak dualar ediyordu. Gönlüne bir düğüm atıldı sanki, duanın sonuna geldiğinde “O hariç Allah’ım” dedi. O hariç…
Dua Rabbi ile kulu arasında destursuz söyleşidir. İçinden geldiğince. Hatta öyle anlar olur ki emir kipi kullanır çoğunlukla. “Ver Allah’ım, al Allah’ım, şunu şöyle bunu böyle”
Buna karşılık Rabbimiz de;
“Kullarım sana beni sorduklarında, (bilsinler ki) ben onlara çok yakınım. Bana dua edenlerin dualarını kabul ederim.” (Bakara Sûresi, 186) buyuruyor.
Zaman yeni davranışlara taşıdı bizleri. Hoşça kal’larımıza “beni duada unutma”lar eklendi. Büyüklerin duası der bazı yöre halkı, salihlerin, abidlerin zahidlerin dualarında anılmak isteriz. İsimlerini anar, yad ederiz.
Kabul olunmayan duadan Allah’a sığınır, kabul olunanlarla beraber kabul olunmayı dileriz.
Birinin gönlüne girmek, duasında olmaktır aynı zamanda. Zira sevmek için izin istemenin edepten olma nedeni de tamamen duadır. Zira insan doğası gereği kendisi için ister her şeyi. Birini sevince onun için de ister kendisi için istediğini. İçen içtiğinden, yiyen yediğinden diler sevdiği için de hiç ayırt etmeden. Hele bir de Allah rızası için seviyorsa, beklentisiz safiyane.
“İbadetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır.” (Ebu Davud)
Sever onu kendine benzetir, sever usul usul sevdiğine benzer. O kadar ki,
“İnsan, dünyada kimi seviyorsa, ahirette onun yanında olacaktır.” (Buhari) buyurur Efendimiz (s.a.v.).
Dünya işleri, sıkıntı ve telaşı bizi bizden alıkoysa da hükümler, halimizden ziyade gönlümüze göre verilir. Zira “Ameller niyetlere göredir” (Enam 52). Niyetin, hedefin ne ise sonucun da o olur. Hacca aynı kafilede giden sayısız hacı niyetlerince karşılık bulurlar. Ticarete ticaret, ibadete ibadet sevabı verilir çünkü. Oruç, açlık ve diyet mi, Allah’ın rızasına kavuşmak esas niyet mi, ona göre değerlendirilir, sonuç yine aynı. Halis murad ne ise netice de tam olarak o oluyor değişmeden.
Duası, doğası, işi, uğraşı sadece Allah’ın rızası olanlar için daha cazip bir seçenek oluşmaz. Ta ki kavuşana kadar. Ne var ki kalbinin ibresi nefsin nefesinde titrer durur dinlenmeden. Efendimiz (s.a.v.) uyarıyor,
“Kalp, rüzgârların çölde bir sağa bir sola savurduğu kuş tüyü gibi şekilden şekle girer” (İbni Mâce). Duasında kalbine sükunet ve selamet dilemek en zaruridir bu nedenle.
“Allahümme yâ mukallibe’l-kulûb! Sebbit kalbî alâ dînik: Ey kalpleri çeviren Allah! Kalbimi dininden ayırma!” (Tirmizî, Kader 7) Resulullah Efendimiz (s.a.v.) sık sık bu duayı okurlardı. Kalbimi imanda sabit kıl. Eğilen bükülen kıvrım kıvrım gönlümü koru.
Dua sade bir niyaz, sade bir yakarış veya istek değil. İbadetin yakalamak istediği ta özüdür.
“Dua ibadetin kendisidir.” (Tirmizi) Bütün ibadetler kulluğu hissedip teslimiyet ve huzur bulmak için yapılır. Dua bu hali dil ile ikrar etmektir.
Darda zorda, sıkıntıda edilen niyaz ve yakarışlar da kulun derdine kolaylık bulma çabasıdır.
“Dua bir umut çığlığıdır.” (Alfred De Musset) Alemlerin tek sahibi, kendisinden habersiz yaprak kıpırdamayan Mevla’nın gücüne teslim olmak, takdir edip rahatlamaktır özünde.
“Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir.” (Buhari) Hasılı kul olmanın lezzetini alabilme, o lezzet ile dünyanın sıkıntısına önem vermeme halidir. İbadetin gayesi zaman kontrolü, iç disiplin, huzur. Rızayı gözetme mevkisi de ruhun teskin olması, anı yakalayıp farkında kalmasıdır. Yoksa bu denli programlanmış bir sistem bu hassasiyet sadece Cennet için değil Cennet halini yakalamak içindir.
(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!” (Furkan 77) Emir ve kabulün tacı dua. İletişimin son noktası.
Babanın evladına ettiği dua, annenin evladına ettiği dua, eşlerin birbirlerine ettikleri dua, küçüklerin büyüklere, büyüklerin küçüklere ettikleri dua, hepsi farklı etkilerde, çok farklı derinliklerdedir. Birinin bir başkasına haberi olmaksızın arkasından ettiği dua. Makbul zamanlarda vakit gözetilerek edilen dua. Zamanlı zamansız canı gönülden edilen dua.
Edilmesi gereken dualar, edilmemesi gereken dualar.
Atlar, seher vakti sahibim beni sevsin diye dua ederlermiş. Çalışanların işverenleri için ettikleri, işverenlerin de çalışanları için ettikleri dualar da makbuldür. Bağ kurar dua, yakınlaştırır kulu kula. Kalbe ülfet ve muhabbet dolar. İsimle dua etmek, hatırı çoğaltır. Tüm müminlere dua eder müminler namazda. Namazı terk edenler o dualardan diğer müminleri mahrum bıraktıkları için de zahmet çekecek, hesap verecekler mahşerin sıcağında.
İyi niyetlerle semaya gönderilen pozitif enerji gücüdür dua. Birbirinden esirgemeden sağanak sağanak, bereket bereket çoğalan, tatlanan, hissedilen sımsıcak sarmalayan şifadır dua.
Rabbim gönüllerimizde adını sakladıklarımızın, ruhlarımızdakinin lezzetini artırsın. Duamıza aldıklarımızın zarar ve ziyanlarını yaşamaktan korusun. Duasına girdiklerimizin duasından çıkarmasın hiçbirimizi.
Rahmetinle muamele eyle “O HARİÇ” dedirtme kimse için. Fatiha’mızı tiksinmeden okuyalım, okusunlar bize.
Ruh aynalarımıza bize benzeyenler düşsün. Bizi benzetmeye çalışanlar değil. Severken büyüdüklerimiz nasip olsun sevgimize, ufalayanlar değil. Dualarımızı ismiyle süslediklerimiz, ömrümüzü yaptıklarıyla süslesin. Hamd sebebimiz olacak insanları alalım dualarımıza, yakıp kavuranları değil.
İyilik ve güzelliklerle dolu dualarla bezeyelim sözlerimizi, kötü niyet ve dileklerden arındır, koru Allah’ım içlerimizi. Senin her şeye gücün yeter…




