Unutmayın! Gaflet uzun sürer, lakin bedelini bazen en masumlar öder.
Hazırlıklı olmak bir dönemlik değil, artık bir refleks değildir; sürekli bir hâldir. Tehlike azaldığında gevşemek, gündem değiştiğinde rahatlamak, “şimdilik sorun yok” diyerek nöbete ara vermek, çocuklar söz konusu olduğunda affedilmez bir lükstür. Çünkü saldırılar dalga dalga gelir. Bugün başka bir kılıkla, yarın başka bir dille…
Hazırlık, panik değil plan ister; tepki değil, ön alma ister. Çocuğun hayatına giren her yapının, her söylemin, her alışkanlığın bir sonucu vardır. “Zararsız gibi duruyor” cümlesi çoğu zaman en tehlikeli başlangıçtır. Zarar genellikle bağırarak gelmez; alıştıra alıştıra yerleşir, normalleştirir, sıradanlaştırır ve sonra sahiplenir.
Bu yüzden hazırlık yalnızca dışarıya bakmak değildir, içeriye de bakmaktır. Aile içindeki iletişime, evdeki dile, evin içindeki sınır ve şefkate…
Çocuk konuşabiliyor mu?
Soru sorabiliyor mu?
İtiraz edebiliyor mu?
Utandığında sığınacak bir kapı bulabiliyor mu?
Bu soruların cevabı yoksa, dış tehditleri saymanın da bir anlamı yoktur. Çünkü en güçlü koruma, güvenle ve aile ile kurulan bağdır.
Hazırlıklı olmak, “yasaklar listesi” hazırlamak değildir; anlam haritası inşa etmektir. Çocuğa neden hayır dediğini anlatabilmek, neden evet dediğini temellendirebilmektir. İnanç ve ahlak burada soyut sloganlar değil, yaşanan gerçeklik olmalıdır. Yaşanmayan değer savunulamaz; savunulamayan değer de uzun süre ayakta kalmaz.
İslam’ın hazırlık çağrısı korku üretmez, aksine basiret kazandırır. “Aklını kapat” demez, “aklını diri tut” der. “Her şeye inan” demez, “her şeyi ölç” der. Şeytanın süsleyerek geldiğini öğretir. İşte bu yüzden Müslüman, parlak ambalaja aldanmaz. Bu uyanıklık sertlik değil, hikmettir.
Toplumsal hazırlık da bireysel hazırlık kadar önemlidir. Okulda, sokakta, dijital alanda… Sessiz çoğunluk uyanık olmadıkça azınlıklar her daim cesaretlenir. “Beni ilgilendirmez” denilen her mesele, bir gün kapıyı çalar. O gün geldiğinde geç kalmış olmak, “iyi niyetliydik” cümlesiyle telafi edilemez maalesef.
Hazırlıklı olmak, şeffaflığı talep etmektir; hesap sorabilmektir. “Bunu kim yapıyor?”, “Neden yapıyor?”, “Çocuğa faydası nedir?” sorularını sormaktan çekinmemektir. Sorudan rahatsız olan her yapı incelenmeyi hak eder. Çocukların olduğu yerde kutsal dokunulmazlıklar olmaz; yalnızca sorumluluklar olur.
Bir de şu gerçeği unutmayalım: Tehlike bazen dışarıdan değil, alışkanlıktan gelir. Uzayan ekran süreleri, kontrolsüz içerikler, yetişkin dünyasının sorunlarını çocuğun omzuna yüklemek anlamına gelebilir. Bunlar niyetten bağımsız olarak zarar üretir. Hazırlık niyetle değil sonuçla ölçülür.
Bugün hazırlıklı olmak yarını garanti etmez, lakin yarını mümkün kılar. Gevşeklik ise bugünü bile riske atar. Bu yüzden uyanıklık bir kampanya, bir reklam gösterimi değil, ömür boyu bir sorumluluktur. Emanet böyle taşınır.
Son sözü alenen net bir şekilde aşikar olsun:
Hazırlık korku değil ferasettir.
Hazırlık baskı değil merhamettir.
Hazırlık bağırmak değil uyanık kalmaktır.
Ve biz, çocuklar söz konusu olduğunda uykumuzu da konforumuzu da gerekirse ertelemeyi bilmeliyiz. Çünkü emanet uyandırır.
Emanet nöbet tutturur.
Emanet insanı diri tutar.
Her daim hazırlıklı olacağız.
Bugün, yarın ve her şartta…
Vesselam…




