Ana SayfaBiyografiAhmed Amîş Efendi

Ahmed Amîş Efendi

Kimileri meşhur, kimileri meçhul göçüp gider bu dünyadan…

Gerçi meşhur ve meçhuller de değişebilir. Bazı meçhullerin meşhurları ve meçhulleri ya da bazı meşhurların meçhulleri ve meşhurları farklı olabilir.

Bugün, benim meşhurlarımdan biri olan Fatih Sertürbedârı Ahmed Amîş Efendi Hazretleri’nden bahsedeceğim. Yıllar önce Osmanlı Türkçesi hocalarımdan biri olan, bilhassa bizlere saha çalışmaları yaptıran bir muhterem hocam vesilesi ile onunla tanıştım. O yıllarda Fatih, Süleymaniye gibi câmi hazireleri, Topkapı Sarayı, Divân Yolu’ndaki hazireler ve kütüphanelerde buluşmak için anlaşırdık. Hocamız ve arkadaşlarımızla sabah saatlerinde buluşur, mezar taşı, kitâbe, Osmanlı Türkçesi yazılmış ne bulursak okumaya çalışırdık. Eve gelince de bu kişiler hakkında malumât bulur, düzenli bir şekilde yazar, dosyalar, onları tanımaya çalışırdım. Bu çalışma bir ödev değil, benim şahsî araştırmam olurdu.

İşte böyle bir zaman diliminde, bir gün Fatih Câmii ve haziresini ziyarete gitmiştik. Önce Fatih Sultan Mehmet Han’ı ziyaret ettik. Sonra da hazire tarafına geçince, sağ tarafta kabri bulunan Halvetiyye-i Şa’bâniyye yolunun mürşid-i kâmillerinden Ahmed Amîş Efendi Hazretleri’ne geçtik.

Son dönem Osmanlı âriflerinden, 1807’de Bulgaristan’ın Tırnova kasabasında dünyaya teşrif buyurmuşlar. Şaban ayının 20’sinde, 9 Mayıs 1920’de İstanbul’da, 113 yaşında Hakk’a yürümüş Ahmed Efendi’nin mezar taşını da okuyup dua ile ziyaretimizi yaptık.

Rumeli’de küçük amca manasına gelen “Ammiş” ismiyle yâd edilegelmiştir. Kemâl ehlinin derslerine devam edip mektep hocalığı ile meşgul olmuştur. Çeşitli derslerde bulunmuş, 1852 senesinde (45 yaşında) irşâda mezun kılınmıştır.

Manevî bir davet üzere Ahmed Amîş Efendi, İstanbul’a ilk ziyaretini yapmıştır. Birçok hazerâttan istifade eyleyip, o zamanki Fatih Türbedârı Niğdevi Bekir Efendi (k.s.) ile de görüşüp Tırnova’ya dönmüştür. 1877 senesine kadar memleketinde ikâmet etmiştir.

O sene Osmanlı-Rus Harbi sebebiyle İstanbul’a hicret etmiş, tabur komutanı olarak Kırım Savaşı’na da katılmıştır. Bu gelişinde tekrar Niğdevi Bekir Efendi’yi bulup iki, üç sene kadar sohbet etmişlerdir. Hakikât ve ebedî saâdet arayışında Âmiş Efendi, Sarıgüzel’de İskender Paşa Camii’nin tabutluğunda mücâhede ve halvetle meşgul olurlardı. Bu sıralarda Türbedâr Bekir Efendi Hazretleri de türbedarlık görevini kendisine bırakmalarıyla Fatih Sultan Mehmet Han Türbesi’nin türbedârı olmuş, bu yüzden “Fatih Türbedârı” olarak anılmıştır. Birden fazla tarikattan, teberrüken de olsa, icâzet almış bir şeyhtir.

Kendisine tâbi olanlara sık sık şu tavsiyelerde bulunurdu: “İstiğfar edin, salevât okuyun, Kur’an-ı Kerim okuyun, her şeyi Kur’an’da bulursunuz.” derdi. Yine, “Beni bu türbenin türbedârı zannederler, oysaki biz bütün bu âlemin türbedârıyız.” buyururlardı. Pek çok meşhur müridi vardır: Mutasavvıflar İsmail Hakkı Bursevî (meşhur mutasavvıf değildir) ve Abdülaziz Mecdi Tolun, Hüseyin Avni Konukman, âlim Hasan Basri Çantay, felsefe ve tasavvuf üstadı İsmail Fenni Ertuğrul, Süheyl Ünver’in babası postacı Mustafa Enver Bey, meşhur hattat Hasan Rıza Efendi bunların arasındadır.

Amîş Efendi Hazretleri kutsal emaneti, Bekir Efendi’den aldıktan sonra bereketli bir ömür sürmüşlerdir. Vefâtın vuku bulduğu damadının evi Şehzadebaşı’nda olduğundan, gaslin de bu semtin camii olan Şehzadebaşı Camii imamı tarafından yapılması gerekirken o gün imam bulunamamış, neticede Fatih İmamı Bekir Efendi gasil için çağrılmıştır. Bekir Efendi, gasil işini büyük bir tâzim ve itina ile yaptıktan ve hazretin elini ve yüzünü öptükten sonra ayrılmıştır. Bu hâl, orada bulunanların dikkatlerini çekmiş ve hâdisenin sebebini İmam Bekir Efendi’den öğrenmek istemişlerdir. Israr karşısında Bekir Efendi şu hâdiseyi nakletmiştir:

“Bundam 10 sene kadar önceleri idi. Bir gün sabahleyin Sarıgüzel Hamamı’na gitmiştim. Kurnalardan birinin başında yaşlıca, zayıf-nahif bir zâtın yıkanmaya çalıştığını görünce yanına yaklaştım ve Fatih Türbedârı olduğunu görünce kendilerinden müsaade isteyerek yıkanmalarına yardımcı olmak istedim. Teşekkür ettiler, memnuniyetlerini izhar ettiler; ancak şöyle buyurdular:

‘Sen beni şimdi kendi hâlime bırak, fakat inşallah bilâhare beni iyice yıkarsın!..’ Ben o zaman bunun manasını (itiraf edeyim ki) anlamamıştım. Şimdi bu kutsal hizmet bana düşünce anladım ve kerâmetlerinin bu sûretle zuhur ettiğini idrak edince, hayatlarında iken ne derece gaflette bulunduğumdan dolayı müteessirim.”

Cenaze namazını talebelerinden Abdülaziz Mecidi Efendi kıldırdı. Yıllarca türbedarlığını yaptığı Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesinin yanındaki kabristana defnedildi. Sol yanında oğlu, sağ yanında ise Maraşlı Ahmet Tâhir Memiş Efendi Hazretleri yatmaktadır.

Şu sıralarda restore edilen hazirenin bu Mayıs ayında halka açılacağı söylenmektedir. Şimdilerde ise Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesinde güvenliklerin görev yaptığı mekâna gidip, her birilerine ayrı ayrı ziyaret nasip olması dileklerimle!…

Son olarak; İslam âleminin tüm şerefli bireylerinin mübarek bayramlarını kutlarım.

FATİH SERTÜRBEDÂRI TIRNOVALI
Kutbu’l-Ârifin, Gavsu’l-Vâsilin
Mürşid-i Kâmil El-Hâc
AHMET AMİŞ EFENDİ
Kaddesellâhü sırrahu’l aziz
EL FATİHA


Kaynak: Hüseyin Salahi Çiloğlu, 2011 Kasım – Kurban Bayramı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Nereye Yüzüyoruz?

Ey Garip

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar