Teslîmiyet, bir bıçağın kesmeyişinde tecellî eden sırr-ı ilâhîdir. Zîrâ hakîkatte kesen demir değil, “Kün” emrinin kudretidir. Hz. İbrâhîm’in destinde titreyen o bıçak, yalnız bir kurbanın değil; nefsin, enâniyyetin ve mâsivâya meyl eden gönlün kurbiyyet imtihânı idi. Cenâb-ı Hak, Halîlullah’ın sadâkatini görünce gökten bir kurban inzâl etti. Çünkü Hak yolunda fedâ edilen hiçbir şey zâyî olmaz. Kul neyi Hak için terk ederse, Rabbi onu rahmet-i bî-nihâye ile ihyâ eder.
Hz. İsmail yalnızca bir evlât değil; duânın, sabrın ve tevekkülün mücessem bir lütfu idi. Hz. Hâcer’in Safâ ile Merve arasında pervâne misâli sa’y edişi, bir annenin telaşından ziyâde dergâh-ı ilâhîye arz olunan bir niyâz-ı aşk idi. Zemzem ise yakarışın rahmete inkılâb etmiş hâliydi. Kul bazen duâsının semâya yükselmediğini zanneder, hâlbuki Hak Teâlâ o niyâzı derûnunda olgunlaştırır, gözyaşını ibâdete tahvîl eder ve vakti geldiğinde hiç umulmadık bir yerden lütfunu ihsân eder.
Aşk-ı ilâhî ile sûziş bulan bir kalbin gülzâra dönmesi bundandır. Nâr-ı Nemrûd, Halîlullah’ı yakmadı; çünkü o ateşe havf ile değil, tevekkül ve rızâ ile yürüdü. Hakk’a teslîm olan gönül bilir ki, âteşin tabiatında yakmak varsa, aşkın tabiatında da serinletmek vardır. Nice yangınlar vardır ki kulu kül etmez, bilakis içindeki hakîkati zuhûra çıkarır. Kimi zaman insan kendini harâb olmuş sanır, lâkin o harâbenin altında aşkullah ile yeşeren bir bâğ-ı irfân saklıdır.
Sabır ve teslîmiyet, ubûdiyyetin aşk ile mühürlenmiş en latîf cevheridir. Dağlar misâli gam ve mihnetin bir avuç duâya sığması ne azîm hikmettir. Kul ağladığını zanneder, hâlbuki her “âh”ı dergâh-ı Rahmân’da gizli bir “gel” hitâbına inkılâb eder. Ne hoş bir hasbihâldir ki secdeye kapanan bir gönül, fânî olan her hissin serâb misâli yokluğa mahkûm olduğunu o an idrâk eder.
Bu âlem-i fenâda muhabbet sandığımız nice hisler hevâ gibi dağılır. Güller solar, mevsimler geçer, sesler susar. Amma velâkin aşkullah bâkîdir. O muhabbet, ezelden ebede “Lebbeyk” sadâsıyla çağıran bir sırdır. Kul ne vakit nefsinin gürültüsünden sıyrılıp sükût-u derûna erişirse, işte o dem hakîkatin nefesini duyar. Anlar ki sabır yalnız beklemek değil, kazâ-yı ilâhîye rızâ göstermektir. Tevekkül ise yollar karardığında dahi “Hasbiyallahu ve ni’me’l-vekîl” diyebilmektir.
İbrâhîmce yaşamak, bıçağın kesmeyeceğine değil, Rabb’in rahmetine îmân etmektir. Hicrânı vuslata, mihneti rahmete, ateşi gülistâna çeviren kudretin huzûrunda boyun eğmektir. Zîrâ Hak yolunda çekilen her çile, sonsuz bir visâlin habercisidir. Kul yeter ki ihlâs ile yönelsin; dergâh-ı ilâhîde hiçbir gözyaşı cevapsız, hiçbir niyâz sahipsiz değildir.
Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim…





Maşallah kıymetli Amine hocam yüreğinize sağlık iyiki varsınız