Değerli Kardeşlerim,
Cenab-ı Hak, adaletinin bir tecellisi olarak, her insanı ona vermiş olduğu güç, imkân ve malı nispetine göre hesaba çeker. Akıldan uzak bir deliye ya da bunamış bir kimseye dinini niye öğrenmedin diye sorguya çekmez. Çünkü akıl gibi bir nimeti kaybeden bir kimse başkalarına bir şey veremez ve öğretemez. Ancak akıl sahibi kimseler hesaba çekilecektir. Gücü yettiği halde farz olan bilgiyi niye öğrenmediği bir kulunu sorgular iken, fakire niye zekâtı vermediğini sormaz, bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bununla birlikte Allah yolunda ilim ve mali güç sahibi olan kimseye verilen imkanları ne yaptığı ve nasıl kullandığı sorulacaktır. Bu imkanından az dahi olsa bir kısmını Allah yolunda harcayıp harcamadığı, yoksa yiyip içip kapris ve zevklerini yerine getirmek için yaşadığınının hesabını verecektir.
Konumuza Hz. Peygamber’den gelen bir hadisi şerif ile başlayalım.
(لا تزول قدما عبد يوم القيامة حتى يسأل عن أبع، عن عمره فيما أفناه، وعن شبابه فيما أبلاه، وعن ماله فيما اكتسب وفيما أنفق، وعن علمه بما عمل).
“Kul, Kıyamet günü dört şeyden hesaba çekilmediği müddetçe ayağı kaymaz; ömrünü nerede geçirdiği, gençliğini nerede tükettiği, malını nereden kazanıp ve nerede harcadığı, (öğrendiği) bilgiyle amel edip etmediğinden (hesaba çekilecektir)”.[1]
Dünyada bizlere hüccet ikame ederek, Ahiret aleminde de herhangi bir mazeret bırakmayacak derecede önemli hususlara değinen bu hadisi şerifi iyice kavrayabilmek için detaylı bir şekilde açılımının yapılması faydalı olacaktır.
Kıyamet Günü Kulun Hesaba Çekileceği Hususlar:
-
Ömrünü Nerede Harcadığı?
Hadisin metninde kulun ömrünü Allah’a taatta (kullukta) yani ilim ve ibadette mi, aile ve komşusuna toplum ve insanlara iyilik yaparak mı geçirdiği, yoksa sosyal medyada vaktini boşça harcayarak, ya da şunun bunun yanına giderek boş sözler edip gereksiz işler peşinde mi geçirdiği kendisine sorulacaktır.
-
Gençliğini Nerede Tükettiği:
Gençlik insan hayatının en verimli olduğu dönemdir. Dolayısıyla hadisi şerif, kulun gençliğini Allah’ın kendisine vacip kıldığı şeyleri öğrenme, ehline ve topluma iyiliği emretme ya da ilim ve amel mahfillerinde mi harcadığı, yoksa şehvet, zevk ve arzularının peşinde koşarak mı gençliğini tükettiği sorusunu gündeme getirmektedir. Evet, güzel amel işleyerek ve Allah’a davet yolunda bulunmak suretiyle hazırlığımızı yapalım. Ne malın ne evladın fayda vermediği, sadece salim bir kalbin fayda verdiği o gün gelmeden önce vaktimizi değerlendirip, ilim öğrenerek ve onunla amel ederek amel defterimize ecir üstüne ecir katalım.
-
Malını Nereden Kazandığı:
Bilindiği üzere bundan sonraki sorularda birçok kimsenin ayağı kayacaktır. Ancak Allah’ın merhamet ettiği kimseler bundan müstesnadır. Bu soruda biraz durmamız gerekecektir. Öncelikle acı halimize ve Müslümanların haline bir bakalım. Acaba malımızı yaygın olan herhangi bir faiz bankasından mı elde ettik? Yoksa hak etmediğimiz alın teriyle kazanmadığımız bir yerden mı biriktirdik? Yoksa ticaretimizde insanları aldatarak, yalan ve hile yoluyla mı kazandık? Ya da Allah’ın haram kıldığı bir yerden mi topladık? Yoksa Allah katında kendisini kurtaracak ve Allah’ın kullarından müstağni kılacak, faydalı olacak helal kazanç yollarından mı elde ettik? Bu konularda nefsimizi hesaba çekmemiz elzemdir. Allah’ın bizleri hesaba çekmesinden ve o dehşeti günde ayağımızın kaymasından önce malımızı nereden kazandığımız sorusunu kendimize sorarak nefsimizi hesaba çekelim.
-
Malını Nerede Harcadığı:
Evet, helal kazançla malımızı elde etmiş olsak bile o malı nerede harcadığımızdan sorulacağız. Acaba malımızı Gazze’de Müslüman kardeşlerimiz açlıktan ölürken onlara yardım elimizi uzatacağımız yerine sadece ticari yatırımları mı tercih ettik? Ya da tatil otellerinde tatil yapmak için mi harcadık? Acaba havayı kirleten birçok hastalığa, hatta ölüme kadar götüren ve dolayısıyla insanları, hayvanları ve melekleri rahatsız eden sigaraya mı harcadık? Yoksa Allah’ın, nefsimize ve ailemize israfsız bir şekilde helal şeylere mi harcadık? Ya da fakir ve miskinlere Allah’a davet yolunda tasadduk ederek mi harcamada bulunduk? Bu tür sorularla kendimizi sorgulama zamanı ne zaman gelecek ?
Öncelikle iyi bilelim ki, Allah bize bu nimetleri abes olarak vermemiştir. Bu nimetlerin bizlere veriliş maksadını anlamak için Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisini hatırlayalım: “Allah bazı toplumlara özel nimetler verir. Ta ki insanların iyiliği için sarf etsinler diye. Eğer böyle yaparlarsa Allah da onlardan razı olur. Eğer yapmazlarsa Allah onlardan alır başkalarına verir”. [2]
Kaldı ki bizler elimizdeki bu nimetleri istediğimiz gibi kullanıyoruz. Yalnız kendimize bir soralım; Sözünü ettiğimiz bu nimetleri Allah’ın razı olduğu şekilde mi kullandık ki bu kadar rahat hareket edebiliyoruz? Unutmayalım ki elimizdeki bu nimetler Allah’ındır ve üç yerde hakkı eda edilmesi bizden istenmiştir.
Birincisi: Kendimize ve ailemize harcamamız, İkincisi: Zekât ve sadaka olarak vermemiz. Üçüncü olarak da: Allah yolunda infak etmemiz. Nitekim Rabbimiz bu konuda şöyle buyurur: “Allah’a ve Resulüne iman edin, Allah’ın size verdiği maldan Onun yolunda sarf edin. İçinizden infak edenler ve Allah yolunda sarf edenler için büyük mükâfat vardır”. [3]
-
Öğrendiği ilmiyle amel edip etmediği:
İlim öğrenip onula amel etmeyen kişiye ilmi fayda vermeyecektir. Başkalarına ilmini aktarıp ondan faydalanmayan kimse bir muma benzetilmiştir. Başkalarını aydınlatılır iken kendisini yakar bitirir. Dolayısıyla Müslümanın öğrendiğini öncelikle kendisinin uygulaması ve ilminden faydalanması gerekmez mi? Ayrıca bir Müslümanın, cehalet içerisinde yüzen gafil insanlara iman esaslarını ve dinimizin buyruklarını ne zaman yayma gayretine girecektir? Yoksa ilim ve daveti bırakarak kendisini temize çıkarmak için çeşitli bahaneler mi uydurmayı planlıyor? Aynen Arapların Hz. Peygamber’e dedikleri gibi: “Ey Muhammed, senin sohbetinden ve sohbetlerinden geri kalan bedeviler sana diyeceklerdir ki, mallarımız ve ailemiz bizi meşgul etti. Bu sebeple bizim için mağfiret dile. Onlar dilleriyle kalplerinde olmayan şeyleri söylemektedir. Allah yaptıklarından haberdardır”. [4]
Kıyamet gününde Bedevi Arapların mazeretleri geçerli olmaya gibi, ilmiye amel etmeyen bir Müslümanın da planladığı mazeretler geçerli olmayacaktır.
Kıyamet Günündeki İlahi Hesaba Hazırlık:
Allah (c.c) insanların kalplerindeki olanı bilir, bizim kalplerimizdeki olanı da bilir. Zahiren yaptığımız ibadet, sadece namaz, oruç, zekât ve hac mıdır? Yoksa ibadet, Allah’ın razı olduğu ve sevdiği hem zahiri hem de batini olarak işlenen her söz ve fiil değil midir? İbadet kavramı zikredilen bütün söz ve eylemleri içine alan bir kavram olduğuna göre, Kıyamet gününe hazırlığımız kulluğun bütün yönleriyle olmalıdır. Yoksa ilahi hesaba hazırlığımız eksik kalır. Öyleyse kendimize dönüp soralım; bu konuda neler yapmalıyız ve nasıl hazırlanmalıyız? Son derece önemli olan bu sorunun cevabını birkaç maddede toplamak mümkündür. Şöyle ki;
- Allah’a Nasûh bir tövbe ile dönüş yapmalı ve geçmiş günahlarımızın bağışlanmasını ondan dilemeliyiz. Konuyla ilgili olarak Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
(وأنيبوا إلى ربكم وأسلموا له من قبل أن يأتيكم العذاب ثم لا تنصرون).
“Size acıklı bir azap gelmeden önce Rabbinize dönün, ona teslim olun, yoksa yardım göremezsiniz”.[5]
- Hayatımız boyunca kendimizi, ailemizi, toplumumuzu dinimiz yaşayarak bu sorulara cevap vermeye hazırlamalıyız. Hem ilmi hem de ameli yönünden, özellikle amel üzerinde çok durmalıyız. Günümüz Müslümanların en önemli sorularından birisi amelsizlik sorunudur. Maalesef dini yaşama konusunda İslam toplumları şirk, bidat ve hurafelere dayalı İslami bir yaşantı sürdürmek suretiyle ifrata kaymış, ya da İslami yaşantıdan uzak seküler bir zihniyete kapılmış ve tefrite düşmüştür.
- Allah Teâlâ yolunda meşru vasıta ve vesileleri nasıl icat edebilir ve ne şekilde kullanabiliriz? Bu konuda çocuklarımızı ve gençlerimizi nasıl yetiştirebiliriz? Kendimizi bunları düşünmeye sevk etmeliyiz. Eğer bu konuda başarır ve bir hamle yapabilirsek, bazı sorumlukları üzerimize almış ve bu sahada bir paya sahip olmuşuz demektir. Böylelikle hep birlikte hayır konusunda bir şahsi manevi teşekkül etmiş oluruz. Böylelikle Ahiret gününe hesaba çekilmeye adım adım ilerlerken, hazırlığımızın bize destek olacağı konusunda ümitli olabiliriz.
Cenâb-ı Hak cümlemizi güzel ameller işlemeyi nasip ve müyesser kılsın, Hesap gününde bizleri merhametin mahrum kılmasın.
[1] Tirmizî, es-Sünen, no: 2417; Dârimî, es-Sünen, no: 554, Ebû Berzeti’l-Eslemî’den rivayetle. Ayrıca bkz. Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, I, 48.
[2] Taberanî, Mucemu’l-Kebir adlı eserinde hadisi sahih senedle nakletmiştir.
[3] Hadid, 7.
[4] Fetih,11.
[5] Zümer, 54.




