14 C
Bursa
21 Nisan 2024 Pazar
spot_img
Ana SayfaİmanNefsimizi Nasıl Tezkiye Ederiz?

Nefsimizi Nasıl Tezkiye Ederiz?

GİRİŞ

İlk nesil Müslümanların önem verdikleri konuların başında nefis tezkiyesi gelmektedir. Sahâbe ve tâbi’in neslinin kendi yaşantılarında nefislerini tezkiye etme ameliyesini asla ihmal etmediklerini görmekteyiz. Buna karşın günümüz Müslümanların birçoğu, amelsizlik sorunu yaşamakta, kalbe hayat veren salih amelleri uygulama konusunda ihmalkâr davranmakla birlikte, kalp kasvetinden dem vurmakta, ibadetlerinden lezzet almadıkları şikâyetinde bulunmaktadırlar. Bu sorun, ister istemez nefsin tezkiye ve terbiye edilmesi meselesini gündeme getirmektedir. Bazı kimseler de nefis tezkiyesi konusunun önemini kabul etmekle beraber bunun ne şekilde ve hangi yöntemlerle yapılacağını bilmediklerini itiraf etmektedirler. Bu sorunu çözümlemek ve bu alanda faydalı olabilmek kasdıyla ‘Nefsimizi Nasıl Tezkiye Ederiz?’ başlığında yazımızı hazırlamış bulunuyoruz. Gayret bizden muvaffakiyet Allah’tandır.

A. Tezkiye Kavramı:

Nefis tezkiyesinin önemi üzerinde durmadan önce ‘tezkiye’ kavramının sözlük ve şer’i anlamını görelim. Bu terimi iyice kavramamız, konunun daha iyi anlaşılması bakımından önemlidir.

a- Sözlük Anlamı: ‘Tezkiye’ kelimesi, Arapça bir kavram olup temizleme, tecrit etme, sıyırma, terbiye etme, övme, temize çıkartma, bir şeyi arttırma, çoğaltmak, fazlalaşmak, düzeltme ve malının zekatını verme gibi anlamlara gelmektedir.[1]

b- Şer’i Anlamı: ‘Tezkiye’, nefsi; heva, kapris ve arzularından, kalbi hastalık, ve rezil hareketlerden veya gayri meşru hallerden temizlemek, yerine güzel ahlâkı ve faziletli amelleri yerleştirmek, yani nefsi ıslah etmektir.[2] Nitekim Nebî (s.a.v)’in her cuma hutbesine başladığında:

‘Nefislerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız’[3] ifadesi bu anlamı vermek maksadıyla kullanılmıştır.

B. Nefis Tezkiyesinin Önemi:

İnsanları tevhit inancına davetinden yanında, Peygamberler’in en önemli görevlerinden birisi de onların kendi nefislerini tezkiye etmeleridir. Nitekim bu konuda Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

﴿هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمْ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ.﴾

‘Ümmilere içlerinden, kendilerine âyetleri okuyan ve şirkten (tezkiye eden) temizleyen, onlara Kitab’ı ve Hikmet’i öğreten bir peygamberi gönderen O’dur. Kuşkusuz onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.’ (Cuma suresi, 62/2)

Allah Rasûlü (s.a.v) de şöyle buyururmuştur:

‘Ben ahlâkın güzelliklerini tamamlamak için gönderildim’ veya: ‘Ahlakın iyi olanları (yararlı) olanları tamamlamak için gönderildim.’[4]

Cenâb-ı Hak, kulun felahını nefis tezkiyesine bağlıyor. Şems Suresi’nde on bir kasemden sonra bunu zikretmektedir. Kur’an’ı Kerîm’de bu siyakta daha mükemmel birbirini takip eden kasemler, bu surede olduğu kadar başka surelerde mevcut değildir:

﴿وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا. وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا. وَالنَّهَارِ إِذَا جَلَّاهَا. وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا. وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا. وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا. وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا. فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا. قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا. وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا.﴾

‘Güneşe ve kuşluk vaktine, …nefsi ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.’ (Şems /1-10)

I. NEFİS VE KALBİN NİTELİKLERİ

Maneviyatla ilgilenen âlimlerinin üzerinde en çok durduğu konulardan biri, nefis ile kalp konusudur. Onlar bu iki nesneyi kavrayabilmek için naslar ışığında niteliklerini belirlemeye çalışmışlardır. Söz konusu niteliklerle ancak nefis ve kalp konusunda fikir sahibi olabiliriz.

A- Nefsin Nitelikleri

Tabiatı itibarıyla nefsin nitelikleri bulunmaktadır.[5] Cenâb-ı Hak, Kur’ân Kerîm’de nefsi üç sıfatla nitelendirmiştir. Onlar şöyledir:

1. Nefs-i Mutmainne: İtminane eren nefistir. Böylesi Peygamber ve salih kimselerin nefsidir. Ayrıca buna en-Nefsu’l-Müzekkâ yani ‘tezkiye edilmiş nefis’ de denilmektedir.

Cenâb-ı Hak, nefisle ilgili olarak şöyle buyurur:

﴿يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ، ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً، فَادْخُلِي فِي عِبَادِي. وَادْخُلِي جَنَّتِي﴾

‘Ey itminana ermiş nefis! Sen ondan hoşnut, o da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve Cenneti’me gir.’ (Fecir 89/27-30)

2. Nefs-i Levvâme: Kendisini çokça kınayan nefistir. İbn Kayyim bunun iki türlü olduğunu zikreder.

a- el-Levvâmetu’l-Melûme: Başkaları tarafından (levm edilen) kınanan nefistir. Yani; Allah ve meleklerin kınadığı cahil ve zalim olan nefistir.

b- el-Levvâmetu Gayru’l-Melûme: Başkaları tarafından kınanmadığı halde kendisini kınayan nefistir: Bu da Allah’a ibadet ve taatte gayret sarfettiği halde, kusurları dolayısıyla kendisini ayıplayan nefistir ki; bazı âlimlere göre bu nefis, Kıyamet Günü’nde, yaptıklarına pişmanlık duyup kendisini kınayacak olan nefistir. Cenâb-ı Hak, levvâme nefis ile ilgili olarak şu kasemde bulunur:

﴿لاَ أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ. ﴾

‘Kıyamet Günü’ne ve kendini kınayan nefse (pişmanlık duyan) yemin olsun!’ (Kıyâme 75/1-2)

Bu tür bir nefis, genelde fasık ve günah işleyen Müslümanda olup nefsinin tezkiye edilmesine ihtiyaç vardır.

3. Nefs-i Emmâre: Bu nefis zemmedilen bir nefis olup genelde kafir ve inançsız kimselerde bulunan nefistir.

Cenâb-ı Hak, bu nefisle ilgili olarak şöyle buyurur:

﴿وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّي إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَحِيمٌ.﴾

“(Vezirin karısı dedi ki): ‘Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, gerçekten kötülüğü (emmâre) emreder. Ancak Rabbim ’in esirgediği nefis müstesnadır. Çünkü Rabbim acıyıp bağışlayandır.’” (Yusuf 12/53)

Nefsin tezkiyesi kalbin salahına bağlıdır. Kalbi salih (sağlam) ise nefis de müzekkâdır, yani tezkiye edilmiş demektir. Hadiste buyrulduğu gibi:

‘İyi biliniz ki bedende bir et parçası vardır, o salah bulursa (iyileşirse), bütün beden salah bulmuş (iyileşmiş) demektir. O bozulursa bütün beden bozulmuştur. İşte o et parçası kalptir.’[6]

Demek oluyor ki, ‘nefis tezkiyesi’ önce kalbin tedavi edilmesinden başlar. Durum böyle olunca, önce kalp çeşitlerine göz atmamız gerekmektedir. Ta ki kalbin duruma göre ona uygun bir tedavi şekli uygulanmış olsun.

B- Kalbin Nitelikleri

Kur’ân-ı Kerîm kalbin çeşitli niteliklerinden bahsetmektedir.[7] Söz konusu nitelikleri üç grupta toplamak mümkündür.

1- Salih Kalp: Bu kalp ihlâsla iman ederek kurtuluşa ermiş, manevî hastalıklardan, şirk ve şüphelerden arınmış, Allah ve Rasûlü (s.a.v)’in yoluna teslim olmuş kalptir. Böyle bir kalp, ancak Peygamber ve salih kimseler de bulunur.

Bu konuda Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

﴿يَوْمَ لاَ يَنْفَعُ مَالٌ وَلاَ بَنُونَ، إِلاَّ مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ.﴾

‘O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a kalbi selim (temiz sağlam bir kalp) ile gelen müstesna!’ (Şu ‘ara 26/88-89)

Saîd b. el-Museyyeb (r.a) şöyle demiştir:

‘Kalbi selim, manen sıhhatte olan kalptir ki bu da müminin kalbidir.’

2- Hasta Kalp: Manen hastalanmış ve tedaviye ihtiyacı olan kalptir. Bu kalp fasık ve münafıkların kalbi olup, birçok manevî hastalıkları barındırmaktadır:

﴿فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمْ اللَّهُ مَرَضًا…﴾

‘Onların kalplerinde (nifak ve hasetten oluşan) hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır…’ (Bakara 2/10)

3- Ölü Kalp: Salih ve sağlam kalbin zıttıdır. Bu da kafir ve inançsız kimselerin kalbidir. Bu konuda Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

﴿خَتَمَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ.﴾

‘Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için Ahirette büyük bir azap vardır.’ (Bakara 2/7)

Başka bir ayeti kerimede ise şöyle buyurur:

﴿…لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا…﴾

‘Onların kalpleri vardır, onlarla gerçeği anlamazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler (ibret almazlar), kulakları vardır, onlarla (nasihat) dinlemezler.’ (Araf 7/179)

Burada tedavi edilmesi gereken kalp, hasta olan kalptır. Kibir, riya’ (gösteriş), mal sevgisi, dünya tamahkarlığı ve hırsı, kendini beğenme, nifak, çıkarcılık, makam ve mevki sevgisi, su-i zan, kin, haset, buğz ve adavet gibi hastalıklardan temizlenmesi gerekir. Kalp ıslah edilirse, bütün azalar da ıslah edilmiş olur. Böylelikle vücuttaki her aza ve organ kendi mesuliyetini ve sorumluluğunu idrak etmeye başlar ve gerekeni yapmağa çalışır.

Bu konuda Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

﴿وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُوْلَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولاً.﴾

‘Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.’ (İsrâ 17/36)

II NEFİS NASIL TEZKİYE EDİLİR?

Nefsi tezkiye etmenin çeşitli yöntem ve yolları bulunmaktadır. Bunlara geçmeden önce, tezkiyenin kısımlarını incelememiz gerekir. Tezkiye edilmesi gereken yönleri bilmemiz açısından önemlidir.

A- Nefis Tezkiyesinin Kısımları:

Nefis tezkiyesi iki kısma ayrılmaktadır:

  1. Tasfiye: Bundan maksat, Müslümanları, itikadî yönünden yanlış inanç ve hurafelerden, şirkin çeşitlerinden temizlemedir. Amelî yönünden işlenilen hata ve bidatlerden arındırmadır. Tasfiye ameliyesi, itikadî olduğu kadar da amelîdir.
  2. Terbiye: Buna ruhi terbiye demek daha doğrudur, bundan kasıt; niyetin düzeltilmesi, şüpheli şeylerden kaçınma ve ihlası kazanmadır. Kalbe hayat veren amellerden; zikir, Kur’ân tilaveti, istiğfar, dua, Rasûlullah (s.a.v)’e salât getirme ve gece namazı kılma gibi amelleri uygulamaktır. Züht, takva ve verâ[8] sahibi olma, nefsi muhasebe etme, musibete sabretme, Allah’a şükretmedir. Allah muhabbeti ve O’nun kazasına rıza gösterme, O’ndan korkma, O’na recâ (ümit bağlama) ve tövbe etmedir. Kısacası, söz konusu faziletli amelleri işlemek suretiyle nefsini, aile fertlerini ve toplumu eğitmek güzel ahlâkı vermektir.

Aslında tezkiye konusu, ruh ve bedene yönelik çok geniş bir eğitim alanıdır. Sahası daha fazla amelîdir ve uygulamalıdır. Yani, teorik olmaktan ziyade pratik değeri vardır. Ayrıca terbiye ameliyesi yapılırken ya da yapıldıktan sonra nefsi kesinlikle temize çıkarmamak ve üstünlük taslamak olmamalıdır. Çünkü bilindiği üzere üstünlük, ancak takva ilkesi ile ölçülüdür. Cenâb-ı Hak, kendini üstün görenleri şu ayetiyle ikaz etmektedir:

﴿…فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ اتَّقَى.﴾

‘…Kendi nefsinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.’ (Necm 53/32)

B- Sahâbe ve Tabiin Neslinin Tezkiye Yöntemi:

  1. Sahâbe ve tabiinin nefsi tezkiye metodunun dayanağı Allah Rasûlü (s.a.v) olunca, bunun kaynağının vahiy olduğunu söyleyebiliriz. Onlar diğer konularda olduğu gibi tezkiye konusunda da Resulullah’ı örnek almışlar ve onun yaşadığı hayatı yaşamaya çalışmışlardır.
  2. Sahabe ve tabiinin nefsi tezkiye metodu, Kur’ân ve Sünnet’te gösterilen uygulama ve tavsiyelere dayanmaktadır. İslam uleması ve ilk sünnî zahitler ve salih kimseler bu yolu takip etmişlerdir.
  3. Sahâbe ve tabiinin nefsi tezkiye etme yöntemlerini ve günlük hayattaki uygulamalarını incelediğimizde, tutarlılık ve insan fıtratına uygunluk hakimdir. Aşırılık, taşkınlık, kendini kaybetme, bağırıp çağırma, şatahât, şeriata zıt sözler söyleme, kendi nefsime eziyet edeceğim diye helalı haram, haramı helal yapma gayreti yoktur. Bidat çıkarmak, şirk işlemek gibi yanlış uygulamalar bulunmamaktadır. Onlar şer’i hükümlere saygılıdırlar.
  4. Sahâbe ve tabiinin nefis tezkiyesinde uyguladığı metotlarda; nefsi eğitme, onu manevî hastalıklardan kurtarma, şeytanın hile ve tuzaklarını tanıma yanı sıra imanı salih amellerle ve manevi gıdalarla takviye etme, hasta kalbi tedavi etme yanında günahlardan kaçınma, amellerde itidal ve istikametli olma öğretilmektedir.

SONUÇ

Yazımızda tezkiye kavramı üzerinde durduk, akabinde nefis ve kalbin niteliklerini anlattıktan sonra nefis tezkiyesinin kısımlarını zikrettik. Konuyla ilgili olarak, nazarî bilginin yanında terbiye ve tezkiyenin pratik değeri olması nedeniyle, Sahâbe ve tâbi’in döneminde nefis tezkiyesinin yöntem ve sınırlarını belirlemeye çalıştık.

Son olarak, nefsin terbiye ve tezkiyesiyle ilgili metotları, faydalı zikir ve duaları konu edinen bazı faydalı eserlerin listesini vererek yazımızı noktalıyoruz. Konuyla alakalı faydalı eserler çoktur, bunlar arasında şunları zikredebiliriz:

  1. İbn Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn (Saliklerin Basamakları),
  2. İbn Kayyim, İgâsetu’l-Lehfân (Şeytanın Tuzakları),
  3. İbn Kayyim, el-Vâbilu’s-Sayyib (Dualar ve Zikirler),
  4. İbnu’l-Cevzî, Telbîsu İblîs (İblisin Hileleri),
  5. M. Saîd el-Kahtânî, Hısnü’l-Müslim (Müslümanın Sığınağı),
  6. Ahmed b. Hanbel, Kitâbu’z-Zühd,
  7. Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’l-Vera’,
  8. Abdullah b. el-Mubârek, Kitâbu’z-Zühd,
  9. Hennad b. Es-Serrî, Kitâbu’z-Zühd,
  10. el-Beyhakî, ed-Da’avatü’l-Kebir, (Büyük, Dualar kitabı),
  11. İbn Hazm, Tehzîbu’n-Nüfûs, (Nefislerin Terbiyesi),
  12. İbn Teymiyye, el-Kelimu’t-Tayyib (Dualar ve Zikirler),
  13. Zehebî, el-Kebâir (Büyük Günahlar),
  14. Ebû’l-Berâ’ Sad b. Muhammed, Tezkiyetü’n-Nefs (Nefsin Tezkiyesi),
  15. İmam Nevevî, El-Ezkâr (Zikir ve Virdler).

Cenâb-ı Hak bizleri, nefislerimizin şerrinden korusun ve onu tezkiye ve terbiye eden kullarından eylesin.

Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi, Rasûlü’nün yoluna tabi olanlar üzerine olsun…


[1] Tezkiye’nin sözlük anlamı için bkz. el-Fîrûzâbâdî, el-Kâmûsu’l-Muhît, Mü’essesetü’r-Risâle, Beyrut, 1424-2003, s. 1292; Mevlüt Sarı, Mevârid, Arapça-Türkçe Lügatı, Bahar Yay. İstanbul, 1980, s. 701.
[2] Tezkiye’nin anlamları konusunda daha geniş bilgi için bkz. ‘Abdul‘azîz b. Muhammed Âl-i ‘Abdullatîf, Me‘âlim fî’s-Sulûk ve Tezkiyeti’n-Nufûs, Dâru’l-Vatan, Riyad, 1414-1993, s. 57-59.
[3] Müslim, Cumu’a, no: 868, thk. Muhammed Fuad Abdülbakî, Dâru İhyâ’u’t-Turâs, Beyrut, ts.
[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned, el-Mektebu’l-İslamî, Beyrut, ts, 2/381
[5] Nefsin nitelikleri konusunda daha fazla bilgi için bkz. İbn Kayyım, Nefis Tezkiyesi, terc. Osman Arpaçukuru, Karınca Yay. İstanbul. 2003, s. 97-100
[6] Buhârî Bed‘u’l-Vahy, 37, thk. Mustafa Edîb el-Bugâ, Dâru’l-Yemâme, Beyrut, 1407-1987; Müslim, el-Musâkât,1599.
[7] Kalbin nitelikleri konusunda daha fazla bilgi için bkz. İbn Kayyim, Nefis Tezkiyesi, s. 42-47.
[8] Helal ve haram konusunda hassasiyet gösterme anlamındadır.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYA

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
4,338TakipçilerTakip Et
- Reklam -spot_img

Yeni İçerikler

Son Yorumlar

Nisa yorumladı Karınca Kararınca
ummugulsumsolmaz6565@gmail.com yorumladı İnsan ve Mana
Ümmü Gülsüm Solmaz yorumladı İnsan ve Mana
Süheyla Durna yorumladı İnsan ve Mana
Rukiye yorumladı İnsan ve Mana