32 C
Bursa
19 Temmuz 2024 Cuma
spot_img
Ana SayfaKıssalarSizin Dininiz Size, Benim Dinim Bana!

Sizin Dininiz Size, Benim Dinim Bana!

(…)

Allah’a iman etmek ona güven veriyor. Her vakit için camiye koşa koşa gidiyor, “Rabb beni bekler!” naralarıyla gönlündeki çiçekleri yeşertiyor. Onu sokakta heyecanlı heyecanlı koşarken görenler, “Nereye?” diye soruyor. “Sevgiliye,” yanıtını alan mahalle halkı başta ayıplıyor, daha sonra Ahmet’in cami avlusundan içeri girdiğini görünce pişmanlık hissiyatına esir oluyor.

Bir gün öğle namazını eda ettikten sonra camiden çıkan Ahmet, yolda gördüğü okul arkadaşına selam veriyor.

“Ooo, Selamun Aleyküm Fırat, nereye böyle?”

“Sümbül Caddesinin çocuklarıyla maç yapacağız, Ahmet. O Kâzım denen velede gününü göstermeye gidiyorum.”

Ahmet kaşlarını çattı. “Ne yaptı ki sana?”

“Geçen haftaki maçta kaleciydim, tam üç gol yedim onun yüzünden. Bu defa yenilginin tadını o çıkarsın bakalım!”

“Oyun oynuyorsunuz Fırat, savaş yapmıyorsunuz. Yenmek de var yenilmek de. Ne bu kin?”

“Savaşıyoruz! Yeneceğim o bacaksızı.”

“İnsan, hırs yaptığını ancak ona yenik düşünce anlıyor. İnşallah bu kirli duygudan bir an önce arınırsın arkadaşım.”

Fırat, Ahmet’in söylediklerine sessiz kalıyor ama içten içe onunla alay ediyordu. “Görmediği biri için her ezanda oyunu bırakıp yerlere yatmak için kaçan korkak Ahmet!” diyordu.

Çocuk, Ahmet’i hep olduğu gibi baştan ayağa süzdükten sonra müstehzi bir gülüş ile şunları söyledi:

“Ne buluyorsun şu namazda, anlamıyorum ki! Gelip bizimle izmarit toplasana.”

Ahmet ise arkadaşını incitmekten imtina eder bir tavırla, “Herkes Allah’ı anmanın önemini idrak edebiliyor olsaydı, cehennem boş kalırdı.” diye yanıtlıyor. “Elbette O’nu bazıları anlayacak, bazıları anlamayacak ki cennette de halk olsun, cehennemde de.”

Bu sözler üzerine Fırat, “Hani cennet, hani cehennem, göstersene!” diyor. “Hani neredeler, göremiyorum.”

“Ben de göremiyorum ancak görebilene iman ediyorum. Cennet ve cehennem, bu dünyadan göçtükten sonra varacağımız yerlerdir. Bizi yaratan söylüyor… İyilik yaparsan mükâfatı, kötülük yaparsan cezası var. Yer yüzünde dengeyi sağlayabilmek için koyulmuş kanunları en basit haliyle böyle anlatabilirim sana.”

“Ben gözümle görmediğim şeye inanmam arkadaş!”

“Mesele de zaten göremiyor olmaya rağmen inanmak ya. Eğer görebiliyor olsaydık, şüphesiz herkes inanırdı. İmtihan, görememek üzerinden işliyor.”

“Ya yoksa?”

“Var. Evrene bakarsan, tabiatı incelersen; bunca güzelliğin, bunca çeşitliliğin bir denge unsuru çevresinde, bir yaratıcı olmadan işleyebilesinin mümkün olmayacağını görürsün. Siz inanmayanlar, göremediğiniz için inanmamayı mantıklı bir hareket olarak savunuyorsunuz ama tabiatı inceleyip, akledip de inanmayı mantıksızlık olarak yorumluyorsunuz. Şunu unutma arkadaşım, görebiliyor olsaydık inanmanın hiçbir hükmü kalmazdı. Esas değerli olan, görmeden inanmak.”

Fırat ikna olmamıştı. “Neyse Ahmet, bıraksam akşama kadar böyle anlatırsın. Sen inan, ben inanmıyorum. Yeter ki artık git, başımı şişirme. Ben bu masalları çok dinledim.”

“Senin masal olarak gördüğün şey, benim bu dünyadaki var oluşumun kaynağı. Hayatı yaşama; günümü, her anımı planlama rehberim. İster inan, ister inanma. Bütün kâinatı yaratan yüce kudretin, kimsenin ona inanmasına ihtiyacı yok. Eğer ‘Ol’ deseydi, şüphesiz herkes inanırdı. O, sen inansan da inanmasan da vardı, sonsuza dek de var olacak. Bak, benim Rabbim ne diyor?”

“Söylesene, merak ettim şu zırvalıkları…”

“Haşa, zırvalık falan değil. Apaçık gerçekler bunlar. Al işte, İsra suresinin 107. Ayeti…” dedikten sonra besele çekip yüce ayeti okudu.

“De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; sizin iman etmeniz ona hiçbir şey katmaz.”

“Böyle bir serbestlik varsa, ben inanmamayı tercih ediyorum.”

“Gerçekleri duymak bir marifet değildir ama sindirebilmek, kabullenebilmek erdemli bir kişilik gerektirir. Hakikate inanç, bir güzelliktir. Sen kendini bile isteye bu güzellikten mahrum ediyorsan, kaybetmeyi göze alıyorsan, artık her söz lafügüzaftır.”

Fırat, daha Ahmet’in lafını bitirmesine bile müsaade etmeden arkasını dönüp gitti. İşte böyledir, inanmayanlar, inançsızlığın ağırlığını, “dinlemek istemiyorum” kılıfına uydurur ve en sonunda çekip giderler. Elbette bu hak da onlara, yaratıcı tarafından verilmiştir fakat onlar bunu bilmezler.

“Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”

(Kâfirûn suresi, 6. Ayet.)

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Cuma Namazı Risalesi

Temmuz Sıcağında

Şekva

Son Yorumlar

Necmettin Yaşar Çetiner yorumladı İslam Hukukunun Temel İlkeleri – 2
Nisa yorumladı Biz Olmak
Saniye yorumladı Hamas’ın Neferleri
Nimet yorumladı Hamas’ın Neferleri
gülten yorumladı Hamas’ın Neferleri